Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirilecek 2026 NATO Zirvesi, yalnızca ittifakın mevcut tehdit algısını güncelleyen rutin bir toplantı olmaktan ziyade transatlantik güvenlik mimarisinin yapısal dönüşümüne işaret eden kritik bir eşik olarak değerlendirilmektedir. Avrupa’nın artan güvenlik kaygıları ve Avrupa Birliği’nin (AB) savunma sanayi kapasitesini güçlendirme yönündeki girişimleri, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) içinde “kontrollü bir yetenek devri” tartışmasını gündeme getirmiştir. Bu çerçevede zirve sonrası dönemin, Avrupa’nın güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstleneceği, ancak NATO çerçevesi içinde kalmaya devam edeceği hibrit bir geçiş süreci olarak şekilleneceği öngörülmektedir.
Konuyla ilgili olarak; NATO değerlerini desteklemek ve transatlantik işbirliğini geliştirmek amacıyla faaliyet gösteren Atlantik Konseyi adlı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu uzmanlarınca Zirvenin başarıya ulaşması için beş tavsiyede bulunulmuştur.[i] Bunlardan biri olan Avrupa’da ihtiyaç duyulan ABD yeteneklerini sürdürmek için “NATO Geçiş Planlama Grubu Oluşturma” fikri, bu yeteneklerden hangilerinin nasıl bir takvim çerçevesinde ve hangi koşullarda Avrupa müttefiklerine devredileceğini belirleyen bir çerçeve öngörmektedir. Özellikle stratejik hava taşımacılığı (airlift), hava-hava yakıt ikmali, uydu tabanlı istihbarat ve entegre hava savunma sistemleri gibi alanlarda Avrupa’nın kademeli olarak sorumluluk üstlenmesini planlayan çerçeve ile NATO’nun bir “operasyonel kolaylaştırıcı” olmaktan çok “geçişi yöneten platform” haline getirilmesi hedeflenmektedir.
NATO’nun 2025 Zirvesi’nde alınan karar kapsamında İttifak üyelerinin, 2030 yılına kadar Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’larının (GSYİH) %5’ini doğrudan ve dolaylı savunma harcamalarına ayırmayı taahhüt etmesi,[ii] yeni savunma planına katkı sağlamakla birlikte bahse konu katkıların bir kısmının ABD katkısı olarak kalmaya devam etmesi kaçınılmaz görülmektedir. Bununla birlikte ABD’nin halihazırda Avrupa’da konuşlu birliklerinin bir kısmını geri çekerek Asya ve Pasifik’te konuşlandırma planı,[iii] Avrupa’nın askeri yapılanmasının hızı dikkate alınmadan gerçekleştiği taktirde, kritik boşlukların NATO caydırıcılığını önemli ölçüde zayıflatabileceği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla geçişin buna engel olmayacak şekilde sistemli ve planlı olması, halen ABD’nin hakimiyetinde olan yeteneklerin Avrupa sorumluluğuna ne zaman ve nasıl geçmesi gerektiği konusunda gerçekçi zaman çizelgelerinin hazırlanması, önceliklerin ve hangi Avrupalı İttifak üyesi veya üyelerinin geçiş yapılan alanlarla ilgili liderlik üstleneceği gibi konular, -öneri dikkate alındığı taktirde- Geçiş Planlama Kurulunun görevleri arasında olacaktır.
Konu, AB üyelerinin savunma sanayi üretiminde ortak alımlar yoluyla yatırım yapmasını desteklemeyi amaçlayan ve özellikle öncelikli savunma kabiliyetlerine odaklanarak büyük ölçekli yatırımları finanse edecek bir sistem olarak tasarlanan 150 milyar euro bütçeli “Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE)”[iv] ile birlikte ele alındığında, aslında her iki mekanizmanın birbirinden bağımsız değil, aynı stratejik dönüşümün farklı katmanlarını temsil eden tamamlayıcı yapılar olduğu görülmektedir. Bu iki mekanizma birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan temel tablo, Avrupa güvenlik mimarisinin ABD merkezli yapıdan tamamen kopmadan, daha fazla Avrupa sorumluluğu ve kapasitesi üzerine yeniden organize edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. SAFE mekanizması ise bu dönüşümün endüstriyel ve finansal ayağını oluşturmaktadır. Çünkü NATO’nun Avrupa’ya devretmeyi düşündüğü kabiliyetlerin sürdürülebilir olması için Avrupa’nın bunları yalnızca kullanabilmesi değil, aynı zamanda üretebilmesi de gerekmektedir. Bu nedenle SAFE; hava savunma sistemleri, mühimmat üretimi, insansız sistemler, siber güvenlik, uzay ve keşif-gözetleme teknolojileri gibi alanlarda Avrupa savunma sanayisinin ölçeklendirilmesini ve ortak üretim kapasitesinin artırılmasını hedeflemektedir. Bu bağlamda ortaya çıkan süreç klasik anlamda bir “Avrupa Ordusu” projesinden daha karmaşık bir dönüşümü ifade ederken; amaç, NATO’dan kopuş değil; NATO içinde daha Avrupalı bir kapasite dağılımı yaratmaktır. ABD, sistemin stratejik omurgası olarak kalırken; Avrupa’nın özellikle konvansiyonel kapasite, mühimmat üretimi, bölgesel lojistik ve bazı deniz-hava görevlerinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi hedeflenmektedir.
Atlantik Konseyi uzmanlarının zirvenin başarısı için bir diğer önerisi ise Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan tankerlere eşlik eden herhangi bir deniz güvenliği girişimini daha uzun vadeli NATO liderliğindeki bir operasyona devretme konusundaki görüştür. Hürmüz Boğazı’nda yerleştirilen mayınların NATO’nun Daimi Deniz Güçleri’nden (Standing Naval Forces-SNF), özellikle de Avrupa müttefiklerinin nispeten güçlü olduğu Mayın Karşı Tedbirleri (Mine Counter Measures-MCM) Grubu’nun yeteneklerinden yararlanmak, özellikle mayınlarının tespiti, temizlenmesi ve deniz ulaştırma hatlarının güvenliğinin yeniden sağlanması amacıyla oluşturulmuş yüksek hazırlık seviyesine sahip çok uluslu unsurlar için her ne kadar teoride uygulanabilir görünse de NATO’nun sorumluluk sahası dışında olan bu görev için Kuzey Atlantik Konseyi’nde (North Atlantic Council-NAC) tüm üyelerin onayını alma konusunda sorun yaşanabileceğinden, ülkelerin münferit olarak görevlendirme yapmalarının daha olası bir hal tarzı olacağı değerlendirilmektedir. Çünkü İran açısından NATO’ya bağlı mayın temizleme unsurlarının Hürmüz’de faaliyet göstermesi, teknik bir deniz güvenliği operasyonundan ziyade askerî müdahale veya taraflı pozisyon alma olarak algılanabilir. Özellikle NATO bayrağı altında yürütülecek bir faaliyet, İran ile NATO arasında doğrudan gerilim riskini artıracağından birçok NATO üyesinin, ittifakın doğrudan operasyonel aktör olarak sahaya inmesi konusunda temkinli davranacağı değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, genel stratejik görünüm değerlendirildiğinde, Ankara Zirvesi sonrası NATO sisteminin tamamen dönüşmesi değil, kontrollü bir “Avrupalaşma” sürecine girmesi beklenmektedir. Bu süreçte Avrupa, belirli savunma kabiliyetlerini kademeli olarak üstlenirken, ABD sistemin stratejik omurgası olmaya devam edecektir. SAFE mekanizması bu dönüşümün üretim ayağını oluştururken, NATO Geçiş Planı operasyonel koordinasyon ve risk yönetimi işlevini üstlenecektir. Bu iki yapı birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan model, kopuşa dayalı bir jeopolitik ayrışma değil, yeteneklerin yeniden dağıtıldığı hibrit bir güvenlik mimarisi olarak şekillenecektir. Ayrıca zirvede Hürmüz’de mayın temizleme faaliyetlerine yönelik NATO Daimî Deniz Güçleri’nin görevlendirilmesi hukuken ve teknik olarak mümkün olmakla birlikte uygulanabilirliği zayıf görülmektedir.
[i] “Five ideas to make the upcoming NATO Summit in Ankara a success”, Atlantic Council, https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/five-ideas-to-make-the-upcoming-nato-summit-in-ankara-a-success/, (Erişim Tarihi: 28.05.2026).
[ii] Reuben A. (2026). “How much do Nato members spend on defence?”, BBC, https://www.bbc.com/news/articles/clyz4nq91wpo, (Erişim Tarihi: 28.05.2026).
[iii] Gordon M. R. & Gramer R. (2025). Pentagon Cuts Forces Earmarked for Europe in Event of Crisis, The Wall Street Journal, https://www.wsj.com/politics/national-security/pentagon-cuts-forces-earmarked-for-europe-in-event-of-crisis-30024891?utm_, (Erişim Tarihi: 28.05.2026).
[iv] “What is Security Action for Europe (SAFE)?”, European Council-Council of European Union, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/safe/, (Erişim Tarihi: 28.05.2026).
