Analiz

Afrika’da Kritik Mineraller Üzerinden Yeni Jeoekonomik Rekabet

Küresel mücadele, maden sahası rekabetinden değer zinciri rekabetine doğru genişlemektedir.
ABD’nin Afrika’daki yeni yatırımları, Çin’in kritik mineral zincirlerindeki üstünlüğünün kısa sürede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir.
Çin’e bağımlılığın azaltılması Afrika’da yeni bir dışa dönük hammadde ekonomisini yeniden üretebilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yapay zekâdan savunma sanayiine, enerji dönüşümünden yüksek teknoloji üretimine kadar birçok stratejik sektörün geleceği, giderek daha fazla kritik mineral tedarik zincirlerinin güvenliğine bağlı hâle gelmektedir. Bu nedenle ABD’nin Madagaskar’daki Ampasindava nadir toprak elementleri projesine finansman desteği sağlaması, ilk bakışta yaklaşık 150 milyon dolarlık bir madencilik yatırımının ilerletilmesine yönelik sınırlı bir girişim gibi görünse de sistemde var olan küresel rekabetin dönüşümünü anlamada anlamlı bir çıkış noktası olabilir.

ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu’nun pilot tesis çalışmaları, laboratuvar testleri ve çevresel programlar için projeye 4,84 milyon dolara kadar finansman taahhüt etmesi, yatırımın toplam büyüklüğüyle karşılaştırıldığında oldukça mütevazı kalmaktadır. Ancak söz konusu desteğin önemi, projenin Çin’in hâkim olduğu kritik mineral tedarik zincirlerine alternatif oluşturma stratejisinin parçası olarak tanımlanmasından kaynaklanmaktadır.[i]

Ampasindava sahasında bulunan neodimyum, praseodimyum, disprosyum ve terbiyum; elektrikli araçlardan rüzgâr türbinlerine, elektronik sistemlerden savaş uçakları ve hassas güdümlü füzelere kadar geniş bir üretim alanında kullanılan kalıcı mıknatıslar açısından kritik öneme sahiptir. Projenin 2028 yılının ortasında üretime başlaması ve yıllık yaklaşık 4.000 ton nadir toprak oksidi üretmesi hedeflenmektedir. Bunun yaklaşık 1.700 tonunun yüksek değerli mıknatıs elementlerinden oluşması beklenmektedir. Dolayısıyla Madagaskar’daki yatırım belirli bir maden sahasının ekonomik geleceğinden çok enerji dönüşümünü, ileri teknoloji üretimini ve savunma sanayiini aynı anda etkileyen daha geniş bir tedarik zinciri rekabetini ilgilendirmektedir.[ii]

Bu gelişme, kritik minerallerin artık yalnızca ticari emtia olarak değerlendirilmediğini göstermektedir. Yüksek teknoloji, yapay zekâ donanımları, yarı iletkenler, enerji sistemleri ve askerî kapasite için vazgeçilmez hâle gelen bu kaynaklar, ekonomik güvenlik politikalarının merkezine yerleşmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre Çin’in 2025 yılında ağır nadir toprak elementlerine yönelik getirdiği ihracat kontrollerinin tam olarak uygulanması, Çin dışındaki otomotiv, yüksek teknoloji, savunma ve enerji sektörlerinde yıllık yaklaşık 6,5 trilyon dolarlık üretimi risk altında bırakabilir. Aynı rapor, kritik mineral piyasalarındaki sorunun yalnızca rezervlerin coğrafi dağılımı olmadığını; işleme ve rafinaj kapasitesindeki yoğunlaşmanın da tedarik güvenliğini doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır.[iii]

Bu nedenle kritik mineral rekabetini hangi ülkenin daha fazla maden sahasına eriştiği üzerinden okumak eksik kalacaktır. Asıl rekabet; madenin finansmanını kimin sağladığı, hangi güzergâhlardan taşındığı, nerede işlendiği, hangi şirketler tarafından rafine edildiği ve hangi ileri teknoloji ürünlerine dönüştürüldüğü üzerinden yürütülmektedir. Başka bir ifadeyle küresel mücadele, maden sahası rekabetinden değer zinciri rekabetine doğru genişlemektedir. Çin’in yapısal üstünlüğü de bu bağlamda Afrika’daki çıkarma, altyapı, lojistik, işleme ve uzun vadeli ticaret ilişkilerini aynı sistem içerisinde birleştirebilmesinden kaynaklanmaktadır.

Washington’ın Afrika’daki yönelimi bu bütünleşik yapıya alternatif üretme çabası olarak okunabilir. ABD, Çinli şirketlerle aynı modeli birebir tekrar etmek yerine kamu finansmanı, siyasi risk sigortaları, özel sektör yatırımları ve uzun vadeli satın alma anlaşmaları aracılığıyla ABD bağlantılı tedarik zincirleri oluşturmaya çalışmaktadır. Şubat 2026 tarihinde elliden fazla ülkenin katılımıyla düzenlenen Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı, Washington’ın bu alandaki rekabeti tekil yatırımların ötesine taşıyarak daha geniş bir ticaret ve güvenlik ortaklığına dönüştürme arayışını göstermiştir.[iv] Aynı dönemde ABD’nin Afrika’da devlet destekli finansman ve ürün alım anlaşmaları aracılığıyla bakır, kobalt ve diğer kritik minerallerin Batı bağlantılı zincirlere yönlendirilmesine ağırlık verdiği de görülmektedir.[v]

Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Zambiya’daki maden sahalarını Angola’nın Atlantik kıyısına bağlamayı amaçlayan Lobito Koridoru, ABD’nin mineral güvenliğini ulaştırma altyapısı ve bölgesel ticaret ağlarıyla birlikte değerlendirdiğini göstermektedir. Çin’in desteklediği Tanzanya-Zambiya demiryolu hattının benzer kaynakları doğu yönünde Asya pazarlarına bağlaması ise Afrika’daki jeoekonomik rekabetin madenlerin küresel pazarlara hangi güzergâhlardan ulaşacağı üzerinden de şekillendiğini ortaya koymaktadır. Batı destekli Lobito Koridoru ile Çin destekli TAZARA hattı, kıtanın yer altı kaynaklarının iki farklı ekonomik ve lojistik yöne bağlanmasına dayanan rekabetin somut örnekleridir.[vi]

Tüm bu rekabet ve girişimlerle birlikte ABD’nin Afrika’daki yeni yatırımları, Çin’in kritik mineral zincirlerindeki üstünlüğünün kısa sürede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Washington’ın 2027 yılına kadar Çin kaynaklı bazı mineralleri savunma tedarikinden çıkarmayı hedeflemesine rağmen Amerikan madencilik ve işleme kapasitesinin bu takvimi karşılamaya hazır olmadığı belirtilmektedir. Onlarca milyar dolarlık kamu desteğine karşın ABD’nin özellikle rafinaj, ileri malzeme ve mıknatıs üretimindeki kapasite açığı devam etmektedir. Bu durum, tedarik zincirlerinin yalnızca yeni maden sahaları açılarak çeşitlendirilemeyeceğini göstermektedir.[vii]

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre Çin dışındaki coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bölgelerde açıklanan projeler dikkate alındığında, 2035 yılına kadar planlanan nadir toprak rafinaj kapasitesi beklenen maden üretiminin yaklaşık üçte ikisine ulaşırken, planlanan mıknatıs üretim kapasitesi bunun yalnızca üçte biri düzeyinde kalmaktadır.[viii] Bu tablo, küresel sistemin Çin dışındaki yeni kaynaklara ulaşabilse bile işlenmiş ürünler ve ileri teknoloji bileşenleri bakımından bağımlılığını sürdürebileceğini göstermektedir.

Madagaskar projesi tam da bu noktada önemli bir çelişkiyi görünür kılmaktadır. Nadir toprak elementlerinin Madagaskar’da çıkarılması planlanırken şirket, işleme ve rafinaj için ABD ve Avrupa’daki ortaklık seçeneklerini değerlendirmektedir. MP Materials, USA Rare Earths ve Solvay gibi şirketlerin potansiyel rafinaj ortakları arasında yer alması, Batı açısından Çin’den bağımsız bir zincir kurulmasına katkı sağlayabilir. Ancak madenin Afrika’da çıkarılıp yüksek katma değerli işleme ve mıknatıs üretiminin başka bölgelerde gerçekleştirilmesi, Madagaskar’ın küresel değer zincirindeki konumunu zorunlu olarak dönüştürmeyecektir. Bu nedenle Çin’den bağımsız bir tedarik zinciri, Afrika açısından kendiliğinden ekonomik bağımsızlık anlamına gelmemektedir. ABD-Çin rekabetinin kıta için gerçek bir fırsata dönüşmesi ancak yatırım anlaşmalarına teknoloji transferi, yerel işleme, istihdam, altyapı ve bölgesel üretim şartlarının dâhil edilmesiyle mümkün olabilir.

Afrika Birliği’nin Yeşil Mineraller Stratejisi de kıtanın yalnızca hammadde ihracatına dayalı modelden uzaklaşmasını; yerel zenginleştirme, bütünleşmiş değer zincirleri, istihdam, ekonomik çeşitlendirme ve bölgesel sanayileşme kapasitesinin geliştirilmesini hedeflemektedir.[ix] Bu yaklaşım, Afrika ülkelerinin ABD ile Çin arasında pasif biçimde tercih yapmak zorunda olmadığını göstermektedir. Aksine küresel arz güvenliği kaygıları, mineral üreticisi ülkelere uzun yıllardır sahip olmadıkları ölçüde bir pazarlık alanı sunabilir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin kobalt ihracatını kısıtlaması, Gine’nin ham boksit ihracatının ötesine geçerek yerel alümina üretimini artırmaya çalışması ve farklı Afrika ülkelerinin işlenmemiş mineral ihracatına yönelik yeni koşullar geliştirmesi, kıtanın değer zincirindeki konumunu değiştirme arayışının işaretleridir. Kritik mineral üreticileri artık yalnızca yabancı yatırım çekmeye değil, yatırımın niteliğini ve üretim sürecinin hangi aşamalarının ülkelerinde kalacağını belirlemeye çalışmaktadır.[x]

Ancak artan pazarlık gücünün doğal olarak kapsayıcı kalkınma üreteceğini söylemek doğru bir çıkarım olmayacaktır. “Güvenilir tedarik zinciri” söylemi öncelikle ABD’nin, Avrupa’nın ve diğer sanayileşmiş ekonomilerin üretim güvenliğine odaklanmaktadır. Madencilik faaliyetlerinin çevresel maliyetleri, su ve arazi kullanımı, yerel toplulukların karar süreçlerine katılımı ve gelirlerin paylaşımı yeterince ele alınmazsa Çin’e bağımlılığın azaltılması Afrika’da yeni bir dışa dönük hammadde ekonomisini yeniden üretebilir. Bu nedenle asıl soru tedarik zincirlerinin Çin’den bağımsız hâle gelip gelmeyeceği değil, oluşturulan yeni zincirlerin kimin güvenliğini ve kalkınmasını önceleyeceğidir.

Sonuç olarak ABD’nin Ampasindava projesine verdiği destek, Afrika’daki kritik mineral rekabetinin yeni bir aşamaya geçtiğini göstermektedir. Ancak Çin’in üstünlüğü yalnızca maden sahalarına yaptığı yatırımlardan değil; işleme, rafinaj, altyapı ve pazar erişimini birbirine bağlayan kapsamlı değer zincirinden kaynaklanmaktadır. Washington’ın bu yapıya alternatif oluşturabilmesi, başlangıç finansmanının ötesine geçerek uzun vadeli sanayi ve işleme kapasitesi geliştirmesine bağlı olacaktır. Afrika açısından ise rekabetin kazancı, ABD veya Çin’den hangisinin daha fazla maden anlaşması imzaladığından çok, kıtanın bu rekabeti yerel sanayileşme ve teknoloji kapasitesine dönüştürüp dönüştüremeyeceği üzerinden ölçülecektir. Dolayısıyla Afrika’da şekillenen yeni kritik mineral rekabetinde belirleyici olan, maden sahalarına ilk ulaşan aktörden çok; bu kaynakları hangi teknolojilere dönüştüren, hangi sanayi ekosistemleriyle bütünleştiren ve ortaya çıkan katma değeri kimlerin kontrol ettiği olacaktır.


[i] Adombila, M. A. A., “US backs Madagascar rare earths project in push to loosen China’s supply chain grip”, Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/us-backs-madagascar-rare-earths-project-push-loosen-chinas-supply-chain-grip-2026-07-28/, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] “Global Critical Minerals Outlook 2026”, International Energy Agency, 2026, https://www.iea.org/reports/global-critical-minerals-outlook-2026, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[iv] “2026 Critical Minerals Ministerial”, U.S. Department of State, https://www.state.gov/releases/office-of-the-spokesperson/2026/02/2026-critical-minerals-ministerial, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[v] Adombila, M. A. A., “US challenges Chinese control in race for African minerals”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/us-challenges-chinese-control-race-african-minerals-2026-02-09/, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[vi] Russel C. “Can Africa win as the West and China scramble for minerals?”, Reuters, https://www.reuters.com/markets/commodities/can-africa-win-west-china-scramble-minerals-2026-02-12/, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[vii] Scheyder E. & Renshaw J., “Trump may need to allow Chinese minerals as US industry struggles to meet 2027 deadline”, Reuters, https://www.reuters.com/legal/government/trump-may-need-allow-chinese-minerals-us-industry-struggles-meet-2027-deadline-2026-07-27/, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[viii] International Energy Agency, a.g.e. 2026.

[ix]Africa’s Green Minerals Strategy”, African Union, 2025, https://au.int/en/documents/20250318/africas-green-minerals-strategy-agms, (Erişim Tarihi: 29.07.2026).

[x] International Energy Agency, a.g.e. 2026.

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler