Analiz

Orta Doğu’daki Savaşın BRICS’e Etkileri: “Uyum” ya da “Çatışma” 

Küreselleşen dünyada Batı etkisinin olmadığı bir sistem inşa edebilmek son derece zor görünmektedir.
İran Krizi, BRICS’in iç bütünlüğünü zorlayan ve üye ülkelerin farklı güvenlik ve ittifak tercihlerini açığa çıkaran bir “stres testi” işlevi görmektedir.
Hindistan’ın İran Donanma gemisini İsrail’e ihbar etmesi, Tahran ve Yeni Delhi arasındaki dostluk ilişkilerini zedeleyebilecek cinstendir.

Paylaş

BRICS grubu, 2009-2010 yıllarındaki kuruluş sürecinden bu yana çok kutuplu dünyanın şekillenmesinde öncü bir platform olarak gösterilmiştir. 2023 yılından itibaren çok sayıda “Küresel Güney” ülkesi BRICS’e üye olmaya ilgi göstermiş ve 2024 yılı itibarıyla İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır ve Etiyopya’nın katılımlarıyla BRICS’in üye sayısı 10’a çıkmıştır. “Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) dolar hegemonyasını kırmak”, “yerel para birimiyle ticaret yapmak”, “Batılı finans sistemlerine alternatif olabilecek küresel finans kuruluşları oluşturmak” gibi bir dizi hedefle hareket eden BRICS, jeopolitik olarak da bir uyum yakalamak için çaba sarf etmiştir. Ancak farklı kıtalardan kendilerine özgü jeopolitik görüş ve duruşa sahip olan İran, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin katılımıyla BRICS içerisindeki politik uyum da bir o kadar zorlaşmıştır. Orta Doğu’daki son gelişmelerle birlikte BRICS’in uyumlu şekilde çalışıp çalışmayacağı meselesi daha tartışmalı hale gelmiştir. Bu konuya geçmeden önce 2024 yılında BRICS’e katılım sağlayan ülkelerle ilgili bilhassa Rusya, Çin ve Hindistan’ın jeopolitik duruşlarını da analiz etmekte fayda vardır.

BRICS’in genişlemeye gitmesinde Rusya ve Çin’in istekli ve kararlı duruşları büyük oranda etkili olmuş ve Hindistan’ın fikirleri ise üye olacak ülkelerin belirlenmesi sürecini olabildiğince zorlaştırmıştır. Örneğin İran’ın katılımını, Rusya ve Çin’in desteğiyle açıklamak mümkündür. Diğer yandan BAE’nin üyeliği de çoğunlukla Hindistan’ın verdiği destekle ilişkilendirilebilir. Yine bu süreçte BRICS’e üye olmak için ilgi gösteren veyahut resmi başvuruda bulunan bazı ülkelerin de bilhassa Hindistan’ın vetosuyla karşılaştığı da basına yansımıştır.[i] Örneğin Pakistan’ın BRICS’in Yeni Kalkınma Bankası’na üye olabilmek için Çin’in desteğini aradığı, ancak Hindistan’ın bunu reddettiği haberleri de basında yer almıştır.[ii] Yine Ermenistan, BAE, Azerbaycan, Türkiye ve Pakistan gibi aktörlerin arasındaki mevcut jeopolitik dengeleri dikkate alan Hindistan, BRICS’in genişleme sürecinde belirleyici bir rol oynamıştır. Benzer jeopolitik hesaplamalar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a karşı savaş başlatmasıyla birlikte daha karmaşık hal almıştır. 

Öncelikle savaşın henüz başında Hindistan’ın İran Donanma gemisini İsrail’e ihbar etmesi ve İsrail’in de bu gemiyi vurması,[iii] Tahran ve Yeni Delhi arasındaki dostluk ilişkilerini zedeleyebilecek cinstendir. Hindistan, bu durumu “İsrail’le olan stratejik ortaklığının gereği” olarak açıklamıştır.[iv] İlerleyen süreçte, ateşkes devam ederken Hürmüz Boğazı’nı kapatan İran, Hindistan’ın petrol gemilerini vurmuş ve bu olayla ilgili olarak Hindistan, protesto mektubunu İran’ın Yeni Delhi Büyükelçisi’ne iletmiştir.[v] Bu gelişmeler, İran ve Hindistan arasında zımni bir anlaşmazlık ve çıkar çatışmasının işaretleri olmuştur. Bu savaşla birlikte İran yönetimi, ABD veya İsrail’le daha yakın şekilde konumlanan Hindistan, Suudi Arabistan ve BAE gibi aktörlere sert bir karşılık vermeye başlamıştır. Bu durum, aynı zamanda BRICS üyesi olan İran, Hindistan, BAE ve Suudi Arabistan arasındaki jeopolitik uyumsuzluğun yansıması olmuştur. 

Bu uyumsuzluk, BRICS’in karar alma sürecine de yansımaktadır. Örneğin 23-24 Nisan 2026 tarihlerinde Yeni Delhi’de gerçekleşen BRICS’in istişare toplantısında İran Krizi’yle ortak bir açıklama yapılamamıştır.[vi] Üstelik bu toplantı esnasında İran ve BAE’den gelen delegelerin Orta Doğu’daki son gelişmeler hakkında tartıştığı ve uzlaşamadıkları belirtilmektedir.[vii] Bu yüzden BRICS’in Küresel Güney ülkelerini aynı platform etrafında birleştirme çabaları uzun vadede başarısızlığa uğrayabilir. Küreselleşen dünyada Batı etkisinin olmadığı bir sistem inşa edebilmek son derece zor görünmektedir. ABD ve İsrail’le işbirliklerini sürdüren Hindistan, aynı zamanda Batılı kurumlara alternatif üretmeye çalışan BRICS’in kurucu üyesi ve 2026 yılında da dönem başkanıdır. BAE ve Suudi Arabistan ise İsrail’le İbrahim Anlaşmaları kapsamında normalle sürecini devam ettiren, aynı zamanda sahip oldukları Amerikan üsleri nedeniyle İran’ın misilleme saldırılarına maruz kalan aktörlerdir. Böylesi bir jeopolitik ayrışma içerisinde platformun bir araya gelerek ortak bir karar alabilmesi zorlaşmaktadır. Bu açıdan İran Krizi, BRICS’in iç bütünlüğünü zorlayan ve üye ülkelerin farklı güvenlik ve ittifak tercihlerini açığa çıkaran bir “stres testi” işlevi görmektedir.

En nihayetinde BRICS bünyesinde yer alan İran, BAE, Hindistan ve Suudi Arabistan arasında kapsamlı ve sürdürülebilir bir jeopolitik uyumun tesis edilmesi, Orta Doğu’daki kriz devam ederken olası görünmemektedir. Bunun temel nedeni, söz konusu aktörlerin güvenlik algıları, tehdit tanımlamaları ve dış politika öncelikleri arasındaki belirgin farklılıklardır. Özellikle İran’ın ABD ve İsrail karşıtı konumlanışı, buna karşın BAE ve Suudi Arabistan’ın ABD ile sürdürdükleri yakın güvenlik ilişkileri ve İsrail ile normalleşme süreçleri, ortak bir stratejik zemin oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Benzer şekilde Hindistan’ın çok yönlü dış politika yaklaşımı çerçevesinde Batı ile geliştirdiği ilişkiler, bu çok katmanlı ayrışmayı daha da derinleştirmektedir. 

Sonuç olarak BRICS’teki ilişki biçimi, klasik anlamda bir ittifak yapısından ziyade çıkar temelli ve esnek bir işbirliği modeline işaret etmektedir. Bu bağlamda söz konusu aktörler arasında tam bir politika uyumu yerine farklılıkların yönetildiği ve belirli alanlarda kesişen çıkarlar üzerinden sınırlı işbirliklerinin geliştirildiği bir yapı söz konusudur. Bu durum, BRICS’in kurumsal kapasitesini hem sınırlandırmakta hem de onu katı bir blok olmaktan ziyade çok kutuplu uluslararası sistem içerisinde esnek bir koordinasyon platformu haline getirmektedir.


[i] “BILD: Hindistan, Türkiye’nin BRICS üyeliğini kabul etmedi”, T24, https://t24.com.tr/ekonomi/bild-hindistan-turkiye-nin-brics-uyeligini-kabul-etmedi,1191922?_t=1777634562975, (Erişim Tarihi: 02.05.2026).

[ii] “Pakistan seeks China support to join BRICS bank amid likely India objection”, Asia Nikkie, https://asia.nikkei.com/politics/international-relations/pakistan-seeks-china-support-to-join-brics-bank-amid-likely-india-objection, (Erişim Tarihi: 02.05.2026).

[iii] “Hindistan: İran gemisinin konumunu İsrail’e biz verdik”, Son Dakika, https://www.sondakika.com/dunya/haber-hindistan-iran-gemisinin-konumunu-israil-e-biz-19638635/, (Erişim Tarihi: 10.03.2026).

[iv] Aynı yer.

[v] “Hindistan, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi saldırıları ardından İran büyükelçisini bakanlığa çağırdı”, Haberler, https://www.haberler.com/politika/hindistan-bandrali-tankerlere-hurmuz-bogazi-nda-saldiri-19762542-haberi/, (Erişim Tarihi: 02.05.2026).

[vi] “BRICS meet ends without joint statement after differences over Iran War, India’s stance on Israel and Palestine”, Mronline, https://mronline.org/2026/04/28/brics-meet-ends-without-joint-statement-after-differences-over-iran-war-indias-stance-on-israel-and-palestine/, (Erişim Tarihi: 02.05.2026).

[vii] Aynı yer.

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler