Ankara Kriz ve Siyasi Çalışmalar Merkezi (ANKASAM), Hindistan’ın dış politikasındaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere Yeni Delhi merkezli Manohar Parrikar Savunma Çalışmaları ve Analizleri Enstitüsü’nden (MP-IDSA) Araştırma Analisti Simran Walia ile yapmış olduğu röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Hindistan dış politikası ve bilhassa “stratejik özerklik” hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Hindistan’ın dış politikası, tarafsızlık ilkesinden günümüzde stratejik özerkliğe odaklanmaya ve daha fazla kendi kendine yetmeye doğru bir evrim geçirmiştir. Hindistan, önemli konularda bağımsız karar verme yetkisini korumaya odaklanırken, aynı zamanda ulusal çıkarlarını ilerleten ortaklıklarını da çeşitlendirmektedir. Soğuk Savaş dönemi tamamen tarafsızlığa odaklanmışken, günümüzde stratejik özerklik, Hindistan’ın çoklu ittifak yaklaşımında görülmektedir. Yani ABD, Japonya, Avustralya ve Avrupa gibi ülkelerle işbirliğini derinleştirirken, aynı zamanda Rusya’yla bağlarını da sürdürmektedir. Ayrıca Hindistan, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) gibi çok taraflı forumlardaki varlığını güçlendirmektedir. Bu tür bir yaklaşım, Hindistan’ın resmi ittifaklara bağlı kalmadan çok kutuplu bir uluslararası düzene esnek bir şekilde yanıt vermesini sağlamaktadır.
Stratejik özerklik, Hindistan’ın birbiriyle rekabet halindeki jeopolitik çıkarlar arasında denge kurmasını sağlarken, aynı zamanda güvenlik, ekonomi ve teknoloji alanlarındaki önceliklerini de korumasına imkân tanımaktadır. Hindistan, konuya dayalı bir yaklaşım izlemekte ve daha spesifik konulara odaklanan ortaklıklar aramaktadır; özgür ve açık bir Hint-Pasifik’i desteklemekte, savunma ortaklıklarını güçlendirirken aynı zamanda stratejik kapsayıcılığı da teşvik etmektedir.
2. Hindistan’ın Hint-Pasifik bölgesinde Batılı ülkelerle yapmış olduğu askeri-güvenlik işbirliğinin sınırları nelerdir? Bu bağlamda Yeni Delhi, Batı’nın Hint-Pasifik’e daha fazla angaje olmasına nasıl bakıyor?
Hindistan, özgür, açık ve kurallara dayalı bir bölgesel düzenin sürdürülmesine katkıda bulunduğu için Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve Avrupa Birliği gibi Batı ülkelerinin Hint-Pasifik bölgesinde daha fazla yer almasını desteklemiştir. Hindistan, ortak askeri tatbikatlar, lojistik, deniz alanı farkındalığı ve istihbarat paylaşımı yoluyla savunma işbirliğini genişletmiştir. Ancak bu işbirliği, Hindistan’ın stratejik özerklik ilkesine göre şekillenmektedir. Bu da Hindistan’ın resmi askeri ittifaklar yerine esnek ve konu odaklı ortaklıkları tercih ettiği anlamına gelmektedir. İşte burada Hindistan’ın askeri-güvenlik işbirliğinin sınırları devreye girmektedir; yani Hindistan, ittifak yapılarına katılmaya veya münhasıran Çin’e karşı yöneltilen ya da dış politika tercihlerini kısıtlayan girişimlerin bir parçası olmaya isteksizdir.
Hindistan, antlaşma temelli ittifaklardan kaçınmaya devam etmekte ve caydırıcılık ile bölgesel istikrar arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Hindistan ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin (ASEAN) merkezi rolünü ve çok kutuplu bir Hint-Pasifik’i vurgulamakta ve dış ilişkilerin bölgesel güvenlik mimarisini tamamlayıcı nitelikte olmasını sağlamaktadır.
3. Hindistan’ın ABD, Avrupa ülkeleri, Rusya ve Çin arasında dengeyi bulduğunu düşünüyor musunuz?
Hindistan, stratejik özerkliği ve çok yönlü ittifak politikası sayesinde ABD, Avrupa ülkeleri, Rusya ve Çin arasında bir denge kurmayı büyük ölçüde başarmıştır. Bununla birlikte bu denge politikası oldukça karmaşık bir hal almıştır. Hindistan, Rusya’yla uzun süredir devam eden savunma ve enerji bağlarını sürdürürken, ABD ve Avrupa ile stratejik ve savunma işbirliğini derinleştirmiştir. Çin’le sınır gerginliklerine rağmen Hindistan, BRICS ve ŞİÖ gibi diplomatik ve çok taraflı forumlar aracılığıyla Pekin’le ilişkilerini sürdürmektedir. Bu da Hindistan’ın diyaloğu kesintiye uğratmadan rekabeti yönetmeyi tercih ettiğini yansıtmaktadır.
Bu dengeleme çabası, Hindistan’ın stratejik hareket alanını daraltan, ABD-Çin rekabetinin yoğunlaşması, özellikle Ukrayna Savaşı’ndan sonra Rusya’nın Çin’e bağımlılığı ve jeopolitik kutuplaşma gibi bazı zorluklarla da karşı karşıyadır. Buna rağmen Hindistan, ittifak taahhütlerinden ziyade ortak çıkarlar temelinde çok sayıda ortakla ilişki kurarak bağımsız dış politikasını sürdürmeyi başarmıştır.
4. Sizce Hint-Pasifik’te NATO benzeri kolektif güvenlik örgütü kurulabilir mi? Eğer kurulursa Hindistan’ın yaklaşımı ne olur? İçerisinde yer alır mı? Cevap hayırsa, sizce neden yer almaz?
Hint-Pasifik bölgesinde NATO tarzı bir örgütün ortaya çıkması olası değildir. Zira bölge, tehdit algıları, tarihsel deneyimler ve stratejik öncelikler açısından Avrupa’dan çok daha çeşitlidir. Hint-Pasifik ortakları, esnekliği tercih etmekte ve QUAD, ASEAN öncülüğündeki mekanizmalar ve AUKUS gibi konu odaklı güvenlik ortaklıklarına odaklanmaktadırlar.
Hindistan’a gelince, Hindistan’ın dış politikası şu anda stratejik özerkliğe sıkı sıkıya odaklanmış olduğundan ve bağımsız karar alma sürecini sınırlayabilecek veya engelleyebilecek ittifaklardan kaçındığından Hindistan, her halükarda NATO tarzı bir ittifaka katılmayacaktır. Hindistan, kapsayıcı ve çok kutuplu bir Hint-Pasifik’i korurken, deniz güvenliği ve savunma işbirliğini derinleştiren esnek ortaklıkları desteklemektedir.
Mevcut senaryoda, yapay zeka, siber güvenlik, kuantum teknolojileri ve kritik ve yeni gelişen teknolojiler gibi ekonomik güvenliğin önemi giderek artmaktadır. Hindistan da bu alanlara ilgi duymakta ve ortaklıklar yoluyla yatırım yapmaktadır. Bu da yine ulusal çıkarlarına uygun, konuya dayalı ortaklıkları yansıtmaktadır.

