Analiz

Avrupa’nın Stratejik Özerklik Arayışında Ukrayna’nın Yeri ve Önemi

Ukrayna’nın Avrupa güvenlik mimarisi içerisindeki konumu yeniden şekillenmektedir.
NATO Ankara Zirvesi Deklarasyonu’nda Ukrayna, transatlantik güvenliğe katkı sağlayan bir ortak olarak tanımlanmıştır.
Avrupa’nın stratejik özerkliği, siyasi bağımsızlıktan üretim kapasitesine doğru evrilmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasından bu yana Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya yönelik desteği çoğunlukla gönderilen silah sistemleri, mali yardım paketleri ve askeri eğitim programları üzerinden değerlendirilmiştir. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, Avrupa’nın Ukrayna politikasında nicelikten ziyade niteliğe ilişkin daha derin bir dönüşümün yaşandığını göstermektedir. 13 Temmuz 2026 tarihinde Paris’te düzenlenen toplantıda yeni hava savunma koalisyonlarının oluşturulması, Ukrayna’da füze üretimine yönelik işbirliklerinin başlatılması ve Avrupa merkezli savunma şirketlerinin ortak geliştirme projelerine yönelmesi gibi gelişmeler öne çıkmaktadır.[i] Bu bağlamda Ukrayna, bugün Avrupa’nın savunma üretim kapasitesinin geliştirilmesine katkı sunan, ortak teknoloji projelerinde yer alan ve savaş sahasında edindiği operasyonel tecrübeyi Avrupa savunma sanayiine aktarabilen yeni bir ortak hâline gelmektedir. Bu durum, Ukrayna’nın değişen rolüyle birlikte Avrupa’nın stratejik özerklik anlayışındaki dönüşümü de görünür kılmaktadır.

Avrupa Birliği (AB) açısından stratejik özerklik uzun yıllar boyunca daha çok siyasi ve askeri karar alma süreçlerinde Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) olan bağımlılığın azaltılması ekseninde tartışılmıştır. Özellikle Fransa’nın öncülük ettiği bu yaklaşım, Avrupa’nın gerektiğinde kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda bağımsız hareket edebilmesini hedeflemektedir. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından stratejik özerklik tartışmalarının ağırlık merkezi, belirgin biçimde, bağımsız karar alabilmekten bu kararları destekleyecek üretim kapasitesini, savunma sanayiini, mühimmat stoklarını ve teknolojik altyapıyı sürdürülebilir şekilde oluşturabilmeye yönelmiştir. Avrupa Savunma Sanayii Programı (EDIP), Avrupa Savunma Sanayii Stratejisi (EDIS), SAFE finansman mekanizması ve Readiness 2030 vizyonu da bu dönüşümün kurumsal yansımalarını oluşturmaktadır.[ii]

Bu çerçevede öne çıkan girişimler, Avrupa’nın stratejik özerklik anlayışındaki dönüşümün somut örnekleri olarak değerlendirilebilir. Paris’te oluşturulan Entegre Balistik Füze Savunma Koalisyonu, Avrupa destekli Freyja hava savunma projesini merkeze alarak Patriot sistemini ikame etmekten ziyade tamamlayacak daha düşük maliyetli bir çözüm geliştirmeyi hedeflemektedir. Koalisyon kapsamında SAMP/T sisteminin üreticisi Eurosam’ın yanı sıra Leonardo, Thales, Saab ve Ukraynalı Fire Point şirketlerinin aynı üretim ekosisteminde bir araya gelmesi, Avrupa savunma sanayiinde ulusal kapasitelere dayalı yaklaşımın yerini giderek çok aktörlü ve ortak üretim odaklı bir yapıya bıraktığını göstermektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ukrayna’ya yeni nesil SAMP/T sistemlerinin teslim edileceğini açıklaması, bunun yanında Ukrayna’nın önleyici füze, hassas güdümlü mühimmat ve SCALP seyir füzesini lisans altında üretebilmesine onay vermesi de bu dönüşümün yalnızca askeri yardımla sınırlı olmadığını; teknoloji transferi ve üretim kapasitesinin paylaşımını da kapsadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca Ukrayna’ya komşu ülkelerde ortak askeri tatbikatların planlanması ve gelecekte oluşturulması öngörülen Çok Uluslu Güç (MNFU) için hazırlıkların hızlandırılması, savunma sanayii işbirliklerinin operasyonel güvenlik planlamasıyla eş zamanlı ilerlediğini göstermektedir.[iii]

Tam da bu noktada Avrupa’nın son dönemde geliştirmeye çalıştığı modelin yalnızca siyasi bağımsızlığı esas alan geleneksel stratejik özerklik anlayışıyla açıklanabilecek bir süreç olmadığı öne çıkmaktadır. Aksine ortak üretim, savunma sanayii entegrasyonu, teknoloji paylaşımı ve operasyonel bilgi transferi üzerinden şekillenen yeni bir kapasite inşası söz konusudur. Bu eğilim, “savunma sanayii temelli stratejik özerklik” olarak kavramsallaştırılabilir ve bu kavramsallaştırma, stratejik özerkliği tek başına hareket edebilme kapasitesi üzerinden değil; Avrupa’nın savunma üretim ekosistemini sürdürülebilir biçimde geliştirebilme ve bunu ortak aktörlerle birlikte inşa edebilme yeteneği üzerinden okumayı önermektedir.

Bu yaklaşımın en dikkat çekici sonucu ise Ukrayna’nın Avrupa güvenlik mimarisi içerisindeki konumunun yeniden şekillenmesidir. Çünkü Avrupa’nın savunma sanayiine dayalı yeni kapasite inşası, Ukrayna’yı korunması gereken bir ortak olmaktan çıkararak Avrupa güvenliğinin üretim süreçlerine doğrudan katkı sunan yeni bir aktöre dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca Avrupa’nın stratejik özerklik anlayışını değil, Ukrayna’nın uluslararası güvenlik sistemindeki rolünü de yeniden değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede Ukrayna’nın savaşın ilk dönemindeki rolü büyük ölçüde dış askeri yardıma bağımlı bir “güvenlik tüketicisi” olarak tanımlanabilirken savaşın ilerleyen safhalarında bu rol giderek dönüşmeye başlamıştır.

Bu dönüşüm yalnızca Ukrayna’nın üstlendiği işlevlerden kaynaklanmamakta; Avrupa devletleri, savunma şirketleri ve ortak girişimler tarafından da giderek kabul görmekte ve kurumsal işbirlikleri aracılığıyla pekiştirilmektedir. Başka bir ifadeyle Ukrayna’nın yeni konumu, yalnızca kendi kapasitesiyle değil, diğer aktörlerin bu kapasiteyi Avrupa’nın gelecekteki savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımasıyla birlikte meşruiyet kazanmaktadır. NATO Ankara Zirvesi Deklarasyonu’nda Ukrayna’nın transatlantik güvenliğe katkı sağlayan bir ortak olarak tanımlanması bu durumun en somut örneklerindendir. Nitekim yaklaşık dört yıldır devam eden savaş boyunca edinilen operasyonel deneyim, insansız sistemler, elektronik harp, hava savunması ve savaş alanı inovasyonu gibi alanlarda Ukrayna’yı Avrupa’nın sahip olmadığı özgün bir bilgi birikiminin taşıyıcısı hâline getirmiştir.[iv]

Bu dönüşüm aslında tek taraflı değildir. Ukrayna’nın rolü değişirken Avrupa’nın rolü de yeniden tanımlanmaktadır. Savaşın ilk döneminde Avrupa’nın temel işlevi askeri yardım sağlayan ve Ukrayna’nın savunmasını destekleyen bir güvenlik sağlayıcısı olarak öne çıkarken bugün Avrupa giderek ortak üretim ağlarını koordine eden, savunma sanayii entegrasyonunu yöneten ve Ukrayna’nın savaş deneyimini kendi savunma kapasitesine aktarmaya çalışan bir aktöre dönüşmektedir. Dolayısıyla burada tarafların birbirlerine ilişkin beklentilerinin de yeniden şekillendiği ilişkisel bir rol dönüşümünden söz etmek mümkündür.

Bununla birlikte söz konusu gelişmeleri Avrupa’nın tam anlamıyla stratejik özerkliğe ulaştığının göstergesi olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır. Avrupa savunma mimarisi hâlen ABD’nin sağladığı nükleer caydırıcılık, gelişmiş hava savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı ve lojistik kapasiteye önemli ölçüde bağımlılığını sürdürmektedir. Patriot sistemlerinin Ukrayna hava savunmasındaki merkezi rolü ve ABD’nin kritik teknolojilerdeki belirleyici konumu bu bağımlılığın devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle Avrupa’nın son dönemde attığı adımlar, ABD’nin yerini almaya yönelik bir stratejik özerklikten ziyade Avrupa’nın savunma sanayii kapasitesini güçlendirmeye yönelik tamamlayıcı bir yaklaşım olarak okunabilir. Başka bir ifadeyle Avrupa’nın hedefi transatlantik güvenlik mimarisinden kopmak değil; bu mimari içerisinde daha fazla üretim kapasitesine, daha güçlü bir savunma sanayiine ve daha sürdürülebilir bir teknolojik altyapıya sahip olmaktır. Bu durum, stratejik özerklik kavramının da giderek siyasi bağımsızlıktan üretim kapasitesine doğru evrildiğini göstermektedir.

Sonuç olarak Avrupa’nın stratejik özerklik anlayışı; giderek ortak üretim ağları, teknoloji paylaşımı ve savunma sanayii işbirlikleri üzerinden yeniden şekillenmektedir. Bu doğrultuda savunma sanayii temelli stratejik özerklik olarak kavramsallaştırılan bu yaklaşım, stratejik özerkliği Avrupa’nın tek başına hareket edebilme iddiasından ziyade savunma sanayii kapasitesini ortak aktörlerle birlikte geliştirebilme yeteneği üzerinden okumayı önermektedir. Ukrayna ise bu yeni güvenlik mimarisinde yalnızca desteklenen bir ülke değil, Avrupa’nın gelecekteki savunma kapasitesinin şekillenmesine doğrudan katkı sunan stratejik bir ortak olarak öne çıkmaktadır.


[i] John Irish ve Dominique Vidalon, “Ukraine and allies set up coalition to tackle Russia ballistic missile threat”, Reuters, https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/allies-muster-more-air-defence-aid-ukraine-battlefield-momentum-shifts-2026-07-13/, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[ii] “A New European Defence Industrial Strategy: Achieving EU Readiness through a Responsive and Resilient European Defence Industry (EDIS)”, European Commission, 2024,  https://defence-industry-space.ec.europa.eu/eu-defence-industry/edis_en, (Erişim Tarihi: 14.07.2026); “White Paper for European Defence – Readiness 2030”, European Commission, 2025, https://defence-industry-space.ec.europa.eu/eu-defence-industry/white-paper-european-defence-readiness-2030_en, (Erişim Tarihi: 14.07.2026); “European Defence Industry Programme (EDIP)”, Council of the European Union, 2025, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/defence-industry-programme/, (Erişim Tarihi: 14.07.2026); “SAFE: Council adopts €150 billion boost for joint procurement on European security and defence”, Council of the European Union, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2025/05/27/safe-council-adopts-150-billion-boost-for-joint-procurement-on-european-security-and-defence/, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[iii] Reuters, a.g.e. 13 Temmuz 2026.

[iv] Joachim Klement, “Why NATO should ask Ukraine for help”, Reuters, https://www.reuters.com/commentary/reuters-open-interest/why-nato-should-ask-ukraine-help-joachim-klement-2026-07-14/, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler