11 Nisan 2026 tarihinde Cibuti’de açıklanan seçim sonuçları, Afrika Boynuzu’ndaki küçük bir devletin iç siyasetinden çok daha büyük bir tabloyu gözler önüne sermiştir. Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh’in oyların yüzde 97,8’ini alarak altıncı döneme uzanması, resmî verilere göre yüzde 80,4 katılımla gerçekleşen bir seçimin sonucu olarak sunulmuştur.[i]Fakat Cibuti’de sandığın anlamı, iktidarın el değiştirme ihtimalinden ziyade rejim sürekliliğinin nasıl sağlamlaştırıldığında yatmaktadır. Zira yaş sınırının 2025 yılında kaldırılması, anayasal değişikliklerde referandum şartının devreden çıkarılması ve ana muhalefet bloklarının yıllardır seçimleri boykot etmesi, bu sonucun siyasal rekabetten çok “kurumsallaştırılmış bir devamlılık” üretmekte olduğunu göstermektedir.[ii]
Bu durumu önemli kılan unsur, Cibuti’nin haritadaki yeri ile siyasal yapısı arasındaki sıkı bağdır. Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği hatta, Babülmendep Boğazı’nın hemen yanında konumlanan bu ülke, küresel deniz ticaretinin en kritik geçiş noktalarından birine bakmaktadır. Doğal kaynak zenginliği bulunmayan, nüfusu bir milyonun altında seyreden Cibuti, coğrafyasını stratejik sermayeye dönüştürerek ayakta kalmaktadır. Liman hizmetleri, Etiyopya’ya açılan ana kapı olması ve yabancı askerî üslerden sağlanan gelirler, devletin ekonomik ve diplomatik ağırlığını besleyen başlıca sütunlar hâline gelmiştir.
Tam da bu noktada “otoriter istikrar” kavramı anlam kazanmaktadır. Guelleh yönetimi, uzun yıllardır Batılı başkentler, Asyalı güçler ve bölgesel aktörler açısından öngörülebilir bir partner görüntüsü vermektedir. Cibuti kıyılarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin, Fransa, Japonya ve İtalya’nın üs bulundurması, bu ülkenin güvenlik mimarisinde sıradan bir lojistik alan olmanın çok ötesine geçtiğini ortaya koymaktadır. Birkaç kilometre arayla konuşlanmış bu üsler, küresel rekabetin sıkışmış bir coğrafyada nasıl yan yana yaşadığını göstermektedir. Böyle bir tabloda dış aktörlerin önceliği çoğu zaman demokratik rekabetten çok deniz güvenliği, ticaret rotalarının korunması ve askerî erişim imkânlarının sürdürülmesi olmaktadır.
Guelleh’in siyasal başarısı da büyük ölçüde bu jeopolitik gerçeği içeride rejim dayanıklılığına çevirebilmesinden kaynaklanmaktadır. Cibuti yönetimi, dış güçlerin birbirine duyduğu stratejik ihtiyacı kendi lehine çevirmektedir. Bu yöntem, klasik anlamda bir taraf seçme siyaseti üretmemekte; daha çok her büyük aktörün ülkede kalmasını sağlayan dengeli bir kabul rejimi inşa etmektedir. Böylece Cibuti, büyük güç rekabetinin mağduru olmaktan çıkıp onu gelir, güvenlik ve diplomatik meşruiyet üreten bir araca dönüştürmektedir. Afrika Boynuzu gibi kırılgan bir bölgede bu yaklaşım kısa vadede etkili sonuçlar vermektedir. Çünkü çevresi çatışmalar, deniz korsanlığı, Yemen kaynaklı tehditler, Etiyopya’nın denize erişim arayışları ve Somali merkezli güvenlik baskılarıyla çevrili bir ülkenin “istikrar adası” görüntüsü dış destek çekmesini kolaylaştırmaktadır.
Ne var ki bu istikrarın altında giderek belirginleşen bir kırılganlık da birikmektedir. İlk olarak, siyasal alanın daralması, rejimin dayanıklılığını kurumsal meşruiyet yerine kontrol kapasitesi üzerinden sürdürdüğünü düşündürmektedir. Ana muhalefetin boykot kararı, yarışın gerçek anlamda çoğulcu bir zeminde kurulamadığını da ortaya koymaktadır. İnsan hakları çevrelerinin siyasi rakipler, gazeteciler ve aktivistler üzerindeki baskıya yönelik eleştirileri de bu durumu daha da derinleştirmektedir. Böyle bir yapıda rejim güçlü görünse bile meşruiyet kanalları daraldıkça siyasal sistemin toplumla kurduğu ilişki daha kırılgan bir niteliğe bürünebilmektedir.
İkinci kırılganlık noktası ise ekonomik zemindedir. Cibuti’nin liman gelirlerine, üs kiralarına ve Etiyopya bağlantılı transit ticarete dayanması, ülkeye önemli bir avantaj sağlasa da dış şoklara açık bir model üretmektedir. Kızıldeniz hattında son dönemde yaşanan güvenlik sarsıntıları, hasar gören ticari gemilerin Cibuti’ye yanaşmasına yol açmıştır. İlk bakışta bu durum ülkenin lojistik önemini artırıyor gibi görünebilir. Ancak daha geniş bir çerçeveden bakıldığında, deniz taşımacılığındaki her aksama, sigorta maliyetlerindeki her artış ve ticaret akışındaki her yavaşlama, Cibuti’nin gelir modelini baskı altına sokabilecek riskler taşımaktadır. Etiyopya’nın liman bağımlılığında ortaya çıkabilecek olası bir değişim de bu baskıyı büyütebilir.
Üçüncü kırılganlık ise dış desteğin yapısından kaynaklanmaktadır. Büyük güçlerin Cibuti’ye ilgisi, ülkenin iç siyasal reform kapasitesine duyulan hayranlıktan kaynaklanmamaktadır. Asıl belirleyici unsur, bu dar coğrafyanın ticaret yolları, enerji akışı, fiber optik bağlantılar ve askerî intikal açısından taşıdığı değerdir. Bu da Cibuti’ye uluslararası alanda bir koruma kalkanı sunmaktadır. Ancak bu kalkan koşulsuz bir siyasal güvence anlamı taşımamaktadır. Jeopolitik değer sürdüğü müddetçe rejim destek bulmaktadır. Küresel güvenlik mimarisinde rota değişirse, deniz trafiği yeni güzergâhlara kayarsa ya da büyük güçlerin öncelikleri farklılaşırsa, bugünkü sağlamlaştırılmış istikrar çok daha hassas bir dengeye dönüşebilir.
Bu noktada Cibuti’deki seçimler, Afrika Boynuzu’na ilişkin daha geniş bir soruyu da gündeme taşımaktadır. Dış aktörler için vazgeçilmez hâle gelen küçük devletler, bu değeri uzun vadeli kurumsallaşmaya mı çevirecek, yoksa kişiselleşmiş iktidarların ömrünü uzatan geçici bir avantaj olarak mı kullanacaktır? Guelleh’in altıncı dönemi, ilk seçeneğin henüz güçlü biçimde kurumsallaşmadığını göstermektedir. Rejim ayakta dursa da bu dayanıklılık, kapsayıcı siyasal rekabet, hesap verebilirlik ve toplumsal temsil kanallarının genişlemesi üzerinden ilerlememektedir. Daha çok coğrafyanın sunduğu stratejik ayrıcalığın merkezî iktidar tarafından ustaca yönetilmesine dayanmaktadır.
Sonuçta Cibuti’de gerçekleşen seçimler sonrası manzara, Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini anlamak isteyenler için önemli bir laboratuvar işlevi görmektedir. Burada seçim, halk iradesinin yön tayin ettiği klasik bir demokratik eşik olmaktan çok, jeopolitiğin iç siyaseti nasıl biçimlendirdiğini gösteren bir aynaya dönüşmüştür. Guelleh’in altıncı dönemi, kısa vadede dış aktörlere aradıkları öngörülebilirliği sunacaktır. Fakat Kızıldeniz’in kapısında kurulan bu düzen iç meşruiyetin daraldığı, ekonomik modelin dış akışlara bağımlı kaldığı ve rejim sürekliliğinin kurumların önüne geçtiği ölçüde kontrollü kırılganlık üretmeye devam edecektir. Cibuti bugün güçlü görünse de bu güç sert rüzgârlar altında ayakta duran dar bir dengeyi andırmaktadır.
[i] “Djibouti president wins election with 97.8% of vote, state media says”, Reuters, https://www.reuters.com/world/africa/djibouti-president-wins-election-with-978-vote-state-media-says-2026-04-11/, (Erişim Tarihi: 11.04.2026).
[ii] Aynı yer.
