Tarih:

Paylaş:

“İki Eksenli Kıskaçta” Bir İttifak olarak NATO: “2026 Ankara Zirvesi” ve Krizden Çıkış Stratejileri

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Türbülansa girmiş olan dünyamızda, uluslararası sistemin yeniden inşası sürecinde tüm ulus devletler ve mevcut örgütler açısından karşımıza üç seçenek çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, var olan çıkarlar çerçevesinde mevcudu korumak, “statükoculuk”; ikincisi radikal değişim süreçleri bağlamında yapısal bir dönüşüm, “revizyonizm” ve üçüncüsü ise “yok oluş” ya da “teslimiyet” olarak sıralanabilir.

NATO içinde var olan tartışmalar da açıkçası bu üç olasılık üzerinden devam etmekte olup, “2026 Ankara Zirvesi” bu seçeneklerden ilk ikisinin yoğun mücadelesine sahne olacağa benzemektedir.

NATO, burada mevcut örgütler içerisinde ciddi manada kendisini ilk sorgulayan ve bundan ötürü mecburi bir yol ayrımına girmiş bulunan bir örgüt konumundadır. Diğer örgütler içerisinde bir tartışmanın yaşanmıyor olması, bu örgütlerde bir sorunun olmadığı anlamına gelmemelidir.Zira bu örgütler açısından ABD’nin hegemonya arayışına/mücadelesine karşı mecburiyetten kaynaklanan; ertelenmiş/ötelenmiş bir kabulleniş ve dolayısıyla da geç bir hesaplaşma durumu söz konusudur. Dolayısıyla NATO bağlamında ön plana çıkarttığım “İki Eksenli Kıskaçta Bir İttifak” tespiti, açıkçası bu örgütler açısından da temel gerekçeleri ve zemini boyutuyla geçerlidir.

“İki Eksenli Kıskaçta Bir İttifak” Tabiri Ne Anlama Gelmektedir?

Net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu tabir, analiz boyunca ele alacağım jeopolitik dönüşümün ve NATO’nun içine düştüğü varoluşsal sıkışmanın özeti ve anahtar kavramıdır. Daha somuta indirgemek gerekirse, buradaki “iki eksen” ve “kıskaç” kavramları şu iki temel yapısal dinamiği kastetmektedir:

Birinci Eksen-Transatlantik Çatlak (ABD-Avrupa Ayrışması): Kıskacın ilk kanadı ittifakın kendi içinde olup, burada ABD tarafı yüzünü ve askeri kaynaklarını Çin’i çevrelemek üzere tamamen Hint-Pasifik eksenine çevirmek istemekte ve Avrupa’yı kendi güvenliğini üstlenmeye zorlar iken; Avrupa (özellikle Fransa ve Almanya), Washington’ın küresel blok siyasetine uyduluk etmek istememekte, “Stratejik Özerklik” arayışıyla kendi endüstriyel ve askeri kalesini (PESCO/EDF) kurmaya çalışmaktadır. ABD ve Avrupa arasında fikri/zihniyet ve finansal ayrışma ile birlikte tehdit algıları/stratejik öncelikler konusunda bir ayrışma söz konusudur. Dolayısıyla NATO, bu iki müttefik kanadın birbiriyle çelişen beklentileri ve tehdit algıları arasında sıkışmış bir görüntü arz etmektedir.

İkinci Eksen-Küresel Güç Rekabeti ve Çevreleme (NATO-Avrasya Bloku): Kıskacın diğer kanadı ise dışsal tehdit algısı ile ön plana çıkmaktadır. Bu kapsamda Ankara Zirvesi’nde karşımıza çıkmasını öngördüğümüz “Yeni NATO”; AP4 (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) entegrasyonu ve yeni Orta Doğu sürecinin bir parçası olarak ilk çıkışını yapması beklenen modüler “Bölgesel alt-NATO’cuklar/Bölgesel alt-NATO’lar” modeliyle nüfuz alanını küresel boyuta taşımaya çalışan bir “Hibrit NATO” yapısı ortaya çıkacağa benzemektedir.

Bu hibrit yapılanmanın en temel gerekçesi ise, Trump yönetimi tarafından Çin’in “jeo-teknolojik”, “jeo-ekonomik” ve kritik hammadde kısıtlamaları ile Rusya’nın askeri/nükleer tahkimatlarının ABD’yi, dolayısıyla da onun en etkili enstrümanı olan NATO’yu dışarıdan baskılama durumu olarak izah edilmeye çalışılmaktadır.Bir diğer ifadeyle, Trump’ın ilk döneminden itibaren dile getirdiği ABD hegemonyasına meydan okuyan yükselen güç merkezleri ve Doğu-Batı arasındaki güç mücadelesinde yeni nesil hibrit tehditler ve vekalet savaşlarıyla bir kuşatılma ve baskı altına alınma durumu söz konusudur.

Dolayısıyla, “Yeni NATO”ya karşı Trump’ın en büyük endişesi/kâbusu olan “Rusya-Çin Ekseni”nin (ve bu bağlamda BRICS/ŞİÖ vb. yapıların) asimetrik bir karşı cephe açma ihtimali ve yeni hibrit yöntemlerin devreye sokması da “etki-tepki” prensibi kapsamında sürpriz olmayacak gelişme olarak değerlendirilmektedir.

NATO’nun “Kıskacı” Kırmak için Atabileceği Adımlar

Bu kapsamda NATO’nun içerideki ABD-Avrupa çatlağını ve dışarıdaki Rusya-Çin kuşatmasını kırabilmesi, hantal yapısını tamamen terk ederek esnek, hibrit ve katmanlı bir ağa dönüşmesine bağlı olarak görülmektedir. Dolayısıyla “Ankara Zirvesi Kararları” doğrultusunda önümüzdeki süreçte ittifakın atması beklenen somut adımlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Çok Boyutlu 5. Madde Revizyonu: Konvansiyonel bir askeri saldırı şartına dayanan ortak savunma doktrini, siber saldırıları, kritik altyapı (örn. Kuzey Akım benzeri deniz altı enerji ve internet hatları) sabotajlarını ve yapay zekâ tabanlı dezenformasyon savaşlarını da kapsayacak şekilde genişletilebilir. Burada kıskacı kırmanın ilk adımı, gri alan tehditlerine karşı hukuki netlik sağlamak olacaktır.
  2. Küresel Ortaklıklar Ağı (Global NATO): İttifak, coğrafi genişleme yerine işlevsel ortaklıklara odaklanabilir. AP4 ile istihbarat ve yarı iletken tedarik zinciri entegrasyonu tamamlanırken; Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile siber savunma ve deniz güvenliği paktları kurulabilir.
  3. “Lego-Tipi” Bütçe ve “Kuvvet Havuzu”: ABD’nin yük paylaşımı baskısını ve Avrupa’nın endüstriyel korumacılığını (EDF) uzlaştırmak adına, bütçeler bölgesel odaklı fonlara bölünmektedir. Müttefikler, doğrudan Brüksel’e para aktarmak yerine, kendi bölgelerindeki “Bölgesel Alt-NATO’cukların/Bölgesel NATO’ların” operasyonel projelerini finanse ederek bütçe yükünü optimize edebilir.

“Yeni NATO”: Sahada Hibrit, Komutada Çevik Küresel Güvenlik Mimari

Bu kapsamda2026 Ankara Zirvesi, NATO’nun kendisini “küresel hegemonik bir polis/jandarma gücü” olarak sürdüremeyeceğini anladığı, bunun yerine çok kutuplu dünyanın yeni gerçeklerine uygun olarak “lokalize”, “optimize”, “modüler” ve “küresel” hale geldiği tarihsel bir yeni yapılanma adresi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla, ittifak içindeki derin sürtüşmeler, eski statükonun kuralları ile yeniden inşa edilen uluslararası sistemin getirdiği “Yeni NATO” dinamikleri, transatlantik dengeler, AP4 genişlemesi ve Avrasya ekseninin karşı hamleleri arasındaki çok boyutlu gelişmeler, bu süreçte doğum sancıları değerlendirilebilir. Daha somut ifadeyle dağılmış, zayıflamış bir NATO yerine; karşılıklı mutabakat, yük ve rol paylaşımı ile katılımın ülke-bölge gerçeklerine uygun yeniden yapılandırıldığı bir yeni İttifak dönemi söz konusu olacağa benzemektedir.

Bu kapsamda, önümüzdeki süreçte “Yeni NATO”, sahada “Bölgesel alt-NATO’cukların/Bölgesel alt-NATO’ların” mobilize gücü, Türkiye-ABD savunma sanayii entegrasyonu ve AP4 küresel ortaklık halkalarıyla işlev görecek gibi görünmektedir.

Ankara Zirvesi: “İki Eksenli Kıskaçta” Stratejik Denge

Bu dönüşüm sürecinde Türkiye; coğrafi konumu, yerli savunma sanayii ekosistemi ve hem Batı hem de Doğu/Avrasya dünyasıyla konuşabilen benzersiz hibrit diplomatik kapasitesiyle, bu yeni modüler ittifaklar mimarisinin en vazgeçilmez köşe taşlarından biri olarak ön plana çıkmaktadır. Ankara Zirvesi, bu kapsamda çok kutuplu dünyanın asimetrik, maliyet-etkin ve esnek güvenlik dengelerinin kurulduğu ilk resmi laboratuvar olarak küresel siyaset tarihindeki yerini alacak gibi görülmektedir.

Dolayısıyla Türkiye, Ankara Zirvesi’nde tam olarak bu kıskacın ortasında hem müttefikleri uzlaştıran hem de dış tehditlere karşı İttifak’a daha az maliyetle daha fazla esneklik ve etkinlik bağlamında çıkış yolları sunan bir aktör olmanın yanında; ABD/Batı-Avrasya/Doğu arasında bir güven merkezinin inşasına da katkı sunmak suretiyle, belirsizliklerin had safhada olduğu yeni jeopolitik ortamda stratejik bir dengeleyici olarak ön plana çıkabilir. Şu ana kadar ki tüm açıklamalar (buna tehditvari söylemler de dahildir) ve atılan adımlar buna işaret etmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.