Analiz

Japonya’nın Hint-Pasifik’teki Kritik Mineraller Stratejisi

Hindistan-Japonya anlaşmaları, kritik minerallerin ekonomik kaynak olmaktan çıkarak jeostratejik güç unsuruna dönüştüğünü göstermektedir.
Japonya, kritik mineraller üzerinden yalnızca tedarik zincirlerini çeşitlendirmemekte, Hint-Pasifik’te ekonomik güvenlik temelli yeni bir stratejik ağ kurmaktadır.
Japonya’nın Hindistan’la attığı son adım, ABD, Avustralya ve Quad’la geliştirilen kritik mineraller ortaklıklarının tamamlayıcı halkası niteliğindedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Japonya Başbakanı Sanae Takaichi arasında gerçekleşen görüşmelerin ardından açıklanan ekonomik güvenlik yol haritası, enerji dayanıklılığı, yapay zekâ işbirliği ve ilk savunma ortak geliştirme anlaşması; ilk bakışta ikili ekonomik ilişkilerin güçlenmesi olarak okunabilir, fakat Japonya’nın attığı diğer adımlar ve tarihsel süreç ele alındığında bu anlaşma, daha geniş bir stratejik dönüşüme işaret etmektedir.[i] Bu dönüşümün merkezinde ise kritik minerallerin uluslararası sistemde giderek daha fazla jeopolitik güç unsuruna dönüşmesi bulunmaktadır.

Lityum, kobalt, nikel, grafit, bakır ve nadir toprak elementleri; elektrikli araçlardan batarya teknolojilerine, yarı iletkenlerden savunma sistemlerine, veri merkezlerinden yapay zekâ altyapısına kadar geniş bir teknolojik ekosistemin temel girdileri haline gelmiştir. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2024 yılında lityum talebi yaklaşık yüzde 30 artarken; nikel, kobalt, grafit ve nadir toprak elementlerine yönelik talep de yüzde 6-8 oranında yükselmiştir.[ii] Bu tablo, kritik minerallerin temiz enerji dönüşümünün yanında, ileri teknoloji ve savunma ekonomisinin de temel bileşenleri haline geldiğini göstermektedir. Bu nedenle kritik mineraller günümüzde yeni bir enerji güvenliği başlığı olarak değerlendirilmektedir.

20. yüzyılda petrol ve doğal gaz, sanayi kapasitesi ve askeri hareketlilik açısından nasıl stratejik öneme sahipse 21. yüzyılda kritik mineraller de batarya üretimi, yüksek teknolojili sanayi, savunma sistemleri ve dijital altyapı açısından benzer bir işlev üstlenmektedir. Dolayısıyla bu minerallere erişim, piyasaya bağlı bir tedarik sorunu değil; devletlerin teknolojik egemenliği, sanayi dayanıklılığı ve stratejik özerkliğiyle doğrudan bağlantılı bir güvenlik meselesi olarak okunabilir.

Japonya tarafında bu konu yeni değildir. Tokyo, kritik mineral kırılganlığını birçok Batılı aktörden daha erken deneyimlemiştir. 2010 yılında Çin ve Japonya arasında Senkaku/Diaoyu Adaları çevresinde yaşanan gerilim sonrasında nadir toprak elementleri ihracatının kısıtlandığına ilişkin haberler, Japon karar alıcılar açısından kritik minerallerin diplomatik baskı aracı olarak kullanılabileceğini göstermiştir.[iii] Benzer biçimde Mayıs 2026 tarihinde Çin’in Japonya’ya bazı ağır nadir toprak elementleri ve diğer stratejik materyallerin tedarikini aylarca kısıtlaması, Tokyo’nun 2010 yılında yaşadığı kırılganlığın günümüzde de devam ettiğini ortaya koymuştur.[iv]

Bu tarihsel deneyim, Japonya’nın bugünkü stratejisinin arka planını oluşturmaktadır. Japonya enerji ve doğal kaynaklar bakımından dışa bağımlı bir ülke olmakla birlikte otomotiv, elektronik, yarı iletken ekipmanları, robotik, yapay zekâ ve savunma teknolojilerinde yüksek katma değerli üretim kapasitesine sahiptir. Bu nedenle Tokyo açısından en büyük güvenlik sorunu; bu üretim kapasitesini sürdürecek enerji, mineral ve teknoloji tedarik zincirlerinin kesintiye uğrama ihtimalidir. Başka bir ifadeyle Japonya’nın stratejik kırılganlığı, doğal kaynak eksikliği ile yüksek teknoloji üretim kapasitesi arasındaki boşluktan kaynaklanmaktadır.

Hindistan’la imzalanan son anlaşmalar, Japonya’nın Çin’e bağımlılığı azaltma stratejisinde alternatif üretim, teknoloji ve tedarik ortağı olarak konumlanması olarak incelenebilir. Bu şekilde Hindistan’ın büyüyen sanayi kapasitesi, yazılım ve yapay zekâ alanındaki yetkinliği ve kritik minerallere erişim arayışları, Tokyo açısından ekonomik güvenlik ağının önemli bir halkası haline gelmektedir.

Japonya’nın stratejisi Hindistan’la sınırlı değildir. Mart 2026 tarihinde ABD ve Japonya enerji projeleri ve kritik mineraller alanında bir eylem planı açıklamış; bu plan kapsamında Çin’e bağımlılığı azaltmak, kritik minerallerde fiyat tabanı mekanizmalarını tartışmak ve nikel, galyum, lityum, florit ile nadir toprak geri dönüşümü gibi alanlarda projeleri desteklemek hedeflenmiştir.[v] Mayıs 2026 tarihinde ise Avustralya ve Japonya kritik mineraller alanındaki işbirliklerini derinleştirmiş; iki ülke madencilik, rafinaj ve imalat süreçlerinde tedarik zinciri kırılganlıklarını azaltmak amacıyla yaklaşık 1,2 milyar dolarlık destek taahhüdünde bulunmuştur.[vi] Bu tabloya QUAD mekanizması da eklenmektedir. Hindistan, Japonya, ABD ve Avustralya’dan oluşan QUAD çerçevesinde Mayıs 2026 tarihinde açıklanan kritik mineraller girişimi, üye ülkelerin madencilik, işleme, geri dönüşüm ve yatırım koordinasyonu alanlarında birlikte hareket etmesini hedeflemektedir.[vii] Böylece Japonya yalnızca ikili anlaşmalar yapmamakta; ABD, Avustralya, Hindistan ve QUAD üzerinden birbirini tamamlayan çok katmanlı bir ekonomik güvenlik ağı oluşturmaktadır.

Bu ağ stratejisi, Japonya’ya uluslararası sistemde üç önemli avantaj sağlamaktadır. Birincisi, Tokyo tedarik zincirlerini çeşitlendirerek Çin’e yönelik bağımlılığını azaltma imkânı elde etmektedir. İkincisi, kritik mineraller üzerinden kurduğu ortaklıklarla yalnızca alıcı konumunda kalmamakta, işleme, yatırım, teknoloji ve üretim süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmektedir. Üçüncüsü ise Japonya, klasik askeri caydırıcılığın ötesinde ekonomik güvenlik alanında da ittifak üretme kapasitesi kazanmaktadır. Bu durum, Japonya’nın Hint-Pasifik’te artık ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında hareket eden bir müttefik olmaktan öte ekonomik güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olma hedefini güçlendirmektedir.

Sonuç olarak Hindistan-Japonya anlaşmaları, kritik minerallerin uluslararası sistemde yeni jeostratejik rekabet alanlarından biri haline geldiğini ve Tokyo’nun bu rekabeti askeri ittifaklardan çok ekonomik güvenlik ağları üzerinden yönetmeye çalıştığını göstermektedir. Japonya’nın ABD, Avustralya ve Hindistan üzerinden kurduğu çok katmanlı ağ, Hint-Pasifik’te güvenliğin yalnızca donanmalar, üsler veya savunma harcamalarıyla değil; kritik minerallere erişim, tedarik zinciri dayanıklılığı ve ortak üretim kapasitesiyle de şekillendiği yeni bir döneme işaret etmektedir.


[i] “India, Japan sign pacts on AI, metals and energy after Modi-Takaichi talks”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/india-japan-sign-pacts-boost-cooperation-ai-metals-energy-2026-07-02/, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[ii] “Global Critical Minerals Outlook 2025: Executive Summary”, International Energy Agency, https://www.iea.org/reports/global-critical-minerals-outlook-2025/executive-summary, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[iii] “China bans rare earth exports to Japan after row-NYT”, Reuters, https://www.reuters.com/article/markets/commodities/china-bans-rare-earth-exports-to-japan-after-row-nyt-idUSSGE68M051/ (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[iv] Solomon Cefai, “China squeezes Japan over rare earths in repeat of 2010 showdown”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/china-squeezes-japan-over-rare-earths-repeat-2010-showdown-2026-05-22/, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[v] “Japan, US announce energy projects, critical minerals action plan”, Reuters, https://www.reuters.com/business/energy/japan-us-announce-energy-projects-critical-minerals-action-plan-2026-03-19/, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[vi] “Australia, Japan strengthen critical minerals ties”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/australia-japan-strengthen-critical-minerals-ties-2026-05-04/, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

[vii] Michael Martina, Saurabh Sharma ve John Geddie, “Australia-India-Japan-US Quad to build a port, unveil pact on minerals and energy security”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/australia-india-japan-us-quad-seeks-relevance-foreign-ministers-meet-new-delhi-2026-05-26/, (Erişim Tarihi: 02.07.2026).

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler