Çin’in son yıllarda uluslararası krizler karşısında izlediği diplomasi, Pekin’in küresel siyasetteki artan rolünün önemli göstergesi sayılmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere çok taraflı platformlarda egemenlik, toprak bütünlüğü, iç işlerine karışmama, diyalog ve siyasi çözüm ilkelerini öne çıkaran Çin, uluslararası anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini güçlü şekilde savunmaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı ve Gazze’deki gelişmeler, Çin’in farklı uluslararası krizler karşısındaki diplomatik yaklaşımının ve BM bünyesindeki tutumunun gündeme gelmesine neden olmuştur. Bununla birlikte Pekin’in son yıllarda çeşitli uluslararası anlaşmazlıklarda diyalog ve siyasi çözüm çağrılarını öne çıkarması, Çin’in çatışma yönetimi ve arabuluculuk alanında nasıl bir rol üstlenebileceğine ilişkin farklı fikirleri de beraberinde getirmektedir.
Buradan hareketle Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), “China’s UN Diplomacy on the Russo-Ukrainian War” başlıklı güncel çalışmasında Çin’in BM diplomasisini ve “ilkeli tarafsızlık” yaklaşımını inceleyen Ukraynalı Sinolog Vita Golod ile yapmış olduğu röportajı dikkatlerinize sunmaktadır. Bu röportajda Vita Golod, Çin’in farklı uluslararası krizler karşısındaki diplomatik tutumunu, arabuluculuk rolünü ve çok taraflı diplomasi anlayışını değerlendirdi.
1. Son araştırmanızda, Çin’in ilkeli tarafsızlığını seçici ve bağlama bağlı olarak tanımlıyorsunuz. Bu durum, Pekin’in uluslararası krizlere yönelik değişen yaklaşımı hakkında bize ne anlatıyor?
Çin’in BM’deki resmi konuşmalarını ve oy verme davranışını analiz eden ve Pekin’in Ukrayna ve Gazze konusundaki tutumlarını karşılaştıran, ortak yazarı olduğum monografiye dayanarak Çin’in “ilkeli tarafsızlığını” sabit bir doktrinden ziyade esnek bir diplomatik strateji olarak tanımlayabilirim. Pekin, egemenlik, toprak bütünlüğü, müdahale etmeme, diyalog ve siyasi çözüm gibi kavramlara sürekli atıfta bulunsa da bu ilkeleri çatışmanın niteliğine ve kendi stratejik çıkarlarına göre farklı şekillerde uygulamaktadır. Ukrayna örneğinde Çin, büyük ölçüde Rusya’yı sorumlu tutmaktan kaçınmış ve çekimser kalmayı, usul açısından itidalli davranmayı ve müzakerelere çağrı yapmayı tercih etmiştir. Bu durum, Pekin’in önemli stratejik ilişkilerini korurken sorumlu ve tarafsız bir süper güç imajını muhafaza etmesine olanak tanıyan bir diplomasi modeli geliştirdiğini göstermektedir.
2. Ukrayna ve Gazze konusunda Çin’in tutumlarını karşılaştırdığınızda, ülkenin söylemlerinde ve oy verme davranışında önemli farklılıklar ortaya çıkıyor. Pekin’in ne zaman diplomatik itidal yolunu seçeceğini, ne zaman ise daha iddialı bir tutum benimseyeceğini belirleyen faktörler nelerdir?
Anahtar faktörler stratejik maruz kalma, ortaklık hassasiyetleri ve itibar çıkarlarıdır. Ukrayna konusunda Rusya önemli bir stratejik ortaktır; bu nedenle Çin çok daha temkinli davranmaktadır: sorumluluğu doğrudan bir tarafa atfetmekten kaçınmakta ve Moskova’yı kınayan veya cezalandıran kararlar karşısında genellikle çekimser kalmaktadır. Gazze konusunda ise Çin, çok daha iddialı bir tutum sergilemiş, ateşkesle ilgili çoğu önemli kararı desteklemiş ve sorumluluk ile uluslararası insani hukuk konusunda daha açık bir dil kullanmıştır. Bu karşılaştırma, Çin’in tarafsızlığının, önemli stratejik ilişkiler söz konusu olduğunda daha kısıtlayıcı, daha güçlü bir tutumun ise özellikle Küresel Güney’de ülkenin genel diplomatik konumunu desteklediği durumlarda daha esnek hale geldiğini göstermektedir.
3. Çin, uluslararası çatışmalarda giderek daha fazla potansiyel bir arabulucu olarak kendini gösterirken çatışma yönetimi için ortaya çıkan bazı uluslararası mekanizmalara karşı temkinli bir tutum sergilemektedir. Çin’in giderek artan arabuluculuk rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çin, çatışma yönetiminde önemli bir rol oynayabilecek diplomatik ağırlığa, ekonomik etkiye ve uluslararası itibara sahiptir. Ancak müzakereleri desteklemekle gerçek bir arabulucu olarak hareket etmek arasında bir fark vardır. Etkili arabuluculuk, tüm tarafların güvenini, siyasi riskleri kabul etme istekliliğini ve bazı durumlarda ortaklar üzerinde baskı kurmayı gerektirir. Çin genellikle bu kadar ileri gitmekten çekinmektedir. Örneğin Ukrayna konusunda Çin, Rusya’yla ilişkilerine ciddi zarar verebilecek adımlardan kaçınırken barış görüşmelerini ve siyasi çözümü teşvik etmiştir. Dolayısıyla Çin’i giderek daha önemli bir diplomatik kolaylaştırıcı, ancak hâlâ temkinli ve seçici bir arabulucu olarak tanımlayabilirim. Çin’in güvenilirliği, stratejik ortakları için bedel gerektirse bile etkisini kullanmaya hazır olup olmadığına bağlı olacaktır.
4. Uluslararası sistem giderek çok kutuplu bir yapıya büründükçe Çin’in tarafsızlık ve çok taraflı diplomasi yaklaşımı Küresel Güney ülkeleri arasında daha fazla etki kazanabilir mi?
Evet, ancak bu muhtemelen Küresel Güney ülkelerinin Çin modelini aynen kopyalaması nedeniyle olmayacaktır. Çin’in etkisi daha inceliklidir. Egemenlik, müdahale etmeme, diyalog, blok siyasetine karşı çıkma ve kalkınmaya vurgu yapma gibi söylemleri, rekabet halindeki büyük güçler arasında seçim yapmaktan kaçınmak isteyen birçok Küresel Güney devletinin dış politika gelenekleriyle uyumludur. Bu ülkelerin çoğu, toprak bütünlüğü gibi temel ilkeleri desteklerken yaptırımlar, cezai mekanizmalar veya siyasi ittifaklar konusunda temkinli davranmaktadır. Dolayısıyla Çin, stratejik belirsizliği ve tarafsızlığı diplomatik açıdan daha kabul edilebilir hale getirmeye yardımcı olmaktadır. Uluslararası sistem daha çok kutuplu hale geldikçe devletlere daha fazla manevra alanı tanıyan bu yaklaşım giderek daha cazip hale gelebilir. BRICS, G77+Çin, FOCAC ve diğer çok taraflı forumlar gibi platformlarda Çin’in etkisi, bu eğilimi güçlendirmektedir.

