Güneydoğu Asya ülkelerinin enerji ve ticarette büyük oranda Malakka Boğazı veya Hürmüz Boğazı gibi kritik deniz darboğazlarına bağımlı olmaları, bu ekonomileri özellikle kriz anlarında son derece kırılgan hale getirmektedir. İran, Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu merkezli yaşanan son kriz, Güneydoğu Asya ekonomileri üzerinde şok etkisi yaratmış, enerji ve gıda fiyatlarını yükseltmiş, nakliye ve sigorta maliyetlerini artırmış, gübre, tıbbi malzeme ve diğer kritik ürünlerin tedarik zincirlerini aksatmıştır. Bu savaş, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin (ASEAN) diplomasi alanındaki zayıflıklarını da ortaya koymuştur. Küresel rekabetin dışında kalmayı amaçlayan ASEAN ülkeleri, büyük güçlerin rekabeti karşısında kendi çıkarlarını korumayı, dayanışma göstermeyi, sorunlarını kendi içerisinde çözebilmeyi, böylelikle dış güçlerin baskılarına karşı koyabilmeyi de amaçlamaktadırlar.
ASEAN merkeziyetçiliği olarak da bilinen bu diplomatik duruş doğrultusunda üye ülkeler, güvenlik ve ekonomi politikalarını belirlerken bölgesel işbirliğini esas almakta ve bu sayede küresel rekabetinden olumsuz etkilerini en aza indirmeyi hedeflemektedirler. Fakat ASEAN bünyesindeki küçük ve orta ölçekli ülkeler, küresel krizler/şoklar karşısında son derece kırılgan ve edilgen konumda kalmaktadırlar. Bu bağlamda bölge devletleri, proaktif (önleyici) stratejiler geliştirmek yerine çoğu zaman bu krizlerin tetiklediği ekonomik, toplumsal ve siyasal güvenlik sorunlarına tepki gösteren (reaktif) bir düzlemde kalmaktadırlar. Avrupa Birliği tarzında bir bölgeselleşme başarısı göstermekten uzak olan Güneydoğu Asya devletleri, kendi aralarında ekonomi, enerji, tarım ve güvenlik gibi bir dizi kritik sektörde uyumlu ve işbirliğine dayalı politikalar geliştirmekte zorlanmaktadırlar. Ayrıca Güney Çin Denizi’nde deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıklar, bölge devletlerinin bilhassa güvenlik alanında bir araya gelmelerini zorlaştırmaktadır.
ASEAN ülkelerinin ihtiyaç duyduğu petrol ve diğer kritik hammaddelerin Orta Doğu’dan ithalatı Malakka Boğazı üzerinden sağlanmaktadır. Yılda 60 binden fazla geminin geçtiği bu boğazdan küresel ticaretin yaklaşık üçte biri ve deniz yoluyla taşınan petrolün dörtte birinden fazlası geçmektedir. Bu muazzam yoğunluk, Malakka’yı sadece ekonomik bir koridor değil, aynı zamanda küresel siyasetin en hassas jeopolitik darboğazlarından biri haline getirmektedir. Malakka Boğazı’nın geleceği, Orta Doğu’nun kronik güvensizlik ortamını barındıran Hürmüz Boğazı ile ciddi yapısal benzerlikler taşımaktadır. Zira ABD-İsrail ve İran arasındaki gerilimlerin Hürmüz Boğazı’nda yarattığı asimetrik tehditler, seyrüsefer güvenliğinin askeri tırmanma dönemlerinde nasıl bir silaha dönüşebileceğini kanıtlamıştır. Hürmüz’de uygulanan yaptırımlar, ambargolar veya boğazın kapatılması senaryoları, gelecekte büyük güç rekabetinin (özellikle ABD ve Çin) odağında yer alan Güney Çin Denizi ve Malakka Boğazı için de ortaya çıkabilir.
Benzer şekilde İran ve Umman’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü ve boğazdan geçen gemilere geçiş ücreti koyma arayışları, Malakka Boğazı’na kıyısı olan Endonezya, Malezya ve Singapur gibi ülkeler nezdinde de tartışma konusu olmaktadır.[i] Her ne kadar Malezya ve Singapur yetkilileri böyle bir girişimi reddetse de Endonezya Hükümeti’nin Malakka Boğazı’ndan ücret alınması fikrini ciddi şekilde düşündüğü belirtilmektedir.[ii] Bilhassa Singapur, boğazın “serbest ve açık” statüsünün korunmasını savunmaktadır. Bu diplomatik duruş, uluslararası deniz hukukunun, özellikle 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) “transit geçiş” serbestisi ilkesine dayanmaktadır. Boğazdan ücret alınması girişimi, sadece bölgesel bir çatlak yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda boğazı kullanan küresel aktörlerin (ABD, Çin, Japonya ve AB) de bölge diplomasisine doğrudan müdahale etmesine kapı aralayacaktır. ASEAN ülkelerinin Malakka Boğazı’ndan geçişlerle ilgili ortak bir görüş ve duruş sergilemeleri oldukça zor görünmektedir. Hemfikir olunan nokta, boğazın ABD-Çin rekabetinin doğrudan bir cephesi haline getirilmemesidir.
ASEAN’ın kriz anlarındaki edilgen ve reaktif tutumunun arkasında, örgütün kurucu ilkesi olan “iç işlerine karışmama” prensibi yatmaktadır. Bu ilke, ASEAN ülkelerinin kriz anlarında kolektif ve hızlı aksiyon almasını engellemektedir. Güneydoğu Asya ülkelerinin sıkıca bağlı olduğu “iç işlerine karışmama” prensibi, bölgedeki insani ve siyasi krizler karşısında örgütün ortak bir duruş sergilemesini zorlaştırmaktadır. Örneğin 2021 yılının Şubat ayında Myanmar’da ortaya çıkan darbe, doğrudan tüm bölgenin istikrar ve güvenliğini tehdit etse bile ASEAN, bu krizin çözümünde aktif ve etkili politikalar geliştirememiş, Myanmar’ın toplantılardan dışlanması gibi reaktif/tepkisel ve dışlayıcı bir strateji izlemiştir. ASEAN’ın Myanmar’la ilgili 5 maddelik çözüm önerisi, reel politikten (saha gerçekliğinden) son derece uzak kaldığı için hayata geçirilememiştir. Ayrıca kararlarda mutlak “konsensüs (oy birliği)” arama ilkeleri, asimetrik kriz anlarında kolektif ve hızlı aksiyon alınmasını engellemektedir. Bu diplomatik yapı, bölgesel krizlerde caydırıcı yaptırımlar uygulanmasını imkânsız kılmakta, örgütü krizleri çözen değil, krizleri sadece yönetmeye çalışan edilgen bir yapıya dönüştürmektedir.
En nihayetinde Orta Doğu merkezli gelişen ve Hürmüz Boğazı’nın seyrüsefer güvenliğini tehdit eden son kriz dalgası; Güneydoğu Asya üzerinde ani bir makroekonomik şok etkisi yaratmıştır. Bu kriz, ASEAN’ın sadece ekonomik hassasiyetlerini değil, karmaşık küresel çatışmalar karşısında kolektif bir duruş sergilemekte ve proaktif kriz diplomasisi yürütmekte yaşadığı kurumsal zafiyetleri de bir kez daha tescillemiştir. Güneydoğu Asya ülkeleri için asıl tehdit, Hürmüz’deki asimetrik risklerin domino etkisiyle çok daha büyük bir ölçekte Malakka Boğazı, Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’ne yayılması/sıçraması ihtimalidir. Böyle bir kırılma durumunda ASEAN ülkeleri, sadece küresel tedarik zincirlerinin kopmasıyla değil, doğrudan kendi deniz yetki alanlarının birer jeopolitik çatışma sahasına dönüşmesi riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu yüzden ASEAN’ın potansiyel krizlerin ortaya çıkmasını önleyebilmek ve ortak politikalar geliştirebilmek noktasında çok daha proaktif stratejiler geliştirmesi gerekmektedir.
[i] Joshua Kurlantzick, “After Hormuz, Southeast Asia Sees the Potential Value of Tolling the Strait of Malacca”, CFR, https://www.cfr.org/articles/after-hormuz-southeast-asia-sees-the-potential-value-of-tolling-the-strait-of-malacca, (Erişim Tarihi: 17.06.2026).
[ii] “‘Malaysia won’t be lectured’: Singapore’s refusal to negotiate over Hormuz creates waves”, SCMP, https://www.scmp.com/week-asia/politics/article/3349464/malaysia-wont-be-lectured-singapores-refusal-negotiate-over-hormuz-creates-waves?module=top_story&pgtype=section, (Erişim Tarihi: 17.06.2026).
