28 Şubat 2026 tarihinde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı başlatılan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail eşgüdümündeki saldırılar, Güney Asya’da son derece kırılgan olan jeopolitiği de doğrudan tehdit etmektedir. Özellikle Pakistan, Afganistan ve İran üçgeninde yer alan sınır bölgeleri, zaten zayıf devlet kapasitesi, kaçakçılık ağları ve silahlı grupların varlığı nedeniyle istikrarsızlığa açık bir yapı sergilemektedir. Bu nedenle İran’a yönelik olası bir kara operasyonu senaryosu, yalnızca klasik devletler arası çatışma dinamikleriyle değil, aynı zamanda devlet dışı aktörlerin devreye girmesiyle çok katmanlı bir güvenlik krizine dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Dünya kamuoyunda, ABD’nin İran’a kara operasyonu düzenleyebileceği tartışılırken; aynı zamanda İran’daki etnik gruplarla ilgili de çeşitli senaryolar üretilebilmektedir. Bu bağlamda İran’da İslami rejime muhalefet gösteren etnik, radikal (köktendinci) veyahut diğer türdeki örgütlerin durumları da merak konusu olmaktadır.
Beluçlar hem İran hem Pakistan topraklarında yaşayan etnik bir grup olup bilhassa Sünni kimlikleri sebebiyle İran’daki Şii yönetimle sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu yüzden İran’ı hedef alan Beluç örgütlerin köktendinci karakterlerinin güçlü olduğu söylenebilir. Diğer yandan Pakistan’daki Beluç örgütlerin ise köktendinci karakterleri bulunmakla birlikte daha ziyade etnik ayrılıkçı hedefleriyle dikkat çekmektedirler. Pek tabi bu sorunlar sadece etnik ve mezhepsel çizgide olmayıp tarihi, toplumsal-sosyolojik boyutları da oldukça derin ve çok boyutludur.
İran’daki etnik gruplar, ABD’nin potansiyel askeri müdahalesi bağlamında kullanabileceği enstrümanlar olarak değerlendirilmektedir. Zira devletlerin hassas ve kırılgan etnik yapıları, dış müdahalelerin iç dinamikleri tetikleme riski de göz önüne alındığında son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkarabilmektedir. Nitekim Irak’ın 2003 İşgali sonrasında ortaya çıkan mezhepsel ve etnik parçalanma dinamikleri, bu tür müdahalelerin nasıl uzun vadeli istikrarsızlık üretebileceğini göstermiştir.
21. yüzyılın ilk çeyreğinde İran İslam Cumhuriyeti’nin ulusal güvenliğini sağlamak için en fazla mücadele ettiği unsurlardan biri de Beluç örgütler olmuştur. İran devleti, bu örgütlerin başında gelen Cundullah’ı savaşarak bitirmeyi başarmış olsa da onun ardılı olan “Adalet Ordusu (Ceyş’ul Adl)” gibi yapılar, Pakistan sınırı çevresinde varlığını sürdürebilmekte ve zaman zaman İran içerisinde sivilleri de hedef alabilen saldırılar gerçekleştirebilmektedir. Her ne kadar Beluç halkının maddi ve manevi haklarını savunduğunu iddia etse de bu örgütler, özellikle İran’da toplumdan destek almakta zorlanan ve çoğunlukla marjinalize olmuş köktendinci örgütler olarak değerlendirilmektedirler.
Bu örgütler, uzun yıllardır İran’ın Sistan ve Belucistan bölgesinde güvenlik güçlerine saldırılar gerçekleştirdikten sonra Pakistan sınırını geçerek orada saklanmakta ve bu durum, İran’ın Pakistan’a tepki göstermesine ve diplomatik ilişkilerin bozulmasına yol açabilmektedir. İran’ı hedef alan söz konusu Beluç örgütlerin, ayrılıkçı bir karaktere sahip olmaktan ziyade İslami rejimin değişmesini hedefledikleri iddia edilmektedir. Pakistan’daki Beluç örgütlerde ise köktendinci kimliklerine ek olarak etnik ayrılıkçı kimliğin oldukça güçlü olduğu ve temel hedefin bağımsız bir Belucistan’ın kurulması olduğu vurgulanmaktadır.
Son yıllarda Pakistan’da Beluç örgütlerin, siviller dahil olmak üzere güvenlik güçlerini hedef alan saldırılarında önemli bir artış yaşandığı gözlemlenmektedir.[i] Belucistan bölgesinde yoğunlaşan bu hareketler, doğal kaynakların paylaşımı ve siyasal temsil gibi talepler etrafında örgütlenmişlerdir. Bu bağlamda Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru (CPEC) gibi büyük ölçekli altyapı projeleri, bölgedeki gerilimleri daha da artırmaktadır. Beluç gruplar, bu projeleri yerel halkın kaynaklarının dış aktörler tarafından kullanılması olarak görmekte ve bu nedenle hem Pakistan devletine hem de Çin yatırımlarına karşı saldırılar düzenleyebilmektedirler.
Beluç örgütlerin saldırılarından sonra Pakistan, bu örgütleri desteklediğini iddia ettiği hem Afganistan’daki Taliban yönetimini hem de Hindistan’ı eleştirmektedir. Örneğin, 1 Şubat 2026 tarihinde Pakistan’ı hedef alan Beluç Kurtuluş Ordusu (BLA) saldırısı sonrasında İslamabad Hükümeti, bu örgütün Afganistan bağlantılı köktendinci örgütlerden, bilhassa Pakistan Talibanı (TTP) ve onun arkasındaki Afgan Talibanı’ndan destek aldığını ileri sürmüştür.[ii] Kısacası Pakistan, Beluç Sorunu sebebiyle İran başta olmak üzere diğer komşuları Afganistan ve Hindistan’la da büyük sorunlar yaşayabilmektedir. Afganistan’daki Taliban’ın son bir yıllık periyotta Hindistan’la ilişkilerini geliştirmesi sebebiyle Güney Asya’daki konjonktür hızla değişmiş ve Pakistan, birbiriyle bağlantılı birçok güvenlik sorunu sebebiyle Afganistan’a karşı savaş başlatmıştır.
Güney Asya’daki konjonktür, ABD ve İsrail’in İran’a karşı eşgüdümlü saldırılarıyla çok daha tehlikeli hale gelmiştir. Bu bağlamda İran’daki mevcut çatışma ortamı, Beluç sorunu açısından bölgesel ve küresel düzeyde birtakım etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. İlk olarak İran’da merkezi otoritenin zayıflaması, sınır bölgelerinde güvenlik açığı yaratabilir ve bu da Beluç silahlı grupların hareket alanını genişletebilir. İkinci olarak, İran-Pakistan sınır hattında artabilecek istikrarsızlık, iki ülke arasındaki zaten hassas olan güvenlik ilişkilerini daha da kırılgan hale getirebilir. Üçüncü olarak, ABD ve İsrail’in İran içindeki etnik grupları dolaylı araçlar olarak kullanma ihtimali, çatışmayı vekâlet savaşları boyutuna taşıyabilir.
Dördüncü ve son olarak, ABD’nin muhtemel bir şekilde kara operasyonunu İran’ın Sistan ve Belucistan bölgesindeki stratejik liman kenti Çabahar’dan gerçekleştirme ihtimali,[iii] Güney Asya jeopolitiğinde parçalanmaya kadar giden geri dönülmez bir istikrarsızlık dalgasına yol açabilir. Nitekim Sistan ve Belucistan ili, İran’ın Hint Okyanusu’na açıldığı stratejik bir bölge olarak dikkat çekmektedir. Sistan ve Beluç etnik gruplarının yoğun olarak yaşadığı bu bölge, Güney Asya jeopolitiğinin geleceğini doğrudan şekillendirebilecek potansiyele sahiptir. ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırıları sürerken bu stratejik bölgeyle ilgili çok daha fazla değerlendirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Beluç Sorunu, yalnızca İran’da değil, Pakistan ve Çin’e kadar uzanan Güney Asya hattında domino etkisiyle ilerleyecek büyük bir kriz dalgasına yol açabilir.
[i] “Pakistan’daki saldırılar ve Güney Asya’da Değişen Güç Dengeleri”, ANKASAM, https://www.ankasam.org/anka-analizler/pakistandaki-saldirilar-ve-guney-asyada-degisen-guc-dengeleri/, (Erişim Tarihi: 27.03.2026).
[ii] “Pakistan: Belucistan’da 145 ‘Hindistan destekli terörist’ öldürüldü”, Euronews, https://tr.euronews.com/2026/02/02/pakistan-belucistanda-145-hindistan-destekli-terorist-olduruldu, (Erişim Tarihi: 27.03.2026).
[iii] ABD’nin İran’a yönelik potansiyel kara operasyonu ve Çabahar’ın bu konudaki önemi, askeri stratejiler açısından da değerlendirilmesi gereken ayrı bir tartışma konusu olduğu için bu analizde detaylıca değinilmemiştir.
