Küresel siyasetin ekseni Asya-Pasifik bölgesine kayarken, Çin Halk Cumhuriyeti ile Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) arasındaki ilişkiler, Batılı uluslararası ilişkiler teorilerinin dar ve indirgemeci kalıplarını aşan bir derinliğe ulaşmıştır. 9 Haziran 2026 tarihinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yedi yıl aradan sonra Pyongyang’a gerçekleştirdiği ve Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un tarafından eşsiz bir protokolle ağırlanmasıyla sonuçlanan devlet ziyareti, salt bir diplomatik temasın ötesinde iki devlet arasındaki tarihsel ve ontolojik bağların yeniden üretilmesi sürecidir.[i]
Batı merkezli uluslararası ilişkiler disiplini, özellikle Neorealizm ve Neoliberal Kurumsalcılık, uluslararası sistemi anarşik bir yapı olarak kurgular ve devletleri bu yapı içerisinde izole, rasyonel, sadece kendi faydasını ve güvenliğini maksimize etmeye çalışan “bilardo topları” olarak tanımlamaktadır. Bu rasyonalist ve aktör merkezli perspektiften bakıldığında, Çin-Kuzey Kore ilişkisi genellikle araçsal bir düzleme indirgenmektedir. Realist literatür, Kuzey Kore’yi Çin için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve müttefiklerine (Güney Kore, Japonya) karşı bir “tampon bölge” veya stratejik bir yük olarak okuma eğilimindedir. Ancak bu indirgemeci yaklaşım, Pyongyang ve Pekin arasındaki sarsılmaz bağın ideolojik ve tarihsel sürekliliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.[ii]
Bu epistemolojik çıkmaza karşı Qin Yaqing’in geliştirdiği İlişkisel Teori, analizin merkezine izole edilmiş “aktörleri” değil, süreçleri ve “ilişkileri” yerleştirmektedir. Qin Yaqing’e göre dünya, rasyonel hesaplamalar yapan bağımsız öznelerin çarpışma alanı değil, sürekli etkileşim halinde olan ve bu etkileşimler vasıtasıyla kendi kimliklerini var eden ilişkisel bir ağdır. Bu bağlamda kimlik ve çıkar, verili değildir; ilişkiler içinde inşa edilmektedir. Çin devleti için “uyum”, sistemin en üstün değeridir ve bu uyum ancak ilişkisel bütünlüğün korunmasıyla mümkündür.
İlişkisel Teori’nin Çin-Kuzey Kore ilişkilerine uygulanması, ittifakın doğasını anlamada radikal bir paradigma değişimi sunmaktadır. Çin için Kuzey Kore sadece sınır güvenliğini sağlayan bir araç değildir; tarihsel, ideolojik ve kültürel bağlamda “ağabey-kardeş” metaforlarıyla örülü, koparılması veya sistem dışına itilmesi imkânsız bir ilişkisel öznesidir. Çin, Kuzey Kore’yi terk etmeyi kendi çıkarlarına yönelik rasyonel bir hamle olarak değil, kendi ilişkisel bütünlüğüne, ontolojik güvenliğine ve kimliğine yönelik varoluşsal bir tehdit ve kırılma olarak algılamaktadır.
Tarihsel perspektiften incelendiğinde, bu ilişkisel bağın temelleri Soğuk Savaş’ın sıcak çatışması olan Kore Savaşı’nda atılmıştır. Çin Halk Gönüllü Ordusu’nun Kuzey Kore saflarında Amerikan güçlerine karşı savaşması ve Mao Zedong’un kendi oğlunu bu savaşta kaybetmesi, iki ülke arasındaki ilişkiyi “kanla mühürlenmiş” bir boyuta taşımıştır. Şi Cinping’in Haziran 2026 tarihindeki görüşmelerde bu kan bağına atıfta bulunarak geleneksel dostluğun iki halkın ortak mirası olduğunu vurgulaması, ilişkisel teorideki geçmiş etkileşimlerin bugünkü kimliği nasıl şekillendirdiğinin en net kanıtıdır.
Bu tarihsel ve ilişkisel ağın Kuzey Kore kanadındaki izdüşümü ise devletin kurucu felsefesi olan “Juche (kendi kendine yetme)” ideolojisidir. Kim Il-sung tarafından formüle edilen Juche, genellikle katı bir izolasyonizm veya mutlak bağımsızlık dogması olarak yanlış yorumlamaktadır. Halbuki ilişkisel bir analiz çerçevesinde Juche, Kuzey Kore’nin asimetrik güç ilişkileri içinde, özellikle devasa komşusu Çin’le olan bağında kendi otonomisini, onurunu ve karar alma mekanizmasını koruma stratejisidir. Juche, Çin’le ilişkiyi reddetmemekte; bu ilişki içinde asimile olmadan, eşit bir “sosyalist kardeş” olarak var olmanın ideolojik kalkanını oluşturmaktadır.
Juche felsefesinin temelinde siyasi bağımsızlık, ekonomik kendi kendine yeterlilik ve askeri öz savunma yatmaktadır. Kim Jong-un’un Şi Cinping’i Pyongyang’da büyük bir askeri törenle ve 21 pare top atışıyla karşılarken sergilediği ihtişam, hem Çin liderine verilen muazzam değeri (Guanxi ağındaki hiyerarşik saygıyı) hem de Juche’nin inşa ettiği güçlü ve bağımsız devlet imajını aynı anda yansıtmaktadır. Bu, Kuzey Kore’nin zayıf ve bağımlı bir tampon bölge olmadığını, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir müttefik olduğunu Çin’e ve dünyaya ilan etme biçimidir.
8 Haziran 2026 tarihinde gerçekleşen Şi-Kim zirvesi, bu ideolojik ve teorik arka planın güncel bir yansımasıdır. Görüşmeler sırasında Şi Cinping’in sunduğu dört maddelik stratejik öneri planı, İlişkisel Teori’nin adeta bir politika belgesine dönüşmüş halidir. İlk öneri olan “siyasi karşılıklı güvenin konsolide edilmesi”, rasyonel çıkarların ötesinde iki devletin birbirinin rejim güvenliğine duyduğu sarsılmaz inancı temsil etmektedir. Şi’nin stratejik iletişimi artırma çağrısı, “bilardo topları” gibi dışarıdan çarpışmayı değil, ilişkisel ağın sinir sistemini canlı tutmayı amaçlamaktadır.
Şi’nin ikinci önerisi, kurumsal hafızanın ve tarihsel sözleşmelerin yeniden canlandırılması üzerine kurulmuştur. 2026 yılının Çin-DPRK Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardımlaşma Antlaşması’nın 65. yıldönümü olduğunu vurgulayan Şi, büyük anma etkinliklerinin düzenleneceğini belirtmiştir. İlişkisel Teori hususunda anma törenleri ve kutlamalar, geçmişte yaşanmış ortak deneyimlerin ritüelleştirilerek bugünkü kimlik inşasına dahil edilmesini sağlamaktadır. Bu antlaşma, sıradan bir savunma paktı olarak okunmamalıdır, antlaşma iki ülkenin kader ortaklığının yazılı bir manifestosudur.[iii]
Zirvenin üçüncü ayağını oluşturan pratik işbirliğinin artırılması hedefi, Çin’in Kuzey Kore’yi ekonomik olarak ayakta tutma stratejisinin bir parçasıdır. Qin Yaqing’in ilişkisel modelinde ekonomik alışveriş, taraflar arasındaki bağları güçlendiren, karşılıklı bağımlılığı ve harmoniyi besleyen bir “ilişkisel tutkal” işlevi görmektedir. Tarım, bilim, teknoloji ve sağlık gibi alanlardaki işbirliği, Kuzey Kore’nin Juche temelindeki kalkınma hedeflerini sarsmadan, onun Çin sistemine entegrasyonunu yumuşak bir biçimde sağlamaktadır.
Bu ilişkisel tutkalın pratik sahada nasıl işlediği, 2026 yılının ilk yarısında yaşanan olağanüstü gelişmelerle de sabittir. Resmi istatistiklere göre 2025 yılında 2.735 milyar dolara ulaşan ikili ticaret hacmi, COVID-19 sonrası sınır kapılarının tam kapasiteyle açılmasıyla ivme kazanmıştır. Mart 2026 tarihinde Dandong’dan kalkan uluslararası yolcu treninin Pyongyang’a varması ve Air China’nın Pekin-Pyongyang seferlerine yeniden başlaması, basit bir ulaşım haberi değil, ilişkisel teoride “bağların fiziksel olarak yeniden tesisi” anlamına gelmektedir.
Halklar ve partiler arası etkileşimin artırılması, devletlerarası ilişkileri bürokratik soğukluktan kurtarıp toplumsal bir zemine oturmaktadır. Mayıs 2026 tarihinde 16 farklı Çin üniversitesinden 70 hükümet bursiyeri öğrencinin Kim Il Sung Üniversitesi ve Kim Hyong Jik Eğitim Üniversitesi’nde eğitimlerine başlaması, geleceğin elitleri arasında kurulacak Guanxi ağlarının şimdiden inşa edildiğini göstermektedir. Bu gençler, diplomatik ilişkilerin gerçek taşıyıcıları olarak, “kardeşlik” söylemini gelecek nesillere aktaracak ilişkisel düğüm noktalarıdır.[iv]
Kuzey Kore tarafının bu ilişkisel ağa verdiği tepki ve gösterdiği aidiyet, Kim Jong-un’un ifadelerinde net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kim’in, Çin’in elde ettiği küresel gelişim başarılarından “dünyayı hayrete düşüren” kazanımlar olarak bahsetmesi ve bu durumdan “memnuniyet duyduğunu” ifade etmesi, İlişkisel Teori’deki “ötekinin başarısını kendi başarısı gibi içselleştirme” durumudur. Rasyonel aktör modelinde komşunun asimetrik güçlenmesi bir güvenlik ikilemi yaratırken; ilişkisel modelde bu durum hiyerarşik ama uyumlu bir gurur kaynağına dönüşmektedir.
Şi’nin ziyaretinin en çarpıcı küresel yansımalarından biri, ikili ilişkilerin küresel adalet ve yönetişim vizyonuna entegre edilmesidir. Şi, insanlığın nereye gittiği gibi büyük bir soruya karşılık olarak ortaya koyduğu “insanlık için ortak gelecek topluluğu” vizyonunu Pyongyang’da dile getirmiştir. Çin, Kuzey Kore’yi “dışlanmış bir haydut devlet” statüsünden çıkarıp küresel adaletsizliğe ve Batı hegemonyasına karşı kurulan yeni dünya düzeninin onurlu bir ortağı haline getirmeyi hedeflemektedir.
Kuzey Kore Lideri Kim, Şi’nin bu küresel inisiyatiflerini överken, uluslararası sistemde eşi benzeri görülmemiş derin değişikliklerin yaşandığını vurgulamış ve ülkesinin “Tek Çin” ilkesini tereddütsüz destekleyeceğini belirtmiştir. Çin, Kuzey Kore’yi nükleer krizlerde ve Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımlarında korurken; Kuzey Kore de Çin’in temel çıkarlarını “tarihin doğru tarafında durarak” savunmaktadır.
Juche ideolojisinin bu küresel inisiyatiflerle olan ilişkisi diyalektik bir sentez sunmaktadır. Juche, yerel ve içe dönük bir otonomi sağlarken, Kim Jong-un’un Çin’le kurduğu “devletlerarası ilişkiler modeli” vurgusu, bu otonominin bölgesel barışa ve Çin’in küresel vizyonuna nasıl hizmet edeceğini göstermektedir. Kuzey Kore, Çin’in gölgesinde eriyen bir devlet olmayı reddetmektedir; ancak Çin ile omuz omuza vererek Batı’nın dayattığı evrenselci liberal düzene karşı “ilişkisel bir direniş cephesi” oluşturmaktadır. Bu ilişkisel direniş cephesinde iletişim, Batı diplomasisinin soğuk, prosedürel ve çıkarcı dilinden tamamen farklıdır. Ziyaretin sosyo-psikolojik boyutuna bakıldığında, Şi’nin havalimanında Kim ve eşi Ri Sol-ju tarafından bizzat karşılanması, halkın ellerinde çiçekler ve balonlarla sokaklara dökülmesi, İlişkisel Teori’nin öngördüğü “duygusal bağların” siyasetteki yerini kanıtlamaktadır. Batı realizmi için bu görüntüler otoriter devletlerin kurgusal propagandasıdır; oysa ilişkisel düzlemde bu ritüeller, Guanxi’nin meşruiyetini toplumsal hafızaya kazıyan ontolojik pratiklerdir.
Kumsusan Devlet Konukevi’nde yapılan baş başa görüşmeler, uluslararası siyasette liderler arası mikro düzeydeki ilişkilerin makro düzeydeki devlet politikalarını nasıl belirlediğini göstermektedir. Kim’in Şi’yi yedi yıl sonra ağırlaması ve en saygıdeğer misafir olarak onurlandırması, Asya kültürüne içkin olan hiyerarşik uyumun bir göstergesidir. Qin Yaqing’in teorisinde ilişki, rasyonel bir anlaşmadan ziyade bir süreçtir. Bu süreçte taraflar, birbirlerine verdikleri değer ölçüsünde kendi varoluşlarını anlamlandırmaktadırlar.
Küresel sistemin 2026 yılındaki karmaşık yapısı, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisiyle Çin’i çevrelemeye çalışması ve Kore Yarımadası’ndaki bitmeyen gerilimler, Çin ve Kuzey Kore’yi birbirine daha da muhtaç hale getirmemekte; aksine var olan tarihsel bağın bir kader ortaklığı olarak yeniden keşfedilmesine olanak tanımaktadır. Çin, Kuzey Kore’yi bir piyon olarak feda edemeyeceği analistler tarafından sıkça vurgulanmaktadır. Çünkü Kuzey Kore’nin çöküşü veya Batı eksenine kayması, Çin’in coğrafi güvenlik hatlarının çökmesi değil, Asya’daki ilişkisel otoritesinin ve Konfüçyüsçü ağabey rolünün iflası anlamına gelecektir.
Sonuç olarak Haziran 2026 tarihinde gerçekleşen Şi-Kim zirvesi, Batılı teorisyenlerin iddia ettiği gibi pragmatik bir tehdit savuşturma manevrası veya salt bir nükleer pazarlık zemini değildir. Qin Yaqing’in İlişkisel Teorisi üzerinden okunduğunda bu zirve, kanla yazılmış tarihsel bir bağın, modern çağın meydan okumalarına karşı yeniden güncellenmesidir. Kuzey Kore, Juche felsefesiyle kendi iç otonomisini sağlama alırken, Çin’le kurduğu Guanxi ağı sayesinde uluslararası sistemde asimetrik ama saygın bir varoluş alanı açmaktadır. Çin ise Kuzey Kore’yi kendi ilişkisel harmonisinin kalbinde tutarak Batı’nın rasyonel, çıkarcı ve tahakkümcü dış politika anlayışına karşı aidiyet ve ortak kadere dayalı Asya merkezli yeni bir uluslararası ilişkiler paradigması inşa ettiğini dünyaya ilan etmektedir. Bu bağlamda Çin-DPRK ilişkisi, devletlerin izole birer bilardo topu olmadığının, aksine birbirlerini var eden koparılamaz ilişkisel düğümler olduğunun çağımızdaki en güçlü ve canlı ispatıdır.
[i] “Xi calls on China, DPRK to consolidate trust, boost practical cooperation”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202606/1363087.shtml, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[ii] “Xi calls on China, DPRK to consolidate trust, boost practical cooperation”, The National Committee of the Chinese People’s Political Consultative Conference, http://en.cppcc.gov.cn/2026-06/09/c_1189251.htm, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[iii] “Xi calls on China, DPRK to consolidate trust, boost practical cooperation”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-06-08/Xi-Jinping-Kim-Jong-Un-hold-talks-in-Pyongyang-1NOgyNyxYk0/p.html, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[iv] Qin, Y. (2016). A relational theory of world politics. International studies review, 18(1), 33-47.
