2024 yılında Güney Kore ile beş Orta Asya ülkesi (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan), ilk Güney Kore-Orta Asya Zirvesi’nin düzenlenmesi konusunda mutabakata varmıştır. 2025 yılında yapılması planlanan zirve, Güney Kore’de yaşanan siyasi gelişmeler nedeniyle 2026 yılına ertelenmiştir.[i] Daha sonra Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, zirvenin 16-17 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştirileceğini duyurmuştur.[ii] Bu süreç, girişimin geçici bir diplomatik adım olmaktan ziyade uzun süredir devam eden bir hazırlık sürecine dayandığını ortaya koymaktadır.
Yaklaşan zirve, Güney Kore-Orta Asya ilişkilerinin yıllardır gelişen ve giderek kurumsallaşan işbirliğinin yeni bir aşamasını temsil etmektedir. Nitekim Güney Kore, beş Orta Aya devletiyle 1990’lı yıllardan beri diplomatik ilişkilerini sürdürmüştür. Bölge devletleriyle ikili düzeyde ilişkiler kuran Seul, beş ülkenin her biriyle farklı alanlarda işbirlikleri ve ortaklıklar geliştirmiştir. 2007 yılında Güney Kore-Orta Asya İşbirliği Forumu’nun oluşturulmasıyla ilişkiler yeni, bölgesel ve kurumsal bir boyut kazanmıştır. Forumun ardından Güney Kore, Orta Asya’daki varlığını önemli ölçüde artırmış ve iki yıl sonra, 2009 yılında kabul edilen “Yeni Asya Girişimi” ile bölgeye yönelik yaklaşımını daha kapsamlı bir dış politika çerçevesine taşımıştır. [iii]
Bu bağlamda ilk Güney Kore-Orta Asya Zirvesi, yaklaşık otuz yılı aşkın süredir gelişen ilişkilerin ulaştığı yeni bir aşamayı temsil etmektedir. 2007 yılından bu yana Güney Kore-Orta Asya İşbirliği Forumu, bakan yardımcılarını ve üst düzey yetkilileri bir araya getiren kurumsal bir diyalog mekanizması işlevi görmüştür. Bu doğrultuda yaklaşan zirve, mevcut bölgesel işbirliğini ilk kez liderler düzeyine taşıyarak daha üst düzey bir siyasi çerçeve oluşturabilir. Bu durum, mevcut ikili ilişkilerin yerini almak yerine beş Orta Asya ülkesinin ulusal önceliklerini ortadan kaldırmaksızın ortak işbirliği alanlarının daha bütüncül bir çerçevede ele alınmasına imkân sağlayabilir.
Zirvenin, tarafların farklı ancak birçok noktada kesişen beklentileri doğrultusunda karşılıklı fayda sağlayabilecek sonuçlar üretmesi olasıdır.
Güney Kore açısından bu beklentiler, ülkenin son yıllarda Avrasya ve Orta Asya’ya yönelik izlediği politikalarla ilişkilendirilebilir. Nitekim 2017 yılında Moon Jae-in döneminde geliştirilen Yeni Kuzey Politikası, ülkenin Orta Asya’yla ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendirmeyi amaçlamıştır.[iv] Bu yaklaşım, 2024 yılında ilan edilen ve doğrudan Orta Asya’ya odaklanan K-Silk Road Girişimi’yle daha somut bir politika çerçevesine dönüşmüştür. Girişim kapsamında Kazakistan’la kritik mineraller, Özbekistan ve Türkmenistan’la ise enerji, altyapı ve tedarik zincirleri alanlarında çeşitli anlaşmalar imzalanırken, Güney Kore’nin de teknoloji, altyapı ve endüstriyel kapasitesiyle bu ortaklıklara katkı sağlaması öngörülmüştür.[v]
Güney Kore’nin Orta Asya’ya yönelik yaklaşımının yalnızca bölgedeki kaynaklara erişim sağlamaya değil, karşılıklı katkıya dayalı kapsamlı bir işbirliği modeli geliştirmeye yöneldiğine işaret etmektedir. Yaklaşan zirve ise bu işbirliklerin daha da derinleştirilmesi ve yeni ortak projelerin geliştirilmesi için zemin oluşturabilir. Aynı zamanda zirve, Seul’e kritik mineral ve enerji tedarikini çeşitlendirme, Güney Koreli şirketler için yeni ekonomik fırsatlar yaratma ve Orta Asya’yla ilişkilerini daha kurumsal ve düzenli biçimde sürdürme imkânı tanıyabilir. Bu süreç, Güney Kore’nin Orta Asya’daki diplomatik varlığını güçlendirmesine ve bölgeyle liderler düzeyindeki siyasi temaslarını artırmasına katkı sağlayabilir.
Orta Asya açısından bakıldığında ise zirve, ekonomik ortaklıklarını çeşitlendirme ve Güney Kore’nin teknolojik, endüstriyel ve yatırım kapasitesinden daha fazla yararlanma imkânları sunabilir. Bunun yanı sıra Güney Kore’nin barış inşası, afet yönetimi ve güvenlik alanlarındaki deneyimi de bölge ülkeleri için yeni işbirliği alanları yaratabilir. Nitekim zirvede güvenlik, ortak eğitimler ve bilgi paylaşımı konularının ele alınması beklenmektedir. Bu gelişmeler, Orta Asya’nın uzun yıllardır izlediği çok vektörlü dış politika anlayışıyla da uyumludur ve bölge ülkelerine mevcut ortaklıklarını korurken dış ekonomik ve diplomatik ilişkilerini daha fazla çeşitlendirmelerine olanak tanımaktadır.[vi] Aynı zamanda bu işbirliği bölge ülkelerinin yalnızca ham madde ihracatına dayalı ilişkilerin ötesine geçmesine; yerel üretim, işleme kapasitesi ve sektörel gelişme hedeflerine katkı sağlayabilir.
Güney Kore-Orta Asya ilişkilerinin temel özelliklerinden biri, tarafların sahip olduğu imkân ve ihtiyaçların birbirini tamamlamasıdır. Orta Asya’nın doğal kaynakları, altyapı ve ekonomik çeşitlendirme ihtiyacı ile jeostratejik konumu, Güney Kore’nin sermaye ve teknoloji birikimi ile üretim ve işleme kapasitesinin yanı sıra kaynak talebiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu tamamlayıcılık, yalnızca mevcut işbirliğinin derinleştirilmesi değil, aynı zamanda tarafların ihtiyaç ve kapasiteleri doğrultusunda yeni ortak projelerin geliştirilmesi bakımından da önemli bir potansiyel taşımaktadır. Yaklaşan zirve ise bu potansiyelin daha kurumsal bir çerçevede ele alınmasına ve karşılıklı fayda sağlayan uzun vadeli işbirliklere dönüştürülmesine imkân tanıyabilir.
Kısa vadede zirvenin başarısı, imzalanacak mutabakat zaptlarının sayısından ziyade bunların ne ölçüde somut projelere ve sürdürülebilir yatırımlara dönüştürülebildiğiyle ölçülecektir. Bu nedenle zirve sonrasında düzenli takip mekanizmalarının oluşturulmasının yanı sıra hükümetler, özel sektör ve ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sürdürülmesi de belirleyici olacaktır. Zira koordinasyonun sağlanması, üzerinde anlaşılan projelerin yalnızca planlama aşamasında kalmayıp uygulamaya geçirilmesine yardımcı olacaktır.
Uzun vadede ise zirvenin kalıcı bir işbirliği mekanizmasına dönüşmesi, büyük ölçüde tarafların siyasi iradesini ve düzenli temaslarını sürdürmesine bağlı olacaktır. Bununla birlikte Orta Asya ülkelerinin homojen bir grup olarak değerlendirilmemesi önem arz etmektedir. Bölge ülkelerinin farklı ekonomik ihtiyaçları, öncelikleri ve kapasiteleri bulunmaktadır. Dolayısıyla zirvenin başarısı, ortak bölgesel çerçeve ile ülke bazındaki farklılıklar arasında denge kurulabilmesine de bağlı olacaktır.
Sonuç olarak ilk Güney Kore-Orta Asya Zirvesi tesadüfi bir gelişme değil, taraflar arasında uzun yıllardır devam eden ve gelişmekte olan ilişkilerin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Zirve aynı zamanda, geçmişte büyük ölçüde ikili ekonomik işbirlikleri üzerinden ilişkileri daha kurumsal, bölgesel ve kapsamlı bir yapıya taşımaktadır. Farklı alanlarda gelişen mevcut ortaklıkların bölgesel bir platform altında ele alınması, taraflar arasındaki tamamlayıcılığın daha etkin biçimde değerlendirilmesini sağlayabilir. Ancak söz konusu tamamlayıcılığın düzenli ve sürdürülebilir bir işbirliği mekanizmasına dönüşmesi, somut projelere ne ölçüde yansıtılabildiğine ve tarafların çıkarları arasında denge kurulabildiğine bağlı olacaktır.
[i] “S. Korea-Central Asia summit postponed to next year amid political fallout”, The Korea Times, https://www.koreatimes.co.kr/amp/foreignaffairs/20250627/s-korea-central-asia-summit-postponed-to-next-year-amid-political-fallout, (Erişim Tarihi: 13.08.2026).
[ii] “First S. Korea-Central Asia Summit Slated for Sept.”, KBS World, https://world.kbs.co.kr/service/news_view.htm?lang=e&Seq_Code=199505, (Erişim Tarihi: 1.08.2026).
[iii] “Silk Road of Steel: Central Asian Vector of South Korea’s Foreign Policy”, Eurasian Research Institute, https://www.koreatimes.co.kr/amp/foreignaffairs/20250627/s-korea-central-asia-summit-postponed-to-next-year-amid-political-fallout, (Erişim Tarihi: 13.08.2026).
[iv] Aynı yer.
[v] Sung Ji Yeon, “Making The K-Silk Road a Reality”, Current Korea, https://www.korean-culture.org/eng/webzine/202407/index.html, (Erişim Tarihi: 13.08.2026).
[vi] “Central Asia-South Korea Summit: Strategic Expectations and Goals”, The Caspian Post, https://caspianpost.com/analytics/central-asia-south-korea-summit-strategic-expectations-and-goals, (Erişim Tarihi: 13.08.2026).
