ABD dış politikasında Kafkasya, Hazar Havzası, Orta Asya ve Güney Asya’yı kapsayan hat, küresel egemenlik mücadelesinin en kritik merkez üssüdür. Mackinder’ın “Heartland/Kalpgah” teorisinden Zbigniew Brzezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” kuramına kadar uzanan jeopolitik teoriler, bu devasa kuşağı kontrol edenin Avrasya’yı, Avrasya’yı kontrol edenin ise dünyayı yönlendireceğini öngörmektedir. Washington için bu hat, sadece coğrafi bir şerit değil; Çin’in yükselişini çevreleme, Rusya’yı güneyinden baskılama ve İran’ı izole etme stratejilerinin doğrudan kesişim noktasıdır.
Küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği 2026 yılı itibarıyla, bu hat üzerindeki mücadele askeri, ekonomik ve teknolojik boyutlarıyla daha da sertleşmeye başlamıştır. Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Orta Asya üzerindeki asimetrik baskısı, Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi (BRI) kapsamındaki lojistik genişlemesi ve Orta Doğu’daki bölgesel krizlerin Hazar ve Orta Asya tedarik zincirlerini kesintiye uğratması, Washington’ı acil bir strateji revizyonuna zorlamış bulunmaktadır. Bu dinamikler çerçevesinde ABD’nin hamleleri; bölgenin kendi iç dinamikleri olan CPEC, Gvadar Limanı, Taliban sonrası Afganistan ve Beluç ayrılıkçılığı gibi patlayıcı fay hatlarıyla birleşerek küresel güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmektedir.
Söz konusu hat, üç temel boyut üzerinden Washington’ın küresel vizyonunda hayati bir yer tutmaktadır. Bunlardan ilki çevreleme ve denge boyutuyla ön plana çıkan “Jeopolitik Boyut”tur.BuradaKafkasya ve Orta Asya, Putin’in de Ukrayna Savaşı üzerinden verdiği mesajda da görüldüğü üzere Rusya’nın tarihsel “arka bahçesi” ve nüfuz alanı olarak ön plana çıkarken; Güney Asya ise Çin’in doğrudan sınır komşusu ve Hint Okyanusu’na açılan kapısını oluşturmaktadır. ABD için bu hatta varlık göstermek, Moskova ve Pekin’in monolitik bir Avrasya bloku oluşturmasını engellemek anlamına gelmektedir. Washington, bu ülkelerin bağımsız egemenliklerini destekleyerek revizyonist güçlerin bölgesel entegrasyon projelerini zayıflatmayı arzulamaktadır ve bu arzu Trump ile yeniden tırmanma sürecindedir.
İkincisi ise, askeri ve lojistik geçişin merkezde yer aldığı “Jeostratejik Boyut”tur.Değişen küresel jeopolitikte Hazar Geçişli Koridorlar ve Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasındaki en güvenli ticaret ve askeri lojistik rotaları haline gelmiştir. Afganistan’dan çekilmesinin ardından doğrudan askeri üs bulunduramayan ABD, istihbarat ağları, siber güvenlik iş birlikleri ve hava sahası izinleri üzerinden bu kuşağı uzaktan denetim altında tutmayı hedeflemektedir. Trump’ın Bagram üzerinden verdiği mesaj, bunun içindir.
Üçüncüsü ise, enerji ve nadir elementler boyutuyla ön plana çıkan kaynakların kontrolüyle ilgili “Jeoekonomik Boyut”tur.Bu bağlamda Hazar Denizi ve Orta Asya, dünyanın en zengin kanıtlanmış petrol ve doğalgaz rezervlerine ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca dijital ve askeri teknolojilerin hammaddesi olan nadir toprak elementleri (lityum, uranyum, kobalt) açısından bölge bir maden deposudur. ABD perspektifinden küresel tedarik zincirlerinin “Çin’den arındırılması” sürecinde bu hat her geçen gün daha kritik bir alternatif haline dönüşmektedir.
CPEC ve Gvadar Limanı’na Yönelik Yapısal Riskler
Değişen küresel jeopolitik ve yeniden yapılandırılan “Büyük Oyun”da, Çin’in milyarlarca dolar yatırım yaptığı Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ve bu koridorun Hint Okyanusu’na açılan kapısı olan Gvadar Limanı, hem Pekin’in “Malakka Dilemması”nı aşma stratejisinin kalbi hem de büyük bir güvenlik açığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölgede yoğunlaşan başlıca yapısal riskler aşağıdaki gibi sıralanabilir:
- Asimetrik Güvenlik Tehditleri ve BLA: Beluçistan eyaletinin ekonomik ve siyasi olarak dışlandığını savunan Beluç Kurtuluş Ordusu (BLA) gibi ayrılıkçı yapılar, doğrudan Çin yatırımlarını ve çalışanlarını hedef almaktadır. Nitekim Çinli mühendislerin intihar saldırılarıyla hedef alınması ve altyapı sabote girişimleri, CPEC projelerinin ilerleyişini ciddi ölçüde yavaşlatmıştır.
- Yerel Tepkiler: Gvadar’ın “Pakistan’ın Dubai’si” olacağına dair vaatlerin gerçekleşmemesi yerel halkta derin bir öfke yaratmakta olup, bu öfkenin üçüncü aktörlerce sistematik Çin karşıtı toplumsal hareketler dikkatlice takip edilmektedir.
- Jeopolitik Sıkışma: Pakistan’ın içine düştüğü derin ekonomik kriz, CPEC projelerinin finansmanını zora sokmaktadır. Çin’in, küresel çapta BRI kapsamında yürüttüğü liman ve çevre tesisleri de içine alan işbirliği anlaşmaları, ABD ve müttefikleri tarafından yakından izlenmekte ve bu hat üzerindeki finansal kırılganlıklar Washington tarafından söz konusu ülkeleri Çin’den uzaklaştırmak için bir diplomatik manevra alanı olarak kullanılmaktadır. Pakistan da bu sürecin bir parçası olarak ön plana çıkmaktadır.
Taliban Sonrası Afganistan ve Orta Asya’da Sınır Güvenliği
Taliban’ın Kabil’de yönetimi yeniden ele geçirmesi, Orta Asya devletleri için çok boyutlu bir sınır güvenliği ve istikrarsızlık krizi doğurmuştur. Özellikle Özbekistan ve Tacikistan bu krizin iki farklı kutbunu temsil etmektedir.
Duşanbe yönetimi, Taliban’ın bölgedeki en sert muhalifidir ve Afganistan’daki etnik Taciklerin haklarını savunmaktadır. Sınır hattı zaman zaman DEAŞ-Horasan (ISKP) ve diğer radikal örgütlerin sızma girişimlerine sahne olmaktadır. Sınır bölgelerinde yaşanan silahlı çatışmalar ve yabancı işçileri hedef alan saldırılar nedeniyle Tacikistan, Rusya destekli Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Çin yardımlarıyla sınırını tahkim etmekte ve karakol sayılarını artırmaktadır.
Taşkent ise daha pragmatik ve insani yardımı merkeze alan bir yumuşak güç politikası izleyerek Taliban ile diyalog kurmuş ve böylece sınır güvenliğini diplomatik güvencelerle sağlama yoluna gitmiştir. Bu kapsamda Özbekistan, Afganistan üzerinden Güney Asya’ya uzanacak demiryolu ve enerji hatlarının güvenliği için Taliban’ı meşru bir muhatap olarak kabul etmekte, sınır kapılarını ticarete açık tutmaktadır. Ancak Afganistan içindeki radikal grupların Orta Asya’ya ideolojik ve lojistik sızma potansiyeli, Taşkent’in de en büyük “gizli ve haklı endişesi”dir.
Önümüzdeki Süreçte ABD’nin Gündeme Getirebileceği Olası Stratejiler
ABD’nin önümüzdeki dönemde bu hatta “bölgesel odaklı, mini-lateral (esnek çok taraflı) ve koridor tabanlı” bir strateji izlemesi beklenmektedir. Bu stratejiler:
- “C5+1” ve “B5+1” Formatlarının Kurumsallaşması: ABD, Orta Asya ülkelerini tek tek değil, 80 milyonluk entegre bir pazar olarak ele alan diplomatik ve ticari formatları derinleştirmektedir. Amaç, kritik minerallerin tedarik zincirini güvenceye almak ve bölgeyi Rus-Çin tekelinden çıkarmak olarak karşımıza çıkmaktadır.
- Kuzey-Güney ve Doğu-Batı Koridor Rekabeti: ABD’nin son dönemde Rusya, Çin, Pakistan ve İran’ı devre dışı bırakacak alternatif koridorlara olan ilgisinin arttığı ve bu bağlamda alternatif ulaşım koridorlarının inşasını teşvik etmeye yönelik olarak finansal ve lojistik olarak destekleme gayretinde olduğu görülmektedir.
- Asimetrik Güvenlik Desteği: Washington, Beluçistan’daki etnik huzursuzluğu ve Afganistan kaynaklı terör tehdidini (özellikle DEAŞ-Horasan) doğrudan körüklemese bile, Çin’in BRI yatırımlarını yıpratan asimetrik birer maliyet unsuru olarak canlı kalmasını diplomatik ve istihbari araçlarla izlemektedir. Sınır güvenliği ve siber savunma alanlarında Orta Asya devletlerine verilecek teknik desteklerle bölgenin Rus askeri doktrinine olan bağımlılığı kırılmak istenmektedir.
ABD-Hindistan Stratejik Ortaklığının Sınırları ve Çelişkileri
ABD’nin Güney Asya ve genel Asya-Pasifik stratejisinin merkezinde Hindistan yer almaktadır. Washington, Yeni Delhi’yi Çin’e karşı en önemli jeopolitik dengeleyici olarak konumlandırmak istese de bu ortaklığın yapısal sınırları mevcuttur. Bu sınırlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
- Stratejik Özerklik İlkesi: Hindistan, Batı ile ilişkilerini geliştirirken tarihsel olarak sıkı sıkıya bağlı olduğu “stratejik özerklik” politikasından vazgeçmemektedir. Nitekim, Yeni Delhi ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına tam olarak uymamakta, Rusya’dan ucuz petrol ve askeri mühimmat alımını sürdürmektedir. Bir diğer ifadeyle, Özetle; Hindistan, Batı ile ekonomik ortaklığını geliştirirken, Rusya ile olan enerji ve savunma bağlarını koparmayarak yaptırımların arkasından dolanmaya devam etmektedir.
- Savunma Ekosistemi Çelişkisi: Hindistan ordusu hala büyük oranda Rus menşeili askeri platformlara bağımlıdır. Bu durum, ABD’nin gelişmiş komuta-kontrol sistemleri ile Hindistan savunma altyapısının tam entegrasyonunu engellemektedir. ABD’nin katı ihracat kontrol rejimleri ve teknoloji transferi kısıtlamaları da askeri ortaklığın operasyonel hıza ulaşmasını yavaşlatmaktadır.
- Ekonomik ve Ticari Sürtüşmeler: İki ülke arasında gümrük tarifeleri ve ticaret anlaşmaları konusunda ciddi uyuşmazlıklar yaşanmaktadır. Washington’ın korumacı gümrük politikaları ve Hindistan’ın yerli sanayiyi koruma refleksi, askeri alandaki yakınlaşmanın ekonomik alana tam olarak yansımasını engellemekte, hatta zaman zaman Hindistan’ı Çin ile ilişkileri yumuşatma arayışlarına itmektedir.
Bölgesel İstikrar, Güvenlik ve Refaha Etkileri
ABD’nin müdahaleci ve koridor odaklı stratejisi, bölge coğrafyasında iki ucu keskin bir bıçak etkisi yaratmaktadır. Bu kapsamda Batı sermayesinin ve kurumsal yatırımlarının Kafkasya ve Orta Asya’ya bu ülkelerin dengeye dayalı çok boyutlu pragmatik politikalarıyla gelişi, bölge ülkelerinin Rusya ve Çin’e olan tek yönlü ekonomik bağımlılığını azaltma, refah seviyelerini arttırma ve altyapı projelerinin çeşitlendirmek suretiyle dış dünyayla entegrasyonunu hızlandırırken, diğer taraftan güvenlik riskleri de barındırmaktadır. Dolayısıyla Washington’ın bölgeyi sıfır toplamlı bir rekabet sahası olarak görmesi yerel fay hatlarını istikrarsızlaştırabilir. Örneğin, Beluçistan’da tırmanacak bir asimetrik savaş Pakistan’ın iç dengelerini sarsabilir. Afganistan-Tacikistan sınırındaki gerilimlerin küresel güçlerin örtülü vekalet savaşlarına dönüşmesi, tüm Orta Asya’yı kırılgan bir güvenlik krizine sürükleyebilir.
Avrasya Merkezli “Yeni Büyük Oyun”a Etkileri ve Karşı Hamleler
19. yüzyılda İngiliz ve Rus imparatorlukları arasında yaşanan “Büyük Oyun”, bugün çok daha karmaşık bir aktör yapısıyla tekrarlanmaktadır. ABD’nin hamlelerine karşı statükoyu korumak isteyen aktörlerin yanıtları gecikmemektedir. Bu kapsamda karşımıza şu tür bir tablo çıkmaktadır:
- Pekin-Moskova-Tahran Aksının Tahkimi: Batı’nın çevreleme hamleleri, bölge güçlerini daha sıkı bir güvenlik ve istihbarat iş birliğine itmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) bünyesinde terörle mücadele ve bölgesel güvenlik mekanizmaları sıkılaştırılmaktadır.
- Rusya’nın Güvenlik Kaldıracı: Moskova, KGAÖ üzerinden Tacikistan ve Kırgızistan’daki askeri üslerini tahkim ederek “bölgenin nihai güvenlik garantörü” rolünü oynamaya devam etmektedir. Rusya ayrıca pragmatik bir hamleyle Taliban ile ilişkilerini normalleştirerek Afganistan’ı Batı sızmasına karşı bir tampon bölge haline getirmeyi hedeflemektedir.
- Çin’in Güvenlik Şirketleri ve Yuan Diplomasisi: Çin, Belucistan’daki CPEC yatırımlarını korumak amacıyla Pakistan içindeki güvenlik varlığını (özel güvenlik şirketleri aracılığıyla) artırmakta ve bölge ticaretinde ABD dolarının yaptırım gücünü kırmak için Yuan bazlı finansal sistemlerini geliştirmekte ve güçlendirmektedir.
- Bölge Ülkelerinin “Denge Politikası” ve Yükselen Pragmatizm Eğilimi: Kazakistan, Özbekistan ve Azerbaycan gibi aktörler, tamamen Batı eksenine kaymayı çok doğru bir tercih olarak görmemektedirler. Bunun yerine, “Dengeye Dayalı Çok Vektörlü Dış Politika” zemininde kalmaya, her iki bloktan da azami ekonomik fayda sağlamaya çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse;ABD dış politikasının Kafkasya, Hazar, Orta Asya ve Güney Asya hattındaki geleceği, büyük güç rekabetinin en riskli ve kaygan labirenti olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya’nın coğrafi yakınlığı ile askeri caydırıcılığı, Çin’in devasa finansal gücü ile altyapı hinterlandı ve coğrafyanın kendi bağrında taşıdığı Beluç ayrılıkçılığı ile Afganistan kaynaklı benzeri istikrarsızlıklar dikkate alındığında, ABD’nin bu coğrafyada tek başına ve doğrudan askeri müdahaleler ile mutlak bir hegemonya kurması ya da rakiplerini tamamen oyun dışı bırakması çok mümkün görünmemektedir.
Dolayısıyla önümüzdeki süreç, ticaret koridorları, kritik maden arzı ve asimetrik güvenlik tehditleri üzerinden fay hatlarının daha da gerildiği, küresel güçlerin birbirini yıprattığı kontrollü bir “yıpratma savaşı” dönemine işaret etmektedir. Avrasya’nın kalbindeki bu jeopolitik satranç tahtasında atılacak her hatalı hamle, hiç kuşkusuz yalnızca bölgesel bir krizi değil, küresel güç dengelerini kökten sarsacak sistemik ve geri dönülemez bir kırılmayı tetikleme potansiyeline sahiptir. Orta Doğu sonrası bölge yeni jeopolitik dalgalanmalara ve krizlere daha maruz kalacağa benzemektedir. “Büyük Oyun” üçüncü kez kaldığı yerden devam edecek gibi görünmektedir.
