28 Ağustos 2026 tarihinde Güney Kore Ulusal Güvenlik Danışmanı Wi Sung-lac, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Kuzey Kore’yle diyaloğu yeniden başlatma girişimlerini desteklediklerini, ancak Güney Kore’nin süreç dışında bırakılmaması gerektiğini açıklamıştır. Bu gelişmeler, Kore Yarımadası’ndaki diplomatik dengeleri yeniden gündeme taşımıştır. Wi’ye göre Washington-Pyongyang diyaloğu Kuzey Kore’nin nükleer programında somut ilerleme sağlamalı, Kore Yarımadası’nda barış rejiminin oluşturulmasına katkıda bulunmalı ve Güney Kore’nin güvenlik hazırlığını zayıflatmamalıdır.[i] Bu yaklaşım, Seul’ün Kuzey Kore’yle diyaloğa karşı çıkmak yerine bu diplomasinin koşullarını şekillendirirken süreç içerisindeki konumunu da korumaya çalıştığını göstermektedir. Dolayısıyla güncel gelişmenin ortaya çıkardığı temel mesele, Trump’ın Kim Jong-un’la yeniden görüşüp görüşmeyeceğinden daha geniştir: Güvenliği büyük ölçüde bir büyük gücün garantisine dayanan bir devlet, kendi güvenliğini doğrudan ilgilendiren büyük güç diplomasisinde nasıl özne kalabilir?
Bu soru Güney Kore açısından ABD’yle kurduğu asimetrik ittifak ilişkisinden bağımsız değerlendirilemez. İttifak teorisinde küçük veya daha bağımlı müttefiklerin karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan biri, bir tarafta müttefik tarafından terk edilme, diğer tarafta kendi çıkarlarıyla tam olarak örtüşmeyen bir çatışmaya sürüklenme riskidir. Güney Kore, ABD-Kuzey Kore nükleer krizlerinde bu iki riski eş zamanlı olarak yönetmeye çalışmakta ve bunu ittifak koordinasyonunu korurken barışçıl alternatifler geliştiren bir “çatışma yöneticisi” rolü aracılığıyla yapmaktadır.[ii]Güney Kore’nin mevcut tutumu da benzer bir ikili gerekliliğe işaret etmektedir: Seul, Amerikan güvenlik garantisinin aşınmasını istememekte, ancak Washington’ın Kuzey Kore politikasını kendi güvenlik çıkarlarından tamamen bağımsız şekillendirmesini de tercih etmemektedir.
Bununla birlikte yaşanan gelişmeler Güney Kore açısından klasik terk edilme ve sürüklenme risklerinin yanında diplomatik marjinalleşme riskini de daha görünür kılmaktadır. ABD’nin askeri güvenlik garantisinin devam etmesi, Güney Kore’nin Kore Yarımadası’nın geleceğini belirleyen diplomatik süreçlerde ölçüde etkili olacağı anlamına gelmemektedir. Washington’ın Pyongyang’la doğrudan liderler düzeyinde ilişki kurabilmesi, Seul açısından ittifakın sona ermesinden farklı, fakat yine de önemli bir risk yaratmaktadır. Bu durumda Güney Kore, askerî açıdan korunmaya devam ederken kendi güvenlik çevresini şekillendiren siyasi pazarlıkların tali aktörlerinden birine dönüşebilir. Wi’nin “süreç dışında bırakılmamaları” gerektiğini özellikle vurgulaması, bu nedenle Güney Kore’nin Kore Yarımadası’ndaki siyasi özne konumuna ilişkin diplomatik hassasiyetten daha yapısal bir kaygı olarak okunabilir.
Bu kaygının geçmişteki Trump-Kim diplomasisiyle bağlantısı bulunmaktadır. Trump ve Kim 2018-2019 döneminde üç kez bir araya gelmiş ve ABD ile Kuzey Kore arasındaki doğrudan lider diplomasisi Kore Yarımadası siyasetinin merkezine yerleşmiştir. Dönemin Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in, taraflar arasındaki diyaloğun oluşturulmasında önemli bir kolaylaştırıcı rol üstlenmiş olsa da ABD-Kuzey Kore hattının giderek doğrudanlaşması, Seul’ün sürecin sonuçlarını belirleme kapasitesinin sınırlı olabileceğini de göstermiştir. 2019 Hanoi Zirvesi’nin anlaşmasız sona ermesiyle diplomatik süreç büyük ölçüde durmuş ve Washington-Pyongyang diyaloğu Kuzey Kore’nin nükleer kapasitesinde kalıcı bir değişiklik yaratamamıştır.[iii] Trump’ın 2026 yılında bir keza daha doğrudan Kim diplomasisine yönelmesi bu nedenle Güney Kore açısından yeni bir fırsat yaratırken daha önce deneyimlenmiş bir temsil ve etki sorununu da gündeme getirmektedir. Trump’ın Güney Kore’yle ortak askeri tatbikatların ölçeğinin azaltılması yönünde talimat vermesi de Washington’ın Pyongyang’a yönelik diplomatik açılımının ittifak içi güvenlik uygulamalarını doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir.[iv]
Ancak Seul’ün mevcut politikası Trump’ın Kuzey Kore açılımını engellemeye yönelik değildir. Aksine Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, 2026 yılının Haziran ayında Trump’tan Kuzey Kore sorununda barışçıl diplomasiye liderlik etmesini istemiş; Trump da bu yönde çalışma isteğini ifade etmiştir.[v] Böylece Güney Kore aynı anda hem Washington-Pyongyang diyaloğunu teşvik etmekte hem de bu diyaloğun kendi güvenliği ve diplomatik konumu üzerindeki sonuçlarını sınırlamaya çalışmaktadır. Bu durum ilk bakışta çelişkili görünse de Seul açısından diyalog ve caydırıcılık birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Trump yönetimi bazı ABD-Güney Kore tatbikatlarını küçültürken; Seul, Washington ve Tokyo’yla Kuzey Kore’nin füze ve nükleer kapasitesine karşı 9-11 Eylül’de gerçekleştirilecek Freedom Edge tatbikatına devam etmektedir.[vi] Dolayısıyla Güney Kore, diplomatik açılımı desteklerken güvenlik kapasitesini korumaya yönelik ittifak mekanizmalarından vazgeçmemektedir.
Bu politika, Güney Kore’nin ABD ittifakından uzaklaşmasından ziyade ittifak içerisindeki hareket alanını koruma arayışı olarak değerlendirilebilir. Asimetrik bir ittifakta küçük müttefikin özerkliği, büyük müttefikten tamamen bağımsız hareket edebilmesiyle ölçülmek zorunda değildir. Güney Kore açısından daha uygulanabilir hedef, Amerikan güvenlik garantisini sürdürürken kendi güvenliğini ilgilendiren kararların oluşumuna mümkün olduğunca fazla katılabilmektir. Bu nedenle Seul’ün Washington’la politika koordinasyonunu güçlendirme talebi, bağımlılığın basit bir göstergesi olmaktan ziyade ABD’nin Kuzey Kore politikasını şekillendirme araçlarından biri olarak da görülebilir. Benzer şekilde Koreler arası diyaloğun yeniden kurulması, Güney Kore’nin Washington-Pyongyang hattına bağımlılığını azaltabilecek doğrudan bir siyasi kanal yaratabilir.
Bununla birlikte Güney Kore’nin diplomatik özne olma kapasitesinin önemli sınırları bulunmaktadır. Birincisi Seul’ün Washington üzerinde kurabileceği etki, ABD’nin Kuzey Kore politikasını tamamen belirleyebilecek düzeyde değildir. Trump’ın kişiselleştirilmiş lider diplomasisi, kurumsal ittifak koordinasyonundan daha hızlı hareket edebilir. İkincisi, Güney Kore’nin sürece daha aktif katılabilmesi Pyongyang’ın Seul’ü muhatap almaya istekli olmasına bağlıdır. Dolayısıyla Seul, Washington-Pyongyang diplomasisinde daha fazla söz sahibi olmaya çalışsa da sürecin iki temel aktörünün tercihlerini tek başına şekillendirebilecek kapasiteye sahip değildir. Güney Kore’nin hareket alanı bu nedenle tam bir diplomatik özerklikten ziyade asimetrik ittifak ilişkisi içerisinde kendi güvenlik çıkarlarını ve temsil kapasitesini koruyabilme düzeyiyle sınırlıdır.
Sonuç olarak Güney Kore’nin karşı karşıya olduğu temel mesele, ABD güvenlik garantisinden bağımsızlaşmak değildir. Daha önemli sorun, bu garantiye duyulan ihtiyaç sürerken Seul’ün Kore Yarımadası’nın siyasi geleceğini belirleyen süreçler üzerinde ne ölçüde söz sahibi olabileceğidir. Trump-Kim diyaloğunun yeniden başlaması hâlinde Seul açısından başarı; görüşmelerin nükleer gerilimi azaltmasıyla birlikte Güney Kore’nin bu sürecin şekillenmesine ne ölçüde katılabildiğiyle de ölçülecektir. Bir devletin güvenlik bağımlılığı ile diplomatik özne olma kapasitesi birbirinin zıttı değildir; asıl mesele, bağımlılık ilişkisi içerisinde ne kadar karar, temsil ve etki alanı yaratılabildiğidir. Bu açıdan Güney Kore örneği asimetrik ittifakların küçük aktörleri zorunlu olarak pasif hâle getirmediğini, ancak bu aktörlerin hareket alanının güvenlik bağımlılığı içerisinde sürekli olarak yeniden üretilmesi gerektiğini göstermektedir.
[i] Heejin Kim, “South Korea backs Trump bid to revive North Korea talks, seeks nuclear progress”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/south-korea-backs-trumps-efforts-resume-north-korea-talks-2026-08-28/, (Erişim Tarihi: 28.08.2026).
[ii] Kimberly Peh, Soul Park, Seung Joon Paik, “Navigating the Twin Risks in Alliance Dilemma: South Korea’s foreign policy during the US-DPRK nuclear crises”, Australian Journal of International Affairs, https://doi.org/10.1080/10357718.2026.2677709, ss. 608-612.
[iii] Mason Richey, “Beyond the Blame Game: Regional Implications of the Hanoi Summit”, 38 North, https://www.38north.org/2019/03/mrichey032919/, (Erişim Tarihi: 28.08.2026).
[iv] Costas Pitas, David Lawder, Heejin Kim, “Trump orders Pentagon to cut back military exercises with South Korea”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/trump-instructs-pentagon-reduce-military-exercises-with-south-korea-2026-08-16/, (Erişim Tarihi: 28.08.2026).
[v] Joyce Lee, “South Korea’s Lee asks Trump to lead peaceful diplomacy with North Korea”, Reuters,https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/south-koreas-lee-asks-trump-lead-peaceful-diplomacy-with-north-korea-2026-06-16/, (Erişim Tarihi: 28.08.2026).
[vi] “South Korea, Japan and US to hold North Korea-focused nuclear missile drill”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/south-korea-japan-us-hold-north-korea-focused-nuclear-missile-drill-2026-08-28/, (Erişim Tarihi: 28.08.2026).
