21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanırken, uluslararası ilişkiler teorilerinin uzun süredir tartıştığı “güç kayması”, teorik bir öngörü olmaktan çıkıp yapısal bir gerçekliğe dönüşmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen ve Soğuk Savaş’ın ardından küreselleşen Batı merkezli liberal uluslararası düzen (Pax Americana), tarihin en ciddi kurumsal ve normatif meydan okumasıyla karşı karşıyadır. Bu meydan okumanın kurumsal omurgasını, coğrafi genişlemesini ve ekonomik derinliğini temsil eden iki ana aktör bulunmaktadır: BRICS+ ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ).
Batı ittifak sistemlerinin (G7, NATO, AUKUS) çevreleme, finansal dışlama ve yaptırımlara dayalı statüko koruma hamlelerine karşı, bu iki oluşum her geçen gün sadece savunmacı birer forum değil, proaktif küresel kontr-operasyonel planlama merkezleri haline gelmeye başlamıştır. Dolayısıyla karşılıklı tehdit algılamaları merkezli yeni pozisyon alışlar söz konusudur. Bu kapsamda, küresel sistem inşasındaki kaçınılmaz transformasyonda BRICS+ ve ŞİÖ’nün Batı hegemonyasına karşı geliştirdiği jeo-ekonomik karşı taarruz stratejileri, örgütler içindeki “salıncak aktörlerin” çok boyutlu dış politika pratiklerinin sürdürülebilirliği, özellikle de “çıkış stratejileri” ve “yol haritaları” büyük bir önem arz etmektedir.
Burada en öncelikli hususlardan birisi kendisini “Finansal Labirentten Çıkış” arayışı bağlamında göstermektedir. Batı’nın küresel finansal altyapıyı (özellikle SWIFT sistemini ve ABD Doları’nın rezerv para statüsünü) jeopolitik bir silah olarak kullanma eğilimi (Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte zirve yapan bir gelişme olarak), Doğu ve Küresel Güney bloklarında radikal bir karşı stratejiyi tetiklemiş bulunmaktadır. Bu çerçevede BRICS+ ve ŞİÖ merkezli “Yükselen Yeni Dünya”nın, asimetrik ekonomik bağımlılık ağından sıyrılmak için dört temel kontr-operasyonel hat inşa ettiği görülmektedir. Bunlar:
- Likidite Egemenliği ve Dolarsızlaşma (Dedollarization): Blok içi ticarette yerel para birimlerinin (Yuan, Rupi, Ruble, Dirhem) payı sistematik olarak artırılmaktadır. Bu durum, yalnızca ABD dolarının küresel likidite tekelini kırmayı değil, aynı zamanda Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikalarının Küresel Güney üzerindeki makroekonomik tahribatını engellemeyi amaçlamaktadır. Çin ve Suudi Arabistan arasındaki petrol ticaretinin kısmen Yuan ile fiyatlandırılması, enerji-dolar (petrodolar) mekanizmasının kalbine indirilmiş stratejik bir darbedir.
- Kurumsal Alternatiflerin Entegrasyonu: CIPS, SPFS ve BRICS Pay: SWIFT sistemine bağımlılığı sıfırlamak adına Çin’in Uluslararası Sınırlar Arası Ödeme Sistemi (CIPS) ve Rusya’nın Finansal Mesaj İletim Sistemi (SPFS) teknik olarak birleştirilmektedir. Bunun da ötesinde, blok zinciri ve dağıtık defter teknolojisine (DLT) dayalı BRICS Pay altyapısı, Batı denetim mekanizmalarının ve ikincil yaptırımlarının tamamen dışından geçebilen egemen bir finansal koridor vaat etmektedir.
- Çok Taraflı Kalkınma ve Likidite Havuzları: Yeni Kalkınma Bankası (NDB) ve ŞİÖ bünyesinde tasarlanan kalkınma fonları, IMF ve Dünya Bankası’nın yapısal uyum programları adı altında dayattığı siyasi koşulluluk ilkelerini bypass etmektedir. NDB, borçlu ülkelere egemenlik haklarını devretmeden kredi sağlayarak, Küresel Güney için finansal bir sığınak işlevi görmektedir.
- Avrasya Coğrafyasının Lojistik Tahkimatı: Batı’nın deniz yolları (Malakka Boğazı, Süveyş Kanalı) üzerindeki donanma üstünlüğüne karşı, ŞİÖ ve Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) vasıtasıyla kara tabanlı koridorlar tahkim edilmektedir. Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru (INSTC) ve Orta Koridor, küresel emtia ve enerji akışını Batı’nın deniz aşırı müdahale kapasitesinin dışına taşımaktadır.
“Asimetrik Çok-Vektörlülük” ve “Jeopolitik Araf”
Bu süreçte, BRICS+ ve ŞİÖ içerisinde yer alan ancak Batı ile de derin bağları bulunan ülkelerin (Hindistan, Türkiye, Suudi Arabistan, BAE, Güney Afrika, Brezilya vb.) durumu, bu örgütlerin geleceği açısından hiç kuşkusuz büyük bir önem arz etmektedir. Bu ülkelerin içinde bulundukları durum şu iki kavram içerisinde tasvir edilebilir:
- “Asimetrik Çok-Vektörlülük”: Bu aktörler, dış politikalarında tek bir bloka bağımlı kalmamak adına aynı onda hem Batı güvenlik/ekonomik sistemlerine (NATO, G20, AB Gümrük Birliği) hem de Doğu ortaklıklarına (BRICS+, ŞİÖ, ASEAN) entegre olmaya çalışmaktadır. Ancak bu çok yönlülük simetrik değildir; ülkeler güvenlik mimarilerinde Batı’ya, ekonomik büyüme potansiyelleri, pazar genişlemesi ve emtia/enerji tedarikinde ise Doğu’ya asimetrik olarak bağımlıdır.
- “Jeopolitik Araf”: Bloklar arası gri alanda kalarak her iki taraftan da maksimum ekonomik ve stratejik fayda sağlama durumudur. “Jeopolitik Araf”, hegemonik çatışmanın düşük yoğunluklu olduğu dönemlerde bir lüks ve manevra alanı sunarken, küresel kutuplaşmanın keskinleştiği dönemlerde bir güvenlik açığına ve stratejik felce dönüşme riski taşımaktadır.
Sürdürülebilirlik Sınırı: Çok Boyutlu Politikaların Yapısal Çelişkileri ve Liderlik Mevzuu
“Salıncak aktörler” olarak da nitelendirilen bu ülkelerin yürüttüğü bu denge politikası, sonsuza kadar sürdürülebilir bir strateji değildir. Bu sürdürülemezliğin arkasında üç temel yapısal çelişki yatmaktadır. Bunlardan ilki, “güvenlik ve ekonomi arasındaki makasın açılması” riskidir. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, burada bir ülkenin ulusal güvenliği Batı askeri sistemlerine (örneğin Hindistan’ın QUAD üyeliği gibi) bağlıyken, ekonomik geleceğinin Çin merkezli tedarik zincirlerine ve Rus enerjisine endekslenmesi, kriz anlarında devlet mekanizmasını felç edebilir. İkinci çelişki, “kurumsal norm karşıtlığı” şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Zira, G7+NATO ile BRICS+/ŞİÖ’nün söylemleri her geçen gün “karşıtlık” zemini üzerine yükselmektedir. Son çelişki ise kendisini “içsel çatışmalar” boyutunda göstermektedir.ŞİÖ ve BRICS+ homojen olma yolunda adımlar atan birer yapıdır. Örneğin, Hindistan ve Çin arasındaki sınır çatışmaları ve stratejik rekabet, örgütlerin kolektif ve sürdürülebilir bir Batı karşıtı askeri-ekonomik pakta dönüşmesini yapısal olarak zorlaştırmaktadır.
Diğer taraftan NATO, örgütün geleceği ve dönüşümü noktasında kendisini gösteren krizin çözümüne yönelik birtakım adımlar atarken ve sancılar yaşarken; bu tür erken tartışmalar/hesaplaşmalar yerine, ŞİÖ ve BRICS+’da “ötelenmiş/ertelenmiş ya da dondurulmuş” krizler söz konusudur.
Bir diğer önemli husus da bu örgütler bağlamındaki “liderlik” durumudur. G7+NATO’da gelinen aşama itibarıyla liderlik tartışmaları/sorunu büyük ölçüde giderilmiş bulunmaktadır. Buna karşılık, ŞİÖ ve BRICS+’da her ne kadar “liderlik” yerine “kollektif yönetim/liderlik” anlayışı ön plana çıkartılsa da, uluslararası ilişkilerin doğası gereği, özellikle de “hegemon güç” olma mücadelesi veren ABD’nin bu üstünlüğünü yitirmesine paralel olarak, ŞİÖ ve BRICS+ içinde bir liderlik mücadelesi kaçınılmaz görülmektedir. Dolayısıyla ŞİÖ ve BRICS+’ın geleceği noktasında ciddi belirsizlikler söz konusudur.
Kırılma Noktaları ve “Zorunlu Tercih” Eşiği
Çok-vektörlü dış politika izleyen aktörlerin “Jeopolitik Araf”tan çıkarak kesin bir tercihe zorlanacakları aşama, sistemik tırmanmanın gri alanları yok ettiği an olacaktır. Bu süreç üç spesifik katalizör dalgasıyla gerçekleşecek gibi görünmektedir.
Birinci dalga, “Finansal İkincil Yaptırımlar” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dalgadaBatı, Doğu blokunun dijital ödeme sistemlerini (BRICS Pay gibi) ve yerel para birimi takas odalarını kullanan üçüncü ülke bankalarını ABD finansal sisteminden tamamen men edebilir. Şu ana kadar ki mevcut gelişmeler bunu bir olasılıktan ziyade, daha gerçekçi bir durum olarak önümüze koymaktadır. Bu aşamada, küresel ticaretinin %70’ini hâlâ dolar ve avro ile yürüten salıncak aktörler, anlık bir “Pazar Tercihi” yapmak zorunda kalacaklardır.
İkinci dalga, “Teknoloji Demir Perdesi” olarak kendisini gösterebilir. Burada yapay zekâ, yarı iletkenler, kuantum bilgisayarlar ve nükleer enerji teknolojilerinde standartların kesin çizgilerle ayrılması kaçınılmaz görülmektedir. Dolayısıyla “salıncak aktörler” açısından Batı ile Doğu arasında köprü olmak imkansızlaşacak; ülkeler veri altyapılarını tek bir bloka teslim etmek zorunda kalacaktır.
Üçüncü dalga ise, Hint-Pasifik Kriz Anı ya da Tayvan Kırılması olarak karşımıza çıkabilir. Güney Çin Denizi veya Tayvan Boğazı’nda patlak verecek doğrudan bir ABD-Çin askeri çatışmasının (her ne kadar düşük bir olasılık olarak değerlendirilse de), tüm küresel ticaret yollarını ve ittifak yükümlülüklerini aktive etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu aşamada tarafsızlık, her iki blok tarafından da “düşmanlık” olarak kodlanabilir. Bu noktada “salıncak aktörler” dışlanmak suretiyle, birer “hedef” haline getirilebilirler. Nitekim dünya siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Çin ve Rusya’nın Stratejik Yol Haritaları ve “Salıncak Aktörler”in Olası Tepkileri
Hiç kuşkusuz, “zorunlu tercih” eşiğinin aşılması ve salıncak aktörlerin bloklar arasında seçime zorlanması, BRICS+ ve ŞİÖ’nün kurucu iki büyük gücü olan Çin ve Rusya’nın stratejik vizyonlarını da derinden sarsacaktır. Bu süreçte Çin ve Rusya, savunmacı bir dirençten proaktif bir “Ekonomik Kuşatma Karşıtı Savunma” doktrinine geçebilirler. Bu noktada, Batı ile köprüleri tamamen atan Rusya, “salıncak aktörlerin” Batı’ya kaymasını engellemek adına emtia ve nükleer enerji kartını radikal bir baskı unsuru olarak kullanma yoluna gidebilir. Ya da en azından kendisinden uzaklaşan ülkelere enerji arzını kesme veya fiyatlandırmada asimetrik cezalandırma yöntemlerine başvurabilir. Nitekim, başta Putin olmak üzere, birçok Rus yetkili ve hatta “kanaat önderleri” olarak takdim edilen isimler, bunları her platformda dillendirmektedirler. Buna karşılık Çin, askeri olmayan daha sofistike yöntemlere başvurmak suretiyle, son ana kadar “salıncak aktörleri” ikna etme yoluna gidebilir.
Rusya ve Çin ikilisi, böylesi güç bir durumla karşı karşıya kalmamak adına, “önleyici diplomasi” yollarına başvurabilirler ve bu noktada ortak bir yol haritası geliştirme yoluna da gidebilirler. Bu kapsamda her iki güç, “BRICS+ Ortak Güvenlik Sözleşmesi” veya “ŞİÖ Karşılıklı Güvenlik Protokolü” gibi askeri pakt mekanizmaları önererek, ekonomik ortaklığı zorunlu bir savunma ittifakına dönüştürmeyi ve gri alanları tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen yeni bir kurumsal disiplin inşasını gündeme getirebilirler.
Diğer taraftan, böylesi bir olasılık, “salıncak aktörler” açısından BRICS+ ve ŞİÖ’nün geleceğini homojen bir küresel alternatif olmaktan çıkarabilir. Seçim yapmak zorunda kalan üye sayısının artmasıyla, bu örgütlerin küresel alanı daralabilir. Daha somut bir şekilde ifade etmek gerekirse, Çin ve Rusya ikilisinin “önleyici diplomasi” bağlamında blokların kesin hatlarla ayrılmasını esas alan “yeni yol haritası”, mevcut üye ülkeler içinde radikal bir iç siyasi ve stratejik yarılmaya, dolayısıyla da yol ayrımlarına yol açabilir. Bu bağlamda, örneğin Hindistan böylesi bir öneriyi ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak görebilir ve BRICS+/ŞİÖ platformlarındaki varlığını asgari düzeye indirerek Batı-Pasifik ittifakına (QUAD), hatta olası bir “QUAD-AUKUS” ile özdeş “Asya-Pasifik NATO’su”na tam entegre yoluna gidebilir.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; BRICS+ ve ŞİÖ’nün Batı ittifaklarına karşı yürüttüğü ekonomik kontr-operasyonel planlar, küresel sistemin tek kutuplu genetiğini değiştirme konusunda yadsınamaz bir başarı elde etmiştir. Batı, artık dünyanın geri kalanına finansal ve teknolojik normları tek taraflı olarak dikte edememektedir. Ancak bu durum, sistemin sorunsuz bir “çok-kutupluluğa” evrildiği anlamına gelmemektedir. Aksine, sistem daha agresif, kuralsız ve çatışma riski yüksek yeni bir iki kutupluluğa doğru sürüklenmektedir. Bu süreçte “salıncak aktörler”in uyguladığı asimetrik çok-vektörlü politika, geçici bir diplomatik esneklik sağlasa da, sistemik kırılma anında sürdürülemez hale gelecek gibi görünmektedir. “Teknoloji Demir Perdesi” ve finansal ikincil yaptırımlar devreye girdiğinde, bu ülkeler “stratejik özerklik” ideali ile “yapısal bağımlılıklar” gerçeği arasında bir varoluşsal tercihe zorlanacaktır. Nihayetinde yeni uluslararası sistem, bu “salıncak aktörler”in yapacağı tercihlerin büyüklüğü ve yönü tarafından şekillendirilecek; ancak bu tercih anı, söz konusu ülkeler için yakın tarihin en büyük stratejik maliyet ve risk yönetim testine de sahne olacaktır.
