Hindistan dış politikasında Rusya ve Batı arasında bir denge oyunu sergilenmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) baskıları sonucunda Hindistan’ın stratejik özerkliğini kaybetmeye başladığı ve Batı’ya eğilim gösterdiği ileri sürülmektedir. Fakat diğer taraftan Yeni Delhi’nin Moskova’yla stratejik bağları devam etmektedir. Tüm bu gelişmeler, Hindistan’ın dış politikasında eğilimleri analiz etmemizi zorunlu kılmaktadır.
Buradan hareketle Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Hindistan’ın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’yle (NATO) stratejik diyaloğunu ve bunun bölgesel yansımalarını değerlendirmek üzere Pakistan’daki İslamabad Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi Araştırmacısı Murad Ali’den almış olduğu görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Yeni Delhi, NATO’yla stratejik diyaloğunu sürdürmektedir. Hindistan’ın bu adımını nasıl yorumluyorsunuz? Bu, Hindistan’ın stratejik özerkliğini kaybetmesi anlamına mı geliyor?
Öncelikle Hindistan’ın hiçbir stratejik özerkliğinin olmadığını söylemeliyim. Yeni Delhi, aralarında Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD), Hindistan-ABD Sivil Nükleer Anlaşması, Lojistik Değişimi Mutabakat Zaptı (LEMOA) ve Temel Değişim ve İşbirliği Anlaşması’nın (BECA) da bulunduğu bir dizi çok taraflı anlaşma yoluyla Washington’a entegredir. Kısacası Hindistan, askeri silahlar, nükleer teknoloji, yakıt ve doğrudan yabancı yatırım (FDI) konusunda büyük ölçüde dış ülkelere bağımlıdır. Bu nedenle, Hindistan’ın stratejik özerkliğinin, diğer uluslara, özellikle ABD ve Rusya’ya bel bağlamak suretiyle sağlandığını düşünüyorum. İkincisi, Yeni Delhi’nin ciddi bir tehdit olarak gördüğü Çin, şüphesiz Hindistan’ın NATO’yla güvenlik diyaloğunun merkezinde yer almaktadır. Ara sıra meydana gelen sınır çatışmalarını bir kenara bırakırsak Hindistan, gerçek manada Çin’den herhangi bir tehditle karşı karşıya değildir. Ancak Hindistan, ABD ve diğer Batılı ülkelerden stratejik yardım almak için Çin’le olan çatışmasını kendi lehine kullanmaktadır.
2. Daha önceleri, QUAD’ın Asya NATO’su olduğunu söyleyen Rusya, sizce NATO ve Hindistan arasındaki bu temaslara nasıl tepki vermektedir?
Rusya, NATO’nun geleneksel görev bölgesinin dışına doğru genişlemesine karşı duyduğu öfkeyi sürekli olarak dile getirmiştir. Sonuç olarak Rusya, muhtemelen Hindistan’ın NATO’nun güvenlik diyaloğuna katılımını şüpheyle karşılayacaktır. Moskova, NATO’yu Avrupa-merkezci bir güvenlik aygıtı olarak görmektedir. Dolayısıyla Asya’ya herhangi bir müdahalede bulunmasına Moskova şiddetle karşı çıkacaktır. Rusya, Hindistan’ın NATO’yla olan ilişkisini yakından izleyecektir. Eğer NATO ile Yeni Delhi arasında herhangi bir stratejik işbirliği algılarsa Rusya, Hindistan’la siyasi sürtüşmeler yaşayabilir. Hindistan, Batı veya NATO’yla ilişkilerinin Rusya’yla olan stratejik ortaklığını tehlikeye atmayacağına dair güvence vermesine rağmen bu durum, muhtemelen Hindistan’ın Rusya nezdindeki imajını zedeleyecektir.
3. Hindistan’ın Rusya ve Çin tarafından yalnız bırakıldığını ve bunun sonucunda Yeni Delhi’nin Batı eksenine daha fazla kaydığını ileri sürebilir miyiz?
Hindistan’ın Rusya ve Çin tarafından yalnız bırakıldığını düşünmüyorum. Aksine, her ikisinin de Hindistan’la saygın siyasi ve ekonomik bağları vardır. Şu anda bile Hindistan’ın Çin’le önemli ticari bağlantıları mevcuttur. Savunma alanında ise Rusya’ya eğilim göstermektedir.Çin ve Rusya Hindistan’ı terk etmeyecek olsalar da NATO’yla kurduğu söz konusu diyaloğun bölgesel yansımalarını yakından takip edeceklerdir. Aslında Hindistan hem ABD hem de Avrupa ülkeleriyle ittifak kurarak jeopolitik seçeneklerinin kapsamını genişletmeyi hedeflemektedir.
4. Sizce Çin, NATO’nun Asya-Pasifik’te günden günde artan bu etkinliğine nasıl tepki verecektir?
NATO’nun Asya-Pasifik bölgesindeki artan varlığına Çin’in olumlu bir yanıt vermeyeceğini düşünüyorum. Öte yandan NATO, 2021 yılındaki zirvede görüldüğü gibi, Çin’i dünya sistemine yönelik potansiyel bir tehlike olarak görmektedir. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, NATO’nun Pekin’i bir tehdit olarak görmesini ve Asya’yla askeri ilişkilerini artırmasını kınamıştır. Ning, Çin’in hem bölgesel hem de küresel düzeyde barış ve istikrar için önemli bir güç olduğunu söylemiştir. Çin, NATO’nun geleneksel savunma bölgesinin ötesine doğru genişlemesine ve Asya-Pasifik ülkeleriyle askeri ve güvenlik bağları kurmasına karşı çıkmaktadır. Pekin, Asya-Pasifik’in jeopolitik bir savaş alanı olmadığını açıkça ortaya koydu ve Soğuk Savaş’ın bloklaşma-çatışma zihniyetine karşı çıktı. Çin, ayrıca tüm tarafların Asya-Pasifik bölgesindeki çıkarlarını maksimize etmeye yönelik barışçıl faaliyetlerine saygı duyacağını belirtti.
5. Sizce Hindistan, NATO’yla entegre olarak kendi güvenliğini daha fazla tehlikeye atmış olabilir mi? Bu, Hindistan’ın güvenliğine olumlu mu yoksa olumsuz mu katkı yapacaktır?
Hindistan’ın NATO’yla entegre olacağına inanmıyorum. Evet, Hindistan 2004 yılından beri NATO’nun ortağıdır ve örgütün faaliyetlerinde aktif olarak yer almaktadır. Ancak Hindistan, NATO’yla stratejik ilişkiler kurarsa hem Çin’den hem de Rusya’dan sert tepkiler alacaktır. Daha önce de belirttiğim gibi, NATO’nun konvansiyonel savunma bölgesi dışına genişlemesine hem Çin hem de Rusya şiddetle karşı çıkmaktadır. Aynı şekilde bu durum, Güney Asya’nın güvenliği üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Bu, bölgede bir silahlanma yarışına ve güvenlik krizine neden olacaktır. Güney Asya, halihazırda zorlu bir güvenlik ortamıyla karşı karşıyadır ve bu ortam, Hindistan-NATO ittifakıyla birlikte muhtemelen daha da kötüleşecektir.

