Analiz

Kartellerle Mücadeleden Jeopolitik Rekabete: ABD’nin Latin Amerika Stratejisi

Bu girişimin temel amacı transnasyonel suç örgütleri, özellikle de uyuşturucu kartellerine karşı koordineli bir mücadele yürütülmesi olarak ifade edilmiştir.
ABD yönetimi bu nedenle Latin Amerika ile güvenlik ve diplomatik ilişkileri güçlendirerek Çin’in bölgedeki etkisini sınırlamayı hedeflemektedir.
Zirvenin bir diğer önemli boyutu, Latin Amerika’daki ideolojik ve siyasi dönüşümlerin ABD dış politikasıyla kesiştiği bir döneme denk gelmesidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

2026 yılının Mart ayında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump tarafından Florida’da düzenlenen ve Latin Amerika liderlerini bir araya getiren “Amerikalar Kalkanı” zirvesi, yalnızca bölgesel güvenlik meselelerine odaklanan bir toplantı olmaktan çok daha geniş jeopolitik anlamlar taşımaktadır. Zirve, ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırılarının hemen ardından gerçekleşmiş ve Washington yönetiminin küresel ölçekte eş zamanlı olarak farklı stratejik alanlarda güç projeksiyonu yürüttüğünü gösteren önemli bir diplomatik hamle olarak ortaya çıkmıştır. Toplantının resmi gündemi Latin Amerika’da faaliyet gösteren uyuşturucu kartelleriyle mücadele ve bölgesel güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesi olarak açıklanmış olsa da zirvenin arka planında Çin’in Latin Amerika’daki artan ekonomik ve siyasi etkisini sınırlama hedefinin belirgin bir şekilde yer aldığı görülmektedir.[i]

“Amerikalar Kalkanı” adı verilen girişim, Latin Amerika ve Karayipler’den yaklaşık bir düzine ülkenin liderlerini veya temsilcilerini bir araya getiren bir güvenlik işbirliği platformu olarak tasarlanmıştır. Bu girişimin temel amacı transnasyonel suç örgütleri, özellikle de uyuşturucu kartellerine karşı koordineli bir mücadele yürütülmesi olarak ifade edilmiştir. Zirvede yapılan açıklamalarda ülkeler arasında istihbarat paylaşımı, ortak operasyonlar ve gerektiğinde askeri güç kullanımına dayalı daha sert güvenlik stratejilerinin benimsenmesi gerektiği vurgulanmıştır. ABD yönetimi bu yaklaşımı yalnızca organize suçla mücadele meselesi olarak değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve sınır güvenliği bağlamında değerlendirmektedir. Trump yönetimi, kartellerin ABD’ye yönelik uyuşturucu ve insan kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle doğrudan güvenlik tehdidi oluşturduğunu savunmuş ve bu nedenle askeri araçların kullanılabileceğini açıkça dile getirmiştir.[ii]

Zirvede dile getirilen söylemler, ABD’nin Latin Amerika politikasında giderek daha sert ve güvenlik merkezli bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Latin Amerika ülkelerini kartellere karşı daha agresif askeri yöntemler kullanmaya çağırması, Washington’ın organize suçla mücadelede geleneksel kolluk kuvveti yaklaşımından askeri araçların ön plana çıktığı yeni bir stratejiye yöneldiğini ortaya koymaktadır.[iii] Bu yaklaşım, ABD’nin geçmişte özellikle Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika’da uyguladığı güvenlik odaklı müdahale politikalarını hatırlatan bir çizgiye işaret etmektedir.

Zirvenin bir diğer önemli boyutu, Latin Amerika’daki ideolojik ve siyasi dönüşümlerin ABD dış politikasıyla kesiştiği bir döneme denk gelmesidir. Zirveye katılan liderler arasında Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Şili’de seçilen Başkan José Antonio Kast ve El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele gibi sağ eğilimli liderlerin bulunması dikkat çekicidir. Bu durum, Latin Amerika’nın bazı bölgelerinde son yıllarda gözlemlenen sağa yönelim eğilimi ile Washington yönetiminin bölgedeki siyasi ortaklıklarını yeniden şekillendirme çabalarının örtüştüğünü göstermektedir. 

Zirveye Latin Amerika’nın en büyük ekonomileri arasında yer alan Brezilya, Meksika ve Kolombiya gibi ülkelerin katılmaması, bölgesel siyasetin parçalı yapısını ortaya koymaktadır. Bu durum Latin Amerika’nın tek bir jeopolitik blok olarak hareket etmediğini ve farklı devletlerin farklı dış politika yönelimlerine sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle bazı ülkelerin Çin’le geliştirdiği ekonomik ilişkiler, Washington’ın bölge üzerindeki etkisini sınırlandıran önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır.

Çin’in Latin Amerika’daki artan ekonomik etkisi, ABD’nin bölgeye yönelik yeni diplomatik ve güvenlik girişimlerinin temel motivasyonlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Son yıllarda Çin’in Latin Amerika ile ticaret hacmi hızla artmış ve birçok ülke için Çin, en önemli ticaret ortaklarından biri haline gelmiştir. Çin aynı zamanda altyapı yatırımları, liman projeleri ve kredi programları aracılığıyla bölgedeki ekonomik varlığını genişletmiştir. Bu gelişmeler Washington yönetimi tarafından stratejik bir meydan okuma olarak algılanmaktadır.[iv]

ABD yönetimi, bu nedenle Latin Amerika ile güvenlik ve diplomatik ilişkileri güçlendirerek Çin’in bölgedeki etkisini sınırlamayı hedeflemektedir. Trump yönetimi tarafından dile getirilen söylemler, Batı Yarımküre’nin dış güçlerin nüfuzundan korunması gerektiğini savunan geleneksel ABD stratejik düşüncesinin güncellenmiş bir versiyonunu yansıtmaktadır. Bazı analistler bu yaklaşımın Monroe Doktrini’nin modern bir yorumu olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir. 

Latin Amerika ülkeleri açısından bakıldığında büyük güç rekabeti hem fırsatlar hem de riskler barındırmaktadır. Birçok ülke ABD ile güvenlik alanında işbirliğini sürdürürken aynı zamanda Çin’le ekonomik ilişkilerini geliştirmeye devam etmektedir. Bu durum, bölge ülkelerinin büyük güçler arasında denge kurmaya yönelik pragmatik bir dış politika yaklaşımı benimsediğini göstermektedir. Çin’in altyapı yatırımları ve finansman imkanları birçok Latin Amerika ülkesi için önemli ekonomik fırsatlar yaratırken, ABD ile güvenlik ve ticaret ilişkileri de bölgesel istikrar açısından kritik önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Florida’da düzenlenen Latin Amerika liderler zirvesi, yalnızca organize suçla mücadeleye yönelik bir güvenlik girişimi değildir, aynı zamanda küresel güç rekabetinin Batı Yarımküre’deki yansımalarından biri olarak ortaya çıkmıştır. ABD’nin Latin Amerika’da güvenlik merkezli bir ittifak ağı oluşturma çabası ile Çin’in ekonomik etkisini genişletme stratejisi arasındaki rekabet, bölgenin jeopolitik geleceğini şekillendiren temel dinamiklerden biri haline gelmektedir. Bu gelişmeler, küresel siyasette askeri güç, ekonomik nüfuz ve diplomatik ittifakların birbirini tamamlayan araçlar olarak kullanıldığı çok katmanlı bir rekabet döneminin giderek daha belirgin hale geldiğini göstermektedir.


[i] Aggressive Trump launches Latin America cartel coalition, Reuters, https://www.reuters.com/world/us/days-after-iran-strikes-trump-hosts-latin-american-leaders-with-china-focus-2026-03-07, (Erişim Tarihi: 10.03.2026).

[ii] ‘They’re cancer’: Trump threatens cartels, Cuba at Latin American summit, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/3/7/theyre-a-cancer-trump-threatens-cartels-cuba-at-latin-american-summit, (Erişim Tarihi: 10.03.2026).

[iii] Hegseth urges Latin American allies to go on offense against drug cartels, AP News, https://apnews.com/article/latin-america-drug-cartels-military-hegseth-trump-f225f1acfba313a3ffc03d8ba04c628b, (Erişim Tarihi: 10.03.2026).

[iv] Aynı Yer.

Ayşe Azra GILAVCI
Ayşe Azra GILAVCI
Ayşe Azra Gılavcı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okumaktadır. İleri derecede İngilizce bilen Azra'nın başlıca ilgi alanları; Latin Amerika ve ABD dış politikasıdır.

Benzer İçerikler