Röportaj

Dr. Sankalp Gurjar: “Hindistan, ‘Lider Bir Güç’ ve ‘Net Güvenlik Sağlayıcısı’ Olmayı Hedeflemektedir.”

Soğuk Savaş döneminde bile Hindistan hiçbir askeri ittifaka katılmamıştır.
Hindistan, herhangi bir güvenlik ilişkisinde ikincil ortak konumunda olmaktan rahatsızlık duymaktadır.
Hint-Pasifik’te NATO benzeri bir ittifak kurulsa bile Hindistan buna katılmayacaktır.

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ankara Kriz ve Siyasi Çalışmalar Merkezi (ANKASAM), Hindistan’ın dış politikasındaki son gelişmeleri değerlendirmek amacıyla, Hindistan’ın Pune şehrindeki Gokhale Siyaset ve Ekonomi Enstitüsü’nden Dr. Öğretim Üyesi Sankalp Gurjar ile yapmış olduğu röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.

1. Hindistan dış politikası ve bilhassa “stratejik özerklik” hakkında neler söyleyebilirsiniz? 

Hindistan’ın dış politikası, ülkeyi dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Hindistan diplomasisi, ülkenin ekonomik kalkınması için elverişli bir ortam yaratmaya yöneliktir. Uygulamada bu, Hindistan’ın hem büyük güçlerle hem de bölgesel ve daha küçük güçlerle iyi ilişkiler sürdürdüğü anlamına gelmektedir. Hindistan, “Komşulara Öncelik” politikası doğrultusunda komşularına özel önem atfetmektedir. Hint-Pasifik bölgesi için ise Hindistan’ın “Doğuya Yönelme” ve “Bölgedeki Herkes İçin Güvenlik ve Büyüme (SAGAR)” politikaları devreye girmektedir.

Hindistan’ın dış politikasını değerlendirmek gerekirse Yeni Delhi, son altı yılda karşılaştığı dört zorlu meydan okumada makul bir performans sergilemiştir: COVID-19 salgını, Ukrayna Savaşı, 2023 yılından bu yana süren Orta Doğu savaşları ve İkinci Trump Yönetimi. Bu meydan okumaların her biri, Hindistan’ı çok zorlu tercihlerle karşı karşıya bırakmış ve hızla değişen küresel güvenlik ortamına uyum sağlama yeteneğini sınamıştır.

2023 yılında Hindistan, Yeni Delhi’de G-20 zirvesine ev sahipliği yapmıştır. Ülke, Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlara rağmen ekonomik büyümeyi sürdürmeyi ve enerji arzını güvence altına almayı başarmıştır. Trump’ın gümrük vergileri, Hindistan ekonomisi için bir zorluk oluşturmuştur. Hindistan, Washington’la bir ticaret anlaşması yapmak üzere görüşmeler yürüterek ve diğer gelişmiş ülkelere yönelik ihracatını çeşitlendirerek bu durumla başa çıkmıştır. Hindistan, Birleşik Krallık, AB ve Yeni Zelanda ile Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalamıştır.

Hindistan’ın övündüğü “stratejik özerklik” ilkesi, Ukrayna Savaşı ve İran Savaşı’na yönelik yaklaşımında açıkça görülmektedir. Ukrayna Savaşı’nda Hindistan, Rusya’yı eleştirmeyi reddetmiştir. Batı ile olan yakın bağlarına rağmen Hindistan, büyük miktarlarda Rus petrolü ithal etmekten çekinmemiştir. İran Savaşı’nda ise Hindistan, her iki tarafı da desteklememiştir; İsrail’e yöneldiği yönündeki iddialara rağmen yaptırımlar kaldırıldığında Yeni Delhi, İran petrolü ithal etmiştir. Hindistan’ın stratejik özerkliğinin bir başka önemli göstergesi de çok taraflı olmayan gruplara üyeliğidir. Hindistan hem BRICS Plus hem de QUAD’ın üyesi olan tek ülkedir.

2. Hindistan’ın Hint-Pasifik bölgesinde Batılı ülkelerle yapmış olduğu askeri-güvenlik işbirliğinin sınırları nelerdir? Bu bağlamda Yeni Delhi, Batı’nın Hint-Pasifik’e daha fazla angaje olmasına nasıl bakıyor?

Son yirmi yılda Hindistan, Batı ülkeleriyle yakın bir güvenlik ortaklığı kurmuştur. ABD, Fransa ve Almanya, Hindistan’ın güvenliği açısından önemli Batılı ortaklardır. Hindistan’ın Batı ülkeleriyle kurduğu savunma ortaklıkları, gelişmiş platformların satın alınmasının yanı sıra savunma sanayi işbirliğini de kapsamaktadır.

Hindistan-ABD savunma işbirliği giderek artmaktadır. Hindistan güvenlik güçleri, C-130 J Hercules uçağı, C-17 Globemaster uçağı, P-8 gözetleme uçağı, M-777 obüsleri gibi çeşitli Amerikan platformlarını kullanmaktadır. Hindistan-Fransa savunma işbirliğinin kökeni 1950’lere kadar uzanmaktadır ve Hindistan, Rafale uçağının en büyük müşterilerinden biridir. Almanya ise Hindistan Donanması’nın denizaltı alımlarında rol almaktadır.

Hint-Pasifik bölgesi, Hindistan’ın Batı ile olan savunma bağları açısından kilit bir coğrafyadır. ABD, Birleşik Krallık ve Fransa gibi Batı ülkeleri, Hint-Pasifik’i kilit bir stratejik coğrafya olarak görmektedir. Yıllar içinde Batı’nın Hint-Pasifik ile olan ilişkisi artmıştır. AUKUS gibi girişimler, Batı’nın bölgeye olan ilgisinin arttığını göstermektedir. Batı’nın artan katılımı, Çin’e karşı bir denge unsuru oluşturduğu ve bölge ülkeleri için daha fazla stratejik seçenek yarattığı ölçüde faydalıdır.

İttifaklar konusunu ele aldığımızda, Hindistan ile Batı arasındaki güvenlik ilişkilerinin sınırları net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hindistan, askeri ittifaklara katılmamaktadır. Yeni Delhi, başkalarının güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmeden güvenlik ortaklıkları kurmaktadır. Başkalarının savaşlarına karışmaktan kaçınmaktadır. Hindistan, herhangi bir güvenlik ilişkisinde ikincil ortak konumunda olmaktan rahatsızlık duymaktadır. Soğuk Savaş döneminde bile Hindistan hiçbir askeri ittifaka katılmamıştır. Hindistan’ın mevcut yaklaşımı, ülkenin geçmişteki ve günümüzdeki ihtiyaçlarıyla tutarlıdır.

3. Hindistan’ın ABD, Avrupa ülkeleri, Rusya ve Çin arasında dengeyi bulduğunu düşünüyor musunuz?

Hindistan, büyük güçlerle olan ilişkilerini dengelemeye çalışmaktadır. Hindistan’ın Rusya’yla derin bir siyasi-askeri ilişkisi varken, ABD ise nispeten yeni bir savunma ortağıdır. Çin, önemli bir güvenlik sorunu olmaya devam ederken, Avrupa ülkeleri sermaye ve teknolojiye erişim açısından önemlidir. Bu bağların her biri diğer ilişkileri etkilemektedir. Örneğin Hindistan, Rusya’dan yaptığı petrol alımları nedeniyle Batı’nın baskısıyla karşı karşıya kalmıştır. Bildirildiğine göre Moskova, Hindistan’ın Batı’yla artan savunma ilişkileri nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştır. Bu arada Çin, Hindistan’ın ABD ile derinleşen bağlarından çekinmektedir. Dolayısıyla Hindistan, bu ülkeler arasında sürekli olarak zorlu bir denge kurmaya çalışmaktadır.

Hindistan için belki de en önemli ikili ilişkiler, ABD ve Çin ile olanlardır. Hindistan-ABD ilişkisi geniş tabanlı ve çok yönlüdür. Bu ilişki siyasi, ekonomik, güvenlik, halklar arası ve kültürel boyutları kapsamaktadır. Hindistan ve ABD, denizci demokrasiler ve çoğulcu toplumlar olup Hint-Pasifik bölgesinde önemli ekonomik ve güvenlik aktörleridir. İlişkiler, 25 yıldır yükseliş eğilimindedir. Hindistan ve ABD, Çin’in yükselişi konusunda ortak endişeler paylaşmaktadır. “Çin faktörü”, bu ilişkinin temel yapı taşlarından biri olmuştur. İkinci Trump yönetimi, Hindistan-ABD ilişkileri için bir zorluk olarak ortaya çıkmıştır. İlişkilerde yaşanan gerginlikler kalıcı değildir.

Hindistan, kuzey sınırlarında Çin’in oluşturduğu stratejik bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Gerilimin azalmasına ve Çin’le ilişkilerin kademeli olarak normalleşmesine rağmen Hindistan temkinli davranmaya devam etmektedir. Çin, Hindistan’ın en büyük ticaret ortaklarından biridir. Çin pazarına erişim eksikliği ve artan ticaret açığı, Yeni Delhi için süregelen sorunlardır. Çin’in oluşturduğu meydan okuma, ikili boyutun ötesinde önem taşımaktadır. Çin’in Pakistan’la kurduğu yakın askeri ilişkiler, Hindistan’ın güvenliği açısından endişe verici bir faktördür. Geçen yıl Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan dört günlük çatışmada Çin, Pakistan’a aktif teknik destek sağlamıştır. Çin’in oluşturduğu bu zorluğun üstesinden gelmek için Hindistan’ın kapsamlı ulusal gücünü inşa etmesinde ve askeri modernizasyon sürecinde ABD, Avrupa ve Rusya’nın rolü kritik önemini korumaktadır.

Dünya giderek daha parçalanmış ve kutuplaşmış hale geldikçe ABD, Çin, Rusya ve Avrupa ülkeleri arasındaki dengeyi korumak zorlu, ancak aynı zamanda kaçınılmaz bir görev haline gelecektir.

4. Sizce Hint-Pasifik’te NATO benzeri kolektif güvenlik örgütü kurulabilir mi? Eğer kurulursa Hindistan’ın yaklaşımı ne olur? İçerisinde yer alır mı? Cevap hayırsa, sizce neden yer almaz?

Şu anki durumda Hint-Pasifik bölgesinde NATO tarzı bir güvenlik düzenlemesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. 1940’lar ve 1950’lerdeki Avrupa ile karşılaştırıldığında, stratejik açıdan 2020’lerin Asya’sı çok farklıdır. Sovyetler Birliği ve komünizmin oluşturduğu ortak tehdit, NATO ülkelerini bir araya getirmişti. O dönemdeki güvenlik rekabeti, iki karşıt sistem arasında yaşanıyordu.

Günümüz Asya’sında ise güvenlik rekabeti aynı sistem içinde yaşanmaktadır. Çin, Doğu ve Güney Asya’daki birçok ülke için bir güvenlik sorunu teşkil etmekle birlikte bu ülkelerin çoğu için en büyük ticaret ortağıdır. Bu nedenle bölgede NATO benzeri bir düzenlemenin ortaya çıkması zor görünmektedir. ABD’nin güvenilirliği konusunda da soru işaretleri bulunmaktadır. Bölgedeki devletler, jeopolitik konumlarını güçlendirirken aynı zamanda risklerini dengelemeye de istekli olacaktır.

Hint-Pasifik’te NATO benzeri bir ittifak kurulsa bile Hindistan buna katılmayacaktır. Yeni Delhi, “stratejik özerkliği” korumayı tercih etmekte ve dünyayı siyah ve beyaza bölecek bir kulübe katılma konusunda temkinli davranacaktır. Hindistan, bu tür herhangi bir girişimin yararını, kendi zorlu güvenlik sorunları bağlamında değerlendirecektir.

Bu tür NATO benzeri düzenlemelerde liderlik rolünde her zaman bir hegemon bulunur. Hindistan, bu tür bir ülkenin alt ortağı olmaktan hoşlanmaz. Hindistan, “lider bir güç” ve “net güvenlik sağlayıcısı” olmayı hedeflemektedir. Hindistan, bir güvenlik düzenlemesine üye olmak için stratejik özerkliğini ve bağımsız dış politikasını feda etmeyecektir.

Dr. Sankalp Gurjar
Dr. Sankalp Gurjar, Hindistan’ın Pune şehrindeki Gokhale Siyaset ve Ekonomi Enstitüsü’nde Jeopolitik ve Jeoekonomi alanında öğretim üyesidir. Hint-Pasifik bölgesinin jeopolitiği ve jeoekonomisi, Hindistan’ın dış politikası ve Asya güvenliği konularında uzmanlaşmıştır. Sankalp, 2023 yılında Routledge tarafından yayınlanan “Süper Güçlerin Oyun Alanı: 21. Yüzyılda Cibuti ve Hint-Pasifik Jeopolitiği” adlı kitabın yazarıdır.
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Röportaj

Dış Politika Analisti Natalia Hidalgo Martínez: “Stratejik Önemin Artması, Stratejik Bağımsızlık Anlamına Gelmez.”

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Çin rekabetinin Latin Amerika...

MP-IDSA, Araştırma Analisti Simran Walia: “Stratejik Özerklik, Hindistan’ın Rekabet Eden Jeopolitik Çıkarları Dengelemesine Olanak Tanır.”

Ankara Kriz ve Siyasi Çalışmalar Merkezi (ANKASAM), Hindistan’ın dış politikasındaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere...

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Nicholas Ross Smith: “ABD-Çin Rekabeti, Hint-Pasifik Devletlerinin Hareket Alanını Daraltmaktadır”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasındaki stratejik rekabetin artmasıyla kendilerini iki büyük güç...

Orta Asya Analisti Christopher Wizda: “Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demir Yolu, Bişkek’in Moskova’ya Bağımlılığını Sona Erdirebilir.”

Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Rusya’daki petrol rafinelerine yönelik saldırılar, ülkenin akaryakıt üretiminde ve tedarikinde ciddi...