Rusya-Ukrayna Savaşı, Doğu Avrupa’da güvenlik işbirliğini benzeri görülmemiş ölçüde güçlendirmiş olsa da bölge ülkeleri arasındaki tarihsel anlaşmazlıklar tamamen ortadan kalkmış değildir. Aksine savaşın uzamasıyla birlikte geçmişe ilişkin tartışmalar yeniden görünür hale gelmiş ve bazı durumlarda siyasi ilişkileri zorlayan unsurlara dönüşmüştür. Polonya ile Ukrayna arasında tarihsel hafıza ve devlet nişanlarıyla ilgili tartışmalar, Belarus ile Ukrayna arasındaki derin diplomatik kopuş ve Baltık bölgesindeki güvenlik kaygıları, Doğu Avrupa’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal dayanıklılığının da sınandığını göstermektedir. Dolayısıyla bu durum ile Rusya’nın bölgedeki jeopolitik hedefleri, birbirinden bağımsız gelişmeler değildir. Bu süreçler, Avrupa’nın güvenlik mimarisini etkileyebilecek daha geniş çaplı bir rekabetin parçaları olarak değerlendirilebilir.
Nitekim bu tür gelişmeler, Rusya açısından önemli stratejik fırsatlar yaratabilecek bir jeopolitik ortam oluşturmaktadır. Moskova’nın temel hedeflerinden biri yalnızca Ukrayna üzerinde baskı kurmak değil, aynı zamanda Avrupa’nın doğu kanadındaki siyasi birlikteliği yıpratmaktır. Günümüzde, askeri cephede henüz kesin bir sonuç alınamamış olması nedeniyle tarihsel anlaşmazlıklar, kimlik siyaseti ve kamuoyu kutuplaşması giderek daha önemli stratejik araçlar haline gelme potansiyeli taşımaktadır.
Polonya-Ukrayna İlişkilerinde Güvenlik İşbirliği ve Siyasi Gerilimler
Polonya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırısından sonra stratejik açıdan güçlenmiş olsa da tarihsel meseleler zaman zaman yeniden gündeme gelmektedir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan Volhinya Olayları, tarihsel anma politikaları ve ulusal kahramanlara ilişkin farklı yaklaşımlar iki ülke arasında tartışmalara neden olmaktadır. Bazı nişanlar, madalyalar veya tarihi şahsiyetlere verilen resmi onurlar da kamuoyunda hassasiyet yaratabilmektedir. Bu durum, iki ülkenin ortak güvenlik çıkarlarını tamamen ortadan kaldırmasa da karşılıklı güveni zaman zaman zayıflatabilmektedir.
Buna örnek olarak, 19 Haziran’da Polonya Cumhurbaşkanlığı tarafından, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakıldığının duyurulduğu yönündeki iddialar gösterilebilir. Söz konusu nişan, 2023 yılında dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından Volodimir Zelenski’ye verilmişti. Kararın gerekçesi olarak ise Zelenski’nin 26 Mayıs’ta Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Özel Harekat Kuvvetleri’ne bağlı bir birliğe “UPA Kahramanları” onursal unvanını verme kararı gösterilmektedir.[i]
Bunun yanı sıra görevdeki Ukrayna Cumhurbaşkanı’na destek amacıyla Ukrayna’nın eski cumhurbaşkanları Leonid Kuçma, Viktor Yuşçenko ve Petro Poroşenko da Polonya tarafından kendilerine tevdi edilen devlet nişanlarını iade etmiştir. Bu protestoya diğer üst düzey Ukraynalı yetkililer de katılmıştır. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiga, Varşova’nın kararını “yalnızca Moskova’nın çıkarına hizmet edecek stratejik bir hata” olarak nitelendirerek, kendisine verilen “Polonya Cumhuriyeti’ne Hizmet Nişanı”nın Yıldızlı Komandör Haçı’nı iade ettiğini açıklamıştır. Benzer bir adımı, Ukrayna Savunma İstihbaratı Başkanı Kyrylo Budanov ile Ukrayna’nın Polonya Büyükelçisi Vasıl Bodnar da atmıştır.[ii]
Ayrıca Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz, Ukrayna’nın insansız hava aracı (İHA) üretim teknolojilerini paylaşmayı reddetmesi nedeniyle Polonya’nın MiG-29 savaş uçaklarını Ukrayna’ya devretmeyeceğini açıklamıştır.[iii]
Bu tartışmaların doğrudan güvenlik işbirliğini sona erdireceğini söylemek gerçekçi değildir. Ancak kamuoyunda oluşabilecek olumsuz algılar, siyasi karar alıcıların hareket alanını daraltabilmektedir. Tarihsel hafızanın siyasetle iç içe geçtiği ülkelerde semboller, çoğu zaman diplomatik açıklamalardan daha güçlü etki yaratabilmektedir.
Kayda değer bir diğer husus ise bu gerilimin tırmanışının zamanlamasıdır. Volhinya Olayları’nın mirası, Ukrayna İsyan Ordusu’na (UPA) ilişkin tartışmalar ve sembolik devlet nişanları etrafında yaşanan anlaşmazlıklar yalnızca tarihsel meseleler değildir; aynı zamanda Polonya’da seçmen davranışını etkileyen siyasi araçlara da dönüşmektedir.
Gelecek yıl yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde, Ukrayna’ya yönelik daha sert söylemlerin öne çıkması, iktidar ile muhalefet arasındaki siyasi rekabetin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Üstelik, Avrupa Birliği (AB) yanlısı Polonya Başbakanı Donald Tusk ile Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki arasında görüş ayrılıklarının bulunması, iç siyasette gerilim yüklü söylemlerin sürme olasılığını artırmaktadır. Ancak bu durum, Polonya’nın bölgesel güvenlik kaygılarından kaynaklanan nedenlerle Ukrayna’ya verdiği stratejik desteğin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Asıl mesele, iç siyasi rekabetin dış politika kararlarını ne ölçüde şekillendirdiğidir.
Belarus-Ukrayna Gerilimi: Donmuş Diplomasi
Belarus ile Ukrayna arasındaki ilişkiler ise farklı bir nitelik taşımaktadır. Minsk yönetiminin Moskova ile derinleşen askeri entegrasyonu, Ukrayna açısından Belarus sınırını sürekli bir güvenlik riski haline getirmiştir. Diplomatik ilişkiler büyük ölçüde işlevsiz hale gelirken, karşılıklı güvensizlik de pekiştirilmiştir. Minsk yönetiminin Moskova ile yakın askeri ve siyasi işbirliği içinde hareket etmesi, Kiev tarafından ciddi bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmektedir.
Ukrayna’nın Belarus sınırına yakın bölgelerdeki askeri teçhizatın geri çekilmesini talep etmesi, tesadüfi bir gelişme olarak değerlendirilmemektedir. Bununla birlikte Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’nun Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’ye yönelik ifadeleri nedeniyle daha sonra özür dilemesi, Belarus yönetiminin en azından şimdilik gerilimin daha fazla tırmanmasını arzu etmediği şeklinde yorumlanabilir. Öte yandan Belarus ile yaşanabilecek muhtemel bir çatışma, Rusya’nın kuzey cephesinde stratejik baskı oluşturmasına imkân tanırken, Ukrayna’nın askeri kaynaklarını farklı cephelere yönlendirmesini de zorunlu kılabilir.
Doğu Avrupa’daki krizlerin giderek “Slav halklarının birbirleriyle çatışması” şeklinde algılanması, Moskova’nın stratejik çıkarlarıyla örtüşebilir. Böyle bir anlatı, Rusya’nın kendi politikalarını bölgesel bir güç mücadelesi yerine tarihsel ve kültürel bir iç hesaplaşma olarak sunmasına imkân verebilir.
Rus dış politikasının uzun vadeli hedeflerinden biri, Batı ile Doğu Avrupa arasındaki siyasi uyumu zayıflatmak olarak değerlendirilmektedir. Bunun için doğrudan askeri baskının yanı sıra bilgi operasyonları, tarihsel anlatılar, dezenformasyon kampanyaları ve toplumsal kutuplaşmayı artırabilecek söylemler önemli araçlar olarak görülmektedir. Bu eylemler, hibrit savaşın unsurları olarak sınıflandırılmaktadır.
Moskova açısından ideal senaryo, Doğu Avrupa ülkelerinin ortak tehdit algısını kaybetmesi ve birbirlerini tarihsel rakip olarak yeniden görmeye başlamalarıdır. Böyle bir gelişme, NATO ve Avrupa Birliği içinde ortak politika üretmeyi zorlaştırabilir ve Rusya’nın bölgesel manevra alanını genişletmeye hizmet etmektedir.
Baltık Bölges: Dolaylı Ancak Gerçek Risk
Doğu Avrupa’da siyasi uyumun zayıflaması en çok Baltık ülkelerini etkileyebilmektedir. Estonya, Letonya ve Litvanya’nın güvenliği, büyük ölçüde NATO’nun caydırıcılığına ve müttefiklerin siyasi dayanışmasına dayanmaktadır.
Eğer Doğu Avrupa içinde ciddi siyasi ayrışmalar ortaya çıkarsa, bu durum Rusya’nın Baltık bölgesine yönelik siyasi baskısını artırabilir. Bu baskı doğrudan askeri nitelikte olmak zorunda değildir; siber operasyonlar, bilgi savaşı ve enerji güvenliği gibi hibrit tehdit alanlarında da kendini gösterebilir. Rus etnik topluluklarının jeopolitik hedefler doğrultusunda araçsallaştırılması olasılığı da istisna tutulmamaktadır.
Doğu Avrupa’daki mevcut gerilimler yalnızca ikili diplomatik anlaşmazlıklar olarak okunmamalıdır. Bunlar aynı zamanda Avrupa güvenlik düzeninin geleceğini etkileyebilecek stratejik gelişmelerdir. Polonya ile Ukrayna arasındaki tarihsel tartışmaların, Belarus-Ukrayna geriliminin ve Baltık bölgesindeki güvenlik kaygılarının birbirinden bağımsız olmadığı görülmektedir.
Rusya açısından bölünmüş bir Doğu Avrupa, Batı’nın doğu kanadında daha zayıf bir siyasi koordinasyon anlamına gelebilir. Bölgesel dayanışmanın korunması, yalnızca Ukrayna’nın değil, Avrupa’nın doğu sınırındaki tüm güvenlik mimarisinin geleceği açısından belirleyici olmaya devam edecektir.
[i] Лилия Ржеутская, Яцек Лепяж, “Что стоит за “войной орденов” между Польшей и Украиной”, DW, https://www.dw.com/ru/cto-stoit-za-vojnoj-ordenov-mezdu-polsej-i-ukrainoj/a-77664608, (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
[ii] Ibid.
[iii] Kateryna Serohina, “Poland refuses MiG-29 transfer to Ukraine after drone tech dispute”, RBC-Ukraine, https://newsukraine.rbc.ua/news/poland-refuses-mig-29-transfer-to-ukraine-1782789530.html, (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
