Rusya ve Ukrayna arasında patlak veren ve bölgesel sınırları aşarak küresel bir yıpratma savaşına dönüşen kriz, dördüncü yılı geride bırakırken askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik parametrelerini kökten değiştirmiştir. Aradan geçen zaman zarfında askeri teknolojilerin evrimi, asimetrik harp yöntemlerinin yaygınlaşması, dron ve uzun menzilli füzelerin sivil altyapıları hedef alması, taktiksel denklemi tamamen altüst etmiştir. Daha da önemlisi, gelinen aşama itibarıyla savaş ve barış noktasında inisiyatif, büyük ölçüde her iki tarafın da elinden çıkmış bir görüntü arz etmektedir.
Gerçekçi bir analiz açısından şu tespiti yapmak artık kaçınılmaz bir hal almaktadır: Bugün itibarıyla ne askeri ne de diplomatik olarak “İstanbul 1.0”ın şartlarına geri dönmek çok mümkün görünmemektedir; zira sahadaki gerçeklik, o dönemin çok ötesinde çok boyutlu bir kronikleşme aşamasına geçmiştir.
Bu jeopolitik kilitlenme karşısında, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in çok yönlü denge politikasını ve rasyonel diplomasiyi temel alan yaklaşımı, Avrasya coğrafyasının kilit taşı niteliğindedir. Tokayev’in stratejik öngörülerinden beslenen “İstanbul 2.0” Vizyonu, ütopik bir barış senaryosu değil; jeopolitik gerçekçiliğin (realpolitik) dikte ettiği rasyonel ve esnek bir kriz yönetimi modelidir (bkz. “Jeopolitik Gerçekçilik ve Avrasya’nın Kilit Taşı: Tokayev’in “İstanbul 2.0” Vizyonu ve Barışın Stratejik Yol Haritası”).
Dolayısıyla Tokayev’in vizyonu, çatışan tarafların maksimalist taleplerini bir kenara bırakarak, ilk etapta havzanın iktisadi ve insani güvenliğini teminat altına almayı hedefleyen pragmatik bir mimariyi esas almaktadır. Zira, mevcut statüko, sadece muharip iki devlet için değil, başta Türkiye olmak üzere tüm “Genişletilmiş Karadeniz Havzası” ülkeleri için artık taşınamaz, yönetilemez ve sürdürülemez bir finansal ve askeri maliyet aşamasına ulaşmıştır.
Küresel Kanserleşme Riski: “Baltık-Balkanlar-Hazar Güvenlik Omurgası”nda Savaşın Yayılma Potansiyeli
Karadeniz, jeopolitik literatürde tek başına kapalı bir deniz veya bağımsız bir havza olarak değerlendirilemez. Aksine, Karadeniz; Baltıklar’dan başlayıp Balkanlar, Kafkasya ve Hazar üzerinden Orta Asya derinliklerine uzanan devasa bir küresel güvenlik omurgasının merkez üssüdür. Karadeniz’de sarsılan her stratejik sütun, bu geniş coğrafyadaki diğer tüm kırılgan hatları tetikleme potansiyeline sahip bulunmaktadır.
Bugün karşı karşıya kaldığımız en büyük risk, krizin lokal kalmayıp “Jeopolitik Kanserleşme” mekanizmasıyla çeperlere yayılmasıdır. Bu kapsamda, Ukrayna’nın batı sınırında yer alan ve yıllardır dondurulmuş bir kriz bölgesi olarak bekleyen Transdinyester, Karadeniz’deki tırmanmanın asimetrik bir sıçrama tahtası haline gelebilir. Zira Rusya’nın bölgedeki askeri varlığı ve Moldova’nın Batı eksenli entegrasyon çabaları, Karadeniz’deki çatışma yoğunluğunun bu koridora sirayet etmesiyle yeni bir sıcak cepheye dönüşme riski barındırmaktadır.
Söz konusu savaş, mevcut sınır tanımaz boyutuyla Kafkasya-Hazar’da da varlığını hissettirmeye başlamıştır. Dolayısıyla Karadeniz’in doğu yakasında da varlığını hissettirmeye başlayan istikrarsızlık, küresel tedarik zincirlerinin ve enerji koridorlarının yeni can damarı olan “Orta Koridor” projesini de doğrudan tehdit etme potansiyeli taşımaya başlamıştır. Unutmamak gerekir ki, Hazar havzasının enerji güvenliği, Karadeniz’deki deniz güvenliğiyle doğrudan göbekten bağlıdır. Karadeniz’in bir savaş gölüne dönmesi, Hazar’ın lojistik ve ekonomik entegrasyon yeteneğini de büyük ölçüde felç edecektir. Eğer “İstanbul 2.0” ile acil bir diplomatik tampon mekanizması kurulamazsa, Karadeniz’deki kıvılcım NATO’nun doğu kanadını oluşturan Baltık ve Balkanlar hattı ile Avrasya’nın kalbi olan Kafkasya-Hazar hattını eşzamanlı olarak istikrarsızlaştıracaktır. Bu senaryo, bölgesel bir savaşı aşarak kıtasal bir bloklar çatışmasını tetikleyecek derinliğe sahiptir.
İktisadi ve Sosyal Aşınma: “Mavi Ekonomi”, “Balıkçılık Krizi” ve “Bölgesel Çöküş”
Karadeniz’deki güvenlik zafiyetleri ve asimetrik riskler, askeri literatürün ötesinde, bölge halklarının ve devletlerinin mikro ve makroekonomik dengelerini doğrudan etkilemeye başlamıştır. Bu durum, havzada acil bir iktisadi koruma kuşağının kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
Karadeniz’e kıyıdaş olan devletlerin en büyük geçim ve istihdam kaynaklarından biri deniz ekosistemine dayalı “Mavi Ekonomi” ve balıkçılık faaliyetleridir. Mevcut askeri hareketlilik, deniz yataklarına kontrolsüzce bırakılan serseri mayınlar ve kıyı hatlarındaki füze/dron hareketliliği nedeniyle Karadeniz’de av sezonu büyük bir tehlike altında sona erme noktasına gelmiştir. Geçimini sadece balıkçılıkla sağlayan ve nesillerdir bu havzadan beslenen bölge ülkeleri ahalisi, bu güvenlik krizinin doğrudan kurbanı konumundadır.
Bu kriz sadece muharip tarafları değil; Türkiye, Romanya, Bulgaristan ve Gürcistan ekonomilerini de doğrudan ve derinden sarsmaktadır. Balıkçı teknelerinin denize açılamaması, lojistik rotaların kapanması ve uluslararası sulardaki yüksek risk algısı sigorta primlerini fahiş düzeylere ulaştırmıştır. Bu durum havza ülkelerinde gıda enflasyonunu körüklemekte, ciddi istihdam kayıplarına yol açmakta ve yerel halkın sosyo-ekonomik dirençlerini olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Tahıl Koridoru Krizi ve Küresel Gıda Jeopolitiği (Kantitatif Riskler)
Karadeniz’deki tıkanıklık, küresel bir gıda güvenliği krizini (Tahıl Koridoru Krizi) yeniden ve bu kez çok daha şiddetli bir şekilde dünya gündemine taşımaktadır. Ukrayna ve Rusya tarım ürünlerinin dünyaya güvenli bir şekilde ulaştırılamaması, küresel gıda tedarik zincirinde domino etkisi yaratacaktır. Bu durumun yaratacağı sosyo-politik ve iktisadi zincirleme reaksiyon kantitatif risk analizlerine göre korkutucu bir boyuttadır. Şöyle ki:
- Gıda Arzının Kesilmesi ve Fiyat Tırmanışı: Karadeniz limanlarının işlevsiz kalmasıyla küresel tahıl fiyatları baz senaryoda %35-45 aralığında tırmanacaktır.
- Afrika Havzasında Kıtlık: Başta Sahra Altı ve Kuzey Afrika ülkeleri olmak üzere, temel gıda maddelerinde dışa bağımlı olan havzada 60 milyondan fazla insan akut açlık riskiyle yüz yüze kalacaktır.
- Sosyo-Ekonomik Protestolar: Gıda yetersizliği, bu hassas coğrafyalarda toplumsal tepkileri ve siyasi istikrarsızlıkları tetikleyebilir.
- Kitlesel Göç Dalgaları (AB Ekseni): Yapılan kantitatif projeksiyonlar, krizin derinleşmesi durumunda Afrika ve Orta Doğu kaynaklı, Doğu Akdeniz ve Balkan rotası üzerinden Avrupa Birliği (AB) topraklarına yönelecek yıllık düzensiz göç hacminin 1.2 ila 1.5 milyon kişi artacağını göstermektedir. Halihazırda mülteci kriziyle siyasi olarak kutuplaşmış olan Avrupa, bu yeni dalga karşısında sosyo-ekonomik bir deprem yaşayacaktır.
Defansif Caydırıcılıktan Aktif Bölgesel Korumacılığa Geçiş: Kamuoyu Baskısı ve Savaşın Boyut Değiştirmesi
Eğer “İstanbul 2.0” vizyonu hayata geçirilmez ve diplomatik esneklik sağlanamazsa, Karadeniz’e kıyıdaş olan devletlerin kendi ulusal çıkarlarını korumak adına statik savunma pozisyonlarından aktif korumacılığa geçmeleri kaçınılmaz bir tarihsel zorunluluk olacaktır. Bu durumda Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın takdire şayan bir bölgesel sahiplik örneği olarak kurduğu “Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu (MCM Black Sea)”, mevcut sınırlı ve defansif misyonunu değiştirmek zorunda kalabilirler. Havzadaki tehditlerin artmasıyla birlikte bu platform; balıkçıların can güvenliğini, ticari gemilerin seyrüsefer emniyetini sağlamak amacıyla kendi münhasır ekonomik bölgelerinde ve uluslararası sularda angajman kurallarını devreye sokabilirler.
Başta Türkiye olmak üzere kıyıdaş devletler, kendi vatandaşlarının can güvenliğini hedef alan asimetrik saldırılara, serseri mayın patlamalarına ya da kazaen gerçekleşebilecek askeri isabetlere daha fazla tahammül edemez bir duruma doğru sürüklenmektedirler. Kendi karasularında vatandaşlarının zarar görmesi durumunda, bölge ülkeleri iç kamuoylarından hükümetlere yönelik baskı ve tepkiler kaçınılmaz bir hale gelebilir. Hiçbir demokratik hükümet bu kamuoyu baskısına kayıtsız kalamaz. Bu durum, Türkiye ve diğer kıyıdaş ülkeleri farklı tedbirler almaya zorlayabilir. Zira mevcut durumun bu asimetrik risklerle daha fazla sürdürülmesi jeopolitik olarak imkânsız bir hal almaya başlamıştır.
Somut ve Uygulanabilir Yol Haritası: “Genişletilmiş Karadeniz Havzası Güvenlik Kuşağı”
Mevcut düğümün çözülmesi, tarafların maksimalist askeri hedeflerinden bağımsız olarak, sadece ve öncelikli olarak “insani, çevresel ve iktisadi güvenliği” merkeze alan esnek, yapıcı bir diplomasiyle mümkündür. “İstanbul 2.0” kapsamında acilen hayata geçirilmesi gereken üç aşamalı somut yol haritası şu şekildedir:
Aşama 1: Sektörel ve İşlevsel “Hava Ateşkesi” (Air Ceasefire) Protokolü ve Uluslararası Denetim
İlk etapta, Karadeniz’in ticari seyrüsefer hatları ve balıkçılık av sahaları olarak belirlenen koordinatlarında tarafların karşılıklı olarak hava ve füze saldırılarını durdurduğu bir “Sektörel Hava Ateşkesi”nin ilan edilmesi gerekmektedir. Yaklaşan balık sezonu bağlamında balıkçıların faaliyetleri bu hava ateşkesiyle hukuki ve askeri güvence altına alınması açısından bu adım büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.
Bu mekanizmanın taraflarca ihlal edilmesini önlemek amacıyla da “Teknolojik ve Uluslararası Gözetim Ağı” kurulabilir. Bu ağ ile belirlenen ekonomik koridorlar, Türkiye’nin liderliğinde bölge ülkelerinin ve tarafsız uluslararası gözlemcilerin (Örn: Kazakistan ve BM koordinasyonunda) ortak operasyonel kontrolündeki Yüksek İrtifa-Uzun Ömürlü (HALE) İHA’lar ve sentetik açıklıklı radar (SAR) uyduları ile 7/24 kesintisiz izlenebilir.
Böylece, koridora yönelik ateşlenen herhangi bir seyir füzesi, balistik füze veya kamikaze dronun çıkış noktası, uydu erken uyarı sistemleri ile saniyeler içinde tespit edilerek uluslararası kamuoyuna deklare edilecek ve ihlalci taraf diplomatik/ekonomik yaptırım mekanizmalarının doğrudan hedefi olacaktır.
Aşama 2: Bölgesel Dörtlü Denetim ve Koordinasyon Mekanizması
Karadeniz’in güvenliği, dış aktörlerin müdahalesine gerek kalmaksızın, doğrudan havzanın asli unsurları olan “Türkiye-Romanya-Bulgaristan-Gürcistan”ınkuracağı bir “Genişletilmiş Karadeniz Havzası Güvenlik Kuşağı Koordinasyon Kurulu” tarafından yürütülebilir. Bu noktada Türkiye’nin, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kendisine verdiği tarihsel hak ve yetkileri titizlikle koruyarak, Karadeniz’e yabancı askeri güçlerin girmesini engellerken bölgesel sahiplik ilkesini tahkim etmesi gerekebilir.
Aşama 3: Tokayev Formülü ile İstanbul 2.0 Zirvesi ve Kurumsallaşma
Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in stratejik dengeleri gözeten vizyoner arabuluculuk yaklaşımı ile Türkiye’nin ev sahipliği ve diplomatik tecrübesi birleştirilebilir. “Avrasya Diplomatik Şemsiyesi” oluşumu altında Muharip taraflar ve bölge ülkeleri, acil koduyla İstanbul’da yeniden bir araya getirilebilir.
Böylece “İstanbul 2.0” sürecinde, öncelikle “Hazar-Karadeniz-Balkanlar” lojistik koridorunun işlerliğini, küresel gıda güvenliğini ve deniz ekosisteminin iktisadi sürdürülebilirliğini garanti altına alan işlevsel, kurumsal ve denetlenebilir antlaşmalar bütününü kapsayan imza sürecine yönelik taraflar arasında esnek ve dinamik bir antlaşma için güçlü bir zemin inşası gerçekleştirilebilir.
Sonuç
Genişletilmiş Karadeniz Havzası’ndaki mevcut güvenlik mimarisi, yapısal bir çöküşün tam eşiğindedir. Savaşın getirdiği devasa askeri, ekonomik, lojistik ve sosyal maliyetlerin, başta Romanya, Bulgaristan, Türkiye ve Gürcistan dörtlüsü olmak üzere bölge ülkeleri tarafından her geçen gün daha fazla göğüslenmesi iktisadi rasyonaliteye de jeopolitik gerçekliğe de aykırıdır. Bu yük, her geçen gün taşınamaz ve sürdürülemez bir boyuta sürüklenmektedir.
Bu bağlamda “İstanbul 2.0 Vizyonu”, romantik bir barış çağrısı değil; bölgenin içine sürüklendiği kolektif intiharı önleyecek tek gerçekçi, somut ve realpolitik çıkış yoludur. Tarafların, aradan geçen zaman zarfında ortaya çıkan yeni şartları ve askeri gerçeklikleri kabul ederek, esnek ve yapıcı bir anlayışla İstanbul’da bir araya gelmesi artık bir tercih değil, tarihsel bir mecburiyettir.
Ankara’nın diplomatik öncülüğünde ve Tokayev’in stratejik kilit taşı rolüyle kurulacak bir “Genişletilmiş Karadeniz Havzası Güvenlik Kuşağı”, sadece Karadeniz’in mavi ekonomisini ve balıkçıların can güvenliğini kurtarmakla kalmayacak; aynı zamanda Baltıklar’dan Hazar’a uzanan küresel fay hattında patlak verebilecek çok daha büyük ve yıkıcı bir jeopolitik felaketi de engelleyecek yegâne stratejik kalkan olarak ön plana çıkacaktır.
İstanbul’da masa kuruludur. Gözler şu an Moskova ve Kiev’dedir.
