Analiz

Kıyı Kuşağında Yeni Cephe: JNIM’in Sahel Ötesi Genişlemesi

Şiddetin kıyıya taşınmasında belirleyici eşik, saldırının ekonomik dile çevrilmesidir.
Kıyı kuşağına iniş, terör örgütü açısından lojistik ve finansman çeşitliliği açısından cazip görünmektedir.
Kıyı kuşağındaki mücadele, saldırıları azaltmaktan önce şiddetin kalıcı bir düzen hâline gelmesini engelleme mücadelesidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Sahel’de şiddet, haritada sabit duran bir yangın gibi okunmak istenmektedir, fakat rüzgâr yön değiştirdikçe alevler yeni kuru alanlara sıçramaktadır. 20 Şubat 2026 tarihli bir rapor, El-Kaide bağlantılı cihatçı terör örgütü Cemaat Nusrat el-İslam vel Müslimin’in (JNIM) kıyı kuşağına doğru yayılma arayışını bir “genişleme ikilemi” üzerinden tartışmakta ve bu eğilimin geçici baskınlardan ibaret görünmediğine işaret etmektedir.[1] Kıyı devletleri açısından tehlike, tekil saldırıların toplamından önce, sınırın iki yakasında süreklilik kazanan bir gölge düzen ihtimalidir. Bu noktada kriz derinleştikçe güvenlik sorunu yönetişim sorusuna dönüşmektedir.

Baskının itici gücü Sahel’in merkezinde yoğunlaşan savaş ekonomisi ya da diğer adıyla suç ekonomisi ve operasyonel tecrübe birikimidir. 19 Şubat 2026 tarihinde aktarılan “eşi görülmemiş koordinasyon” vurgusu, Burkina Faso’daki saldırıların geniş bir alana yayılan eşzamanlılıkla yürütüldüğünü ve bu kapasitenin güneye doğru sarkmayı daha mümkün kıldığını düşündürmektedir.[2] Burada mesele, örgütün bir anda sahile inmesinden ziyade sınır kuşaklarında ritim tutturması ihtimalidir. Ritim oluştuğunda psikoloji bozulmakta ve devletin tepki süresi uzamaktadır.

Kıyı kuşağında ilk kırılma çizgisi nüfus hareketliliği üzerinden okunmaktadır. Elimizdeki en güncel görünüm, Aralık 2024 itibarıyla Benin’in on binlerce mülteci ve sığınmacıyı ağırladığını, Alibori ve Atacora’da ise dikkat çekici bir ülke içi yerinden edilme tablosunun belirginleştiğini göstermektedir.[3] Sınır kasabalarında tarım takvimi, hayvancılık rotaları ve pazar düzeni güvenlik hesabının parçası hâline gelmektedir. Bir sonraki saldırı gerçekleşmeden önce bile gündelik hayat daralmaktadır.

Şiddetin kıyıya taşınmasında belirleyici eşik, saldırının ekonomik dile çevrilmesidir. Benin’in kuzeyinde militan ağların “ekonomik savaş” yöntemini öne çıkardığı, haraç ve kaçırma ekonomilerinin genişlediği ve 2025 boyunca güvenlik baskısının daha ağır bir resim ürettiği görülmektedir.[4] Bu hat, limanlara ve ticaret damarlarına yaklaşan her adımın mali değerini artırmaktadır. Dolayısıyla kıyı kuşağı, askeri bir hedef kadar finansal bir imkân alanı olarak da görülmektedir.

Genişlemenin stratejik mantığı, klasik “toprak kazanımı” şemasına sığmayan bir belirsizlik rejimi üretmektedir. JNIM’in burada aradığı şey, haritaya kalın çizgilerle yazılan bir kontrol sahası kadar devletin görünürlüğünü azaltan ve yerel toplulukları pazarlık masasına iten bir baskı düzenidir. Bu düzen, bazen bir yol kesme, bazen bir pazarın boşaltılması, bazen de konvoyların hedef alınması üzerinden kurulmaktadır. Görünürde küçük hamleler arka planda büyük bir güvenlik yorgunluğu üretmektedir.

Bu noktada coğrafya bu mantığı kolaylaştırmaktadır. W-Arly-Pendjari gibi sınır parkları ve orman kuşakları, terör örgütlerine yönelik saklanma ile geçişi aynı anda mümkün kılan doğal koridorlar sunmaktadır. Bu alanlar güvenlik güçlerini yaymakta, maliyeti yükseltmekte, yerel idarenin temas kabiliyetini sınırlamaktadır. Devletin ağırlığı azaldığında, terör örgütünün sözde “cezalandırma” ve “koruma” iddiaları daha görünür bir propaganda malzemesine dönüşebilmektedir.

Sahel’in merkezinde artan askeri baskı, güneye yönelişi hızlandıran bir itki kuvveti üretmektedir. Mali, Burkina Faso ve Nijer’de sertleşen güvenlik refleksi kimi bölgelerde alan kontrolü hissi oluşturabilir, fakat kamu hizmetlerinin kesintiye uğradığı yerlerde bu hissin kalıcılığı zayıf kalmaktadır. Örgüt, tam da bu boşlukta yerel şikâyetleri büyüten bir dil kurmakta ve sadakat ile korku arasındaki gri alanı genişletmektedir. Kıyı bölgelere doğru kayma, aslında bu dili daha geniş bir sosyo-ekonomik zemine taşımayı hedeflemektedir.

Kıyı kuşağına iniş, terör örgütü açısından lojistik ve finansman çeşitliliği açısından cazip görünmektedir. Karayolu ticareti, yakıt akışları, altın ve kaçakçılık rotaları Sahel’deki çatışma-suç ekonomisine yeni kanallar açabilir. Kanallar çoğaldıkça operasyonel süreklilik güçlenmekte, askeri kayıpların telafisi kolaylaşmakta, yeni hücrelerin beslenmesi mümkün hâle gelmektedir. Burada büyüyen risk, tek bir saldırıdan ziyade saldırıyı mümkün kılan ekosistemin kök salmasıdır. Bu da dini ideolojileri kendi emellerini ve ekosistemlerini bu bölgelerde kurabilmek adına kullandıkları bir araçtır.

Sınırın siyaseti tabloyu daha kırılgan kılmaktadır. Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) ile Sahel’de şekillenen yeni bloklaşma arasındaki gerilim, ortak takip ve bilgi paylaşımı mekanizmalarını gevşetebilir. Koordinasyon zayıfladığında sınır, caydırıcı bir bariyer olmaktan uzaklaşmakta ve yeniden toplanma hattına dönüşmektedir. Kıyı başkentleri için buradaki asıl tehlike, şiddetin dışarıdan gelen bir dosya olmaktan çıkıp iç siyasetin gündelik başlığına yerleşmesidir.

Bu nedenle yanıtın niteliği örgütün stratejik hesabıyla doğrudan kesişmektedir. Sertleşen refleksler sahada keyfî uygulamalara yol açtığında propaganda zemini genişlemekte ve güvenlik-toplum bağı aşınmaktadır. Daha seçici operasyonlar, yerel adaletin erişilebilirliği, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve ekonomik hayatın akışını koruyan tedbirler ise şiddetin normalleşmesini pahalılaştırabilir. Devlet fikri, güç gösterisinin ötesinde güven telkin eden bir düzen vaadiyle ayakta kalmaktadır. Ancak burada terör örgütlerinin devletin yerine geçerek sözde adalet ve diğer kamu hizmetlerini sağlamaya çalışma iddiası devletin varlığının önüne geçmektedir.

Bunlarla beraber kentleşme oranı kıyı kuşağındaki ülkelerde daha yüksektir ve bu gerçek, örgütün manevrasını hem kolaylaştırmakta hem de sınırlamaktadır. Büyük şehirler sembolik etki için cazip bir sahne olabilir, fakat nüfus yoğunluğu, kamera ağı, medya görünürlüğü ve sivil toplum refleksi düşük profilli örgütlenmenin maliyetini yükseltmektedir. Bu nedenle çevre kuşaklarda sızma, tedarik hattı kurma ve küçük ölçekli baskı üretme yöntemleri öne çıkabilir. Kent güvenliği ile kırsal güvenlik arasında boşluk bırakıldığında bu halka tamamlanmaktadır.

Mevsimsellik ve geçim ekonomisi de stratejik mantığın parçasıdır. Yağmur mevsimi yolların kullanılabilirliğini, pazarların yoğunluğunu ve güvenlik güçlerinin hareket kabiliyetini etkileyebilmektedir. Sürülerin mevsimsel dolaşımı sınır hattında hem ekonomik canlılık üretmekte hem de kalabalık içinde gizlenmeye elverişli bir hareketlilik oluşturmaktadır. Çatışma bu takvime oturduğunda, bir köyün “normal” günü ile “hedef” günü arasındaki çizgi giderek silik hale gelmektedir.

Bilgi ve meşruiyet alanı, kıyı kuşağındaki mücadelenin en hassas katmanıdır. Terör örgütü, yerel şikâyetleri büyüten anlatılar kurmakta, devletin hatalarını görünür kılmaya çalışmakta, küçük bir olayı büyük bir hikâyeye çevirmektedir. Geleneksel otoriteler, dini liderlikler ve yerel arabuluculuk kanalları bu nedenle stratejik önem taşımaktadır. Toplumun “kime güveneceği” sorusu netleştikçe sızma kapasitesi daralabilir.

Uluslararası ortaklıklar denklemde önemli bir rol oynamaktadır. Eğitim, istihbarat paylaşımı ve sınır güvenliğine dönük teknoloji desteği sahada fayda sağlayabilir, ancak dış desteğin toplumsal algısı iyi yönetilemezse “dış müdahale” hissi üzerinden kutuplaşma büyüyebilir. Kıyı başkentlerinin kapasite artırırken siyasal iletişim dilini yenilemesi, yerel aktörleri sürece dâhil etmesi ve hesap verebilirliği güçlendirmesi beklenmektedir. Aksi hâlde taktik başarı meşruiyet erozyonuna kapı aralayabilir.

Sonuç olarak JNIM’in Sahel ötesi genişlemesi, saldırı kapasitesinden önce stratejik uyarlama kabiliyetini göstermektedir. Kıyı kuşağındaki mücadele, saldırıları azaltmaktan önce şiddetin kalıcı bir düzen hâline gelmesini engelleme mücadelesidir. Erken uyarı, yerel dayanıklılık, adalet ve bölgesel koordinasyon güç kazandığında genişlemenin maliyeti artar ve manevra alanı daralabilir. 2026 boyunca belirleyici olan soru, kimin daha fazla ateş gücüne sahip olduğu sorusu kadar kimin daha inandırıcı bir devlet fikri ve adalet vaadi sunduğu sorusu olacaktır.

[1] Eric Topona, “L’expansion calculée du JNIM au-delà du Sahel”, Yahoo Actualités Francehttps://fr.news.yahoo.com/lexpansion-calcul%C3%A9e-jnim-au-del%C3%A0-165500589.html (Erişim Tarihi: 24.02.2026).

[2] “Islamist militants show ‘unprecedented coordination’ in Burkina Faso attacks”, Arab News (Reuters), https://www.arabnews.com/node/2600670/world (Erişim Tarihi: 24.02.2026).

[3] “Operational Update: Benin (December 2024)”, UNHCR Malaysia, https://www.unhcr.org/my/publications/operational-update-benin-december-2024 (Erişim Tarihi: 24.02.2026).

[4] “Economic Warfare Escalates as Militant Networks Expand in Benin”, ACLED, https://acleddata.com/2025/05/07/economic-warfare-escalates-as-militant-networks-expand-in-benin/, (Erişim Tarihi: 24.02.2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler