Tarih:

Paylaş:

Jeopolitik Gerçekçilik ve Avrasya’nın Kilit Taşı: Tokayev’in “İstanbul 2.0” Vizyonu ve Barışın Stratejik Yol Haritası

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Rusya’nın Omsk kentinde düzenlenen “22. Rusya-Kazakistan Bölgelerarası İşbirliği Forumu” kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ikili görüşme, küresel siyasetin tıkandığı ve konvansiyonel diplomasinin iflas ettiği bir ara kesitte, son derece kritik bir “stratejik akıl manifestosu” olarak tarihe geçmiştir. Bu adım, yerelden bölgesele, bölgeselden küreselleşmeye doğru koşar adım giden bir krizin nihayete erdirilmesi noktasında oldukça cesur bir hamle olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Tokayev’in, Batı dünyasından gelen çok boyutlu sinyalleri rasyonel bir süzgeçten geçirerek Ukrayna’daki çatışmanın dondurulması ve 2022 yılının ilk aylarında tarafları nihai bir uzlaşmanın eşiğine getiren “İstanbul Formülü”nün güncellenerek “İstanbul 2.0” adıyla yeniden canlandırılması çağrısı, açıkçası sadece diplomatik anlamda değil, insani ve vicdani bir boyut olarak da insanlık ve medeniyetimiz adına “halen bir umut var” mesajı ile eşdeğerdir.

Dolayısıyla bu teklif, uluslararası ilişkiler literatüründe sıradan bir diplomatik temenni ya da taktiksel bir hamle olarak değil; post-Sovyet coğrafyasının yapısal kırılganlıklarını derinlemesine tahlil eden, Avrasya jeopolitiğinin risk haritasına tam anlamıyla hakim bir devlet adamının ortaya koyduğu bir “sorumlu realizm” örneği olarak okunmalıdır. Tokayev’in bu kritik ve zamanlaması manidar hamlesi, Kazakistan’ın bağımsızlığından bu yana titizlikle sürdürdüğü dengeye dayalı çok vektörlü dış politika geleneğinin entelektüel ve rasyonel bir zirve noktasını teşkil etmektedir.

Tokayev’in Liderliği ve Post-Sovyet Alanında “Domino Realizmi”: Kurumsal Bağlar ve Arabuluculuğun Rasyonel Sınırları

Kazakistan, dış politikasında her ne kadar dengeye, diplomasiye ve çok boyutlu ortaklıklara dayalı aktif bir strateji izlese, bölgesel ve küresel barış inşa süreçlerine büyük katkılar sunmuş güvenilir bir aktör olsa da Cumhurbaşkanı Tokayev’in son açıklaması çok daha derin bir gerçekliğe işaret etmektedir.  Tokayev, Kazakistan’ın eski bir Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ülkesi olması, Rusya ile binlerce kilometrelik kesintisiz bir sınırı paylaşması ve daha da önemlisi Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) gibi Moskova merkezli kurumsal yapıların asli bir üyesi olmasından ötürü, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan bir “arabuluculuk” rolü üstlenmesinin jeopolitik açıdan rasyonel olmadığını açıkça beyan etmiştir.

Ortada fazlasıyla etik/ahlaki bir duruş söz konusudur. Bu da hiç kuşkusuz Kazakistan’ın bin yıllara dayalı kadim medeniyetinin bir tezahürüdür. Dolayısıyla Tokayev’in bu çıkışı/kararı, kesinlikle diplomatik bir zafiyet ya da pasiflik olarak nitelendirilemez. Tam aksine jeopolitik bir dürüstlük, yapısal bir farkındalık ve muazzam bir stratejik ağırlığın göstergesidir.

Bu bağlamda Tokayev’in Rusya’nın küresel çapta büyük bir devlet, Rus halkının ise derin bir tarihe sahip büyük bir halk olduğunu vurgulayarak, “Herhangi bir arabulucuya ihtiyaç duymadan gündemindeki meselelerin üstesinden geleceğine inanıyorum” şeklindeki ifadesi, muhatabını diplomatik nezaketle onore ederken, Astana’yı tarafgirlik ithamlarından koruyan dahiyane bir manevradır. Bu yaklaşım, Tokayev’in küresel sahnede sıklıkla dile getirdiği “Diplomasi, büyük güçlerin gölgesinde kaybolmak değil, o gölgenin sınırlarını rasyonel bir akılla çizebilmektir” felsefesiyle tam bir uyum göstermektedir. Dolayısıyla bu hamle, Kazakistan’ın kendi ulusal çıkarlarını koruma altına alırken barışın entelektüel mimarlığına soyunmasını sağlayan rasyonel bir zemin olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır.

Post-Sovyet İstikrarsızlık Sarmalı ve “Domino Etkisi” Endişesi

Eski Sovyet coğrafyası, SSCB’nin kurumsal tasfiyesinden bu yana sınır ihtilafları, etnik gerilimler ve mikro-milliyetçilik gibi yapısal kronik krizlerle boğuşmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere geçmişteki Rusya-Gürcistan Savaşı (2008), Güney Kafkasya’yı felç eden Azerbaycan-Ermenistan gerilimleri (2020 İkinci Karabağ Savaşı ile ateşkes sürecine girmiş olsa da, halen bir barış anlaşmasının imzalanmamış olmasından ve değişken jeopolitikten ötürü varlığını devam ettiren belirsizlik ortamı) ve 1990’lardaki yıkıcı Tacikistan İç Savaşı gibi krizlerin tamamı, bölgede kalıcı bir “istikrarsızlık sarmalı” ve güvenlik vakumları üretmektedir.

Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Tokayev’in zihnindeki en büyük stratejik endişe, Ukrayna eksenli bu devasa jeopolitik kırılmanın post-Sovyet alanında yıkıcı bir “domino etkisi” yaratarak, bölgedeki diğer bağımsız cumhuriyetlerin egemenliklerini, toprak bütünlüklerini ve siyasi bağımsızlıklarını öngörülemez bir belirsizliğe sürüklemesidir.

Kazakistan’ın her zaman “Komşunun çatısındaki yangın, senin pencerenden girecek kıvılcımların habercisidir” düsturuyla hareket ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Tokayev, savaşta hayatını kaybeden genç nüfusa dikkat çekerek, bu insanların “Kardeş Rusya ve Ukrayna halklarının ortak genetik mirası” olduğunu belirtmekte ve bu trajedinin ivedilikle durdurulması gerektiğini savunmaktadır. Tokayev’in net tespitiyle, “Bugün yaşananlar hem Rusya hem de Ukrayna’nın düşmanlarının işine gelmekte ve onları sevindirmektedir.” Sayın Tokayev’in dış politikadaki “Barış, sadece silahların susması değil; coğrafyanın kendi kaderine yabancı ellerin müdahale edememesidir” sözü, onun hamasetten uzak, rasyonel zemin üzerinde duran ne denli gerçekçi bir lider olduğunu kanıtlamakta ve bu son açıklamasının düşünsel temelini oluşturmaktadır.

Küresel Kopukluk: Alaska Zirvesi’nden Bugüne Kalan Boşluk

Ağustos 2025’te ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Alaska eyaletinde gerçekleştirilen tarihi zirve, küresel gerilimi düşürmek ve büyük güçler arasında yeni bir stratejik denge kurmak adına atılmış son derece önemli bir “siyasi esneklik” hamlesiydi. Tokayev’in Omsk’ta Putin’e yönelik ilettiği takdirler de tam olarak bu liderlik esnekliğine ve diyalog iradesine yapılmış bir vurgu ve bir hatırlatmadır.

Ancak acı jeopolitik gerçek şudur ki; Alaska’da başlatılan bu üst düzey ikili süreç, küresel sistemin ve Avrupa güvenlik mimarisinin yapısal sorunlarına kurumsal bir çözüm üretememiş, yapısal bir barış anlaşmasına tahvil edilememiş ve devamı getirilemeyen yalıtılmış bir diplomatik girişim olarak kalmıştır. İki süper gücün kutup sınır hattındaki bu görüşmesi, sahada akan kanı durdurmaya yetmemiştir. Cumhurbaşkanı Tokayev’in bu duruma dair geçmişteki “Büyük güçlerin küresel uzlaşmaları, bölgesel gerçeklerin zeminine basmadığı sürece harita üzerinde birer diplomatik egzersizden ibarettir” tespiti, Alaska sürecinin neden yarım kaldığını da en çıplak haliyle açıklamaktadır.

Çatışmanın Sürdürülemez Maliyeti

Gelinen bu tarihsel aşamada, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın askeri, ekonomik, lojistik ve insani açılardan daha fazla sürdürülmesi iki taraf için de imkânsız hale gelmiştir. Savaş, bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel tedarik zincirlerini, enerji hatlarını ve finansal istikrarı tehdit eden, her geçen gün daha da kemikleşen yapısal bir kanser hücresine dönüşmektedir. Kazak Cumhurbaşkanı Tokayev, mevcut tıkanıklığı tarif ederken, “Hiç kimse bu durumdan nasıl çıkılacağını tam olarak bilmiyor, çünkü tarafların kendi tutumları var” diyerek küresel diplomasinin çaresizliğini özetlemekte ve hemen ardından rasyonel çıkış yolunu göstermektedir: “Belki bu çatışmanın dondurulması ve İstanbul 2.0 formülüne dönülmesi gerekiyor. Çünkü oradan önemli sonuçlar elde edilmişti.”

Bu bağlamda,Tokayev’in kavramsallaştırdığı “İstanbul 2.0” formatı artık diplomatik bir alternatif değil, Avrasya’nın topyekûn intiharını önleyecek jeopolitik bir kaçınılmazlık ve tarihsel bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ankara-Astana-Moskova Hattının Hayati Jeopolitiği

İstanbul 2.0 vizyonunun hayata geçirilebilmesi ve sahada karşılık bulabilmesi, Türkiye, Kazakistan ve Rusya arasındaki üçlü ilişkilerin stratejik geçirgenliğine ve dinamizmine doğrudan bağlıdır. Bu denklemde Kazakistan ve lideri Tokayev, barışın fikri mimarisini, rasyonel zeminini ve diplomatik meşruiyetini kurgularken; Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bu vizyonun sahadaki küresel uygulayıcısı, diplomatik motoru ve lojistik ev sahibi olmak durumundadır. Kazakistan ile Rusya arasındaki sarsılmaz tarihsel güven ilişkisi ve Türkiye ile Rusya arasında sınanmış rasyonel diyalog mekanizmaları, bu barış masasının kurulması için gerekli olan asgari diplomatik güven zeminini fazlasıyla sunmaktadır. Türkiye-Kazakistan ortaklığı, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ekseninde de Avrasya’nın yeni güvenlik ve istikrar mimarisini şekillendirebilecek en dinamik omurgalardan birini oluşturmaktadır.

Türkiye’nin Benzersiz Kolaylaştırıcı Rolü

Türkiye’nin bu devasa küresel denklemdeki en büyük stratejik avantajı, Ukrayna ile kurduğu derin askeri-teknik ve siyasi ortaklık ile başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği (AB) ve genel anlamda Batı dünyası ile sürdürdüğü kurumsal ittifak bağlarıdır. Bir NATO üyesi olan, ancak küresel güç kutuplarının hiçbirine körü körüne angaje olmayıp Moskova ile de üst düzey diplomatik hatları açık ve işlevsel tutabilen dünyadaki tek aktör konumundaki Türkiye, Batı dünyasının güvenlik endişelerini, stratejik hassasiyetlerini ve sinyallerini müzakere masasına taşıyabilecek en güvenilir ve meşru “kolaylaştırıcı” aktördür.

Cumhurbaşkanı Tokayev’in bu yalın gerçeği görerek, adres olarak yeniden İstanbul’u işaret etmesi, Türkiye’nin küresel dengeleyici ve yapıcı rolüne uluslararası toplum adına teslim edilen çok büyük bir hakkın ve diplomatik güvenin göstergesidir ve açıkçası bir tesadüf değildir. Zira, Tokayev’in meşhur “Çok vektörlü diplomasi, düşman biriktirmek değil; dostların coğrafyasını genişletirken rakipleri de makul bir masada buluşturabilme sanatıdır” sözü, Türkiye’nin üstlendiği bu kritik kolaylaştırıcı rolün felsefi zeminini de açıkça ortaya koymaktadır.

İstanbul 2.0 Yol Haritası: Çatışmanın Dondurulmasından Kalıcı Barış Mimarisine

Kronikleşmiş, her geçen gün daha da kemikleşmiş ve yapısal bir kördüğüme dönüşmüş bu savaşı kalıcı olarak sona erdirmek için, sadece retorikten ibaret olmayan, tüm tarafların üzerinde asgari müştereklerde mutabık kalabileceği, uygulanabilir, ölçülebilir ve makul şartlar içeren somut bir yol haritası şarttır. Bu kapsamda, “İstanbul 2.0” çerçevesinde, aşağıdaki şekilde beş aşamalı bir stratejik çözüm planı önerilebilir:

  1. “Status Quo” Esaslı Acil Ateşkes ve Çatışmanın Dondurulması: Burada, yol haritasının ilk ve en ivedi adımı olarak, sahadaki tüm askeri operasyonlar, füze saldırıları ve lojistik sevkiyatların derhal durdurulması gerekmektedir. Sayın Tokayev’in “Öte yandan çatışmanın dondurulması seçeneği var. Bu, uluslararası uygulamada daha önce denenmiş bir yöntemdir” vurgusuyla işaret ettiği üzere, mevcut kontrol hatları baz alınarak çatışmalar dondurulabilir, böylece genç insanların hayatını kaybetmesi ve genetik mirasın yok olması öncelikle engellenebilir.
  2. “Güvenli Tampon Bölge” ve Çok Uluslu Gözlem Misyonu: Çatışmanın dondurulduğu hat boyunca, tarafların ağır silahlardan arındıracağı, derinliği askeri uzmanlarca belirlenecek silahsızlandırılmış “Güvenli Tampon Bölgeler” oluşturulabilir. Bu kritik hatların güvenliği, provokasyonları önlemek amacıyla tarafların üzerinde mutabık kalacağı, Kazakistan ve Türkiye’nin de aktif olarak yer alacağı tarafsız ülkelerin askeri gözlemci misyonları veya BM şemsiyesi altındaki barışı koruma güçleri vasıtasıyla 7/24 denetlenmelidir.
  3. “Garantörler Konsorsiyumu” Eşliğinde Siyasi Müzakereler: Eş zamanlı olarak İstanbul’da kurulacak diplomatik masada, tarafların yanı sıra Rusya’nın da metinde işaret ettiği “büyük güçlerin” (ABD, Çin, İngiltere, AB/Almanya ve ev sahibi olarak Türkiye) yer alacağı bir “Garantörler Konsorsiyumu” kurulabilir. Cumhurbaşkanı Tokayev’in ifadesiyle, “Daha sonra Rusya’nın da aralarında bulunduğu büyük güçlerin garantileri altında uzun süredir beklenen barışa doğru ilerlenebilir.” Bu kurumsal güvence altında Ukrayna’nın egemenlik hassasiyetleri ile Rusya’nın stratejik sınır güvenliği kaygıları arasında rasyonel bir denge tesis edilebilir. Bu denge tesisinde, hiç kuşkusuz, Kiev’in de masada eşit ve egemen bir aktör olarak yer alması, sağlıklı ve istikrarlı bir gelecek inşası açısından kaçınılmaz olacaktır.
  4. Ekonomik ve Lojistik Yaptırımların Kademeli Tasfiyesi Boyutu: Müzakerelerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve tarafları masada tutacak rasyonel motivasyonlar üretmek adına askeri ve siyasi adımlar, eş zamanlı işleyecek bir ekonomik takvimle desteklenebilir. Bu kapsamda:
  5. “İstanbul 2.0”ın ilk aşamasına tam uyum sağlanması karşılığında, Rusya’nın sivil bankacılık ve gıda/ilaç ticareti üzerindeki küresel finansal kısıtlamaları (SWIFT hatlarının belirli sektörlerde açılması) kademeli olarak esnetilmeli; Karadeniz limanlarındaki sivil taşımacılık ablukası kaldırılmalı ve hava sahaları karşılıklı ticari uçuşlara açılmalıdır. Herhangi bir takvim ihlalinde yaptırımların otomatik olarak eski haline döneceği de (snap-back) çok net olarak kayıt altına alınmalıdır.
  • Bu süreçte, savaş nedeniyle lojistik kesintiye uğrayan “Kuzey Koridoru”, Kazakistan, Türkiye ve diğer Türk cumhuriyetlerinin altyapı ortaklığında parlayan ve bu kapsamda bir TDT projesi olarak da ön plana çıkan “Orta Koridor” ile ikame edilebilir ve böylece Asya ve Avrupa arasında güvenli bir ticaret vahası inşa edilebilir. Bu koridorun transit gelirlerinin bir kısmı, bölgedeki savaş mağduru sivil altyapının imarı için küresel bir fona aktarılabilir.
  • Ukrayna üzerinden geçen boru hatlarının güvenliğinin bu süreçte uluslararası bir konsorsiyum (örneğin; Türkiye, Kazakistan ve AB) denetimine alınması büyük bir önem arz etmektedir. Rusya’nın dondurulan küresel varlıklarının statüsünün masada netleştirilmesi ve bu kaynakların belirlenecek bir yüzdesinin Ukrayna’nın enerji şebekeleri ve sivil altyapısının restorasyonu için serbest bırakılması gündeme getirilebilir.
  1. Yeni Bir Avrasya Güvenlik Formatının Kurumsal İnşası: “İstanbul 2.0”, yalnızca iki devlet arasında imzalanacak geçici bir mütareke veya yalıtılmış bir barış anlaşmasıyla sınırlı kalmamalıdır. Bu süreç, post-Sovyet alanındaki tüm kronik güvensizlik kaynaklarını kurutacak, bölgedeki domino etkilerini kökten sınırlandıracak, devletlerin bağımsızlık haklarını tescilleyecek ve AGİT benzeri ama daha işlevsel, çok kutuplu bir, örneğin “Yeni Avrasya Güvenlik ve İşbirliği Paktı” gibi kurumsal yapılanmaların da önünü açmalıdır.

Sonuç

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Omsk’ta gerçekleştirdiği bu tarihi çıkışla küresel diplomasi ve jeopolitik liginde ne kadar vizyoner ne kadar ayakları yere basan ve gerçekçi bir lider olduğunu tüm dünyaya bir kez daha ispat etmiştir. Cumhurbaşkanı Tokayev, ülkesinin hassas jeopolitik konumunu, KGAÖ ortaklığını ve Rusya ile olan hayati müttefiklik ilişkilerini hiçbir şekilde riske atmadan, post-Sovyet coğrafyasının tamamını koruma altına alacak küresel bir barış mimarisinin fikri ve felsefi temellerini atmayı başarmıştır.

Tam da bu noktada, Kazakistan liderinin dış politika vizyonunu özetleyen “Biz adaleti gücün merkezinde değil, uluslararası hukukun rasyonel dengesinde arıyoruz” sözü, “İstanbul 2.0” önerisinin de temel felsefesini oluşturmaktadır.

Bu kapsamda, Türkiye’nin sahada sahip olduğu benzersiz kolaylaştırıcı, Batı dünyası ile doğrudan bağ kurucu ve dinamik arabulucu rolüyle entegre edilecek bir “İstanbul 2.0” formatı, Avrasya’da kronikleşmiş ve kemikleşmiş bu büyük savaş sarmalından çıkışın elimizdeki yegâne rasyonel, tatbik edilebilir ve makul reçetesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in bu stratejik çağrısı, küresel güçlerin hegemonik ihtiraslarına karşı, coğrafyanın kendi içsel aklı ve dinamikleriyle ürettiği en gerçekçi, en uygulanabilir “barış manifestosu” olarak nitelendirilebilir.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.