Analiz

Hürmüz Krizi’nde Hindistan ve Pakistan’ın Konumları

Denge politikası veya çok taraflı diplomasinin sunduğu en önemli yarar, stratejik otonomi faktörü olmaktadır.
Pakistan’ın arabuluculuk rolü ise kendi ulusal uzun vadeli istikrarına yönelik hesaplanmış bir strateji olarak değerlendirilebilir.
Hindistan’ın Orta Doğu’da daha görünür ve dengeli bir aktör olma yönünde adımlar atması kaçınılmazdır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English

Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı, küresel enerji ticaretinin en kritik dar geçitlerinden biridir. Bu nedenle bölgede yaşanan her gerilim, yalnızca bölge ülkelerini değil, enerji ithalatına bağımlı büyük ekonomileri de doğrudan etkilemektedir. Özellikle coğrafi konumu nedeniyle bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilenen Hindistan, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithalat yoluyla karşıladığından dolayı petrol tedarikinde Körfez Ülkelerine ciddi ölçüde bağımlıdır. Nitekim Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak herhangi bir askeri ya da siyasi kriz, petrol fiyatlarında ani artışlara ve arz kesintilerine yol açabilir. Bu da Hindistan ekonomisinde enflasyon baskısı ve cari açık artış gibi ekonomik sorunların ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. 

Günümüzde enerji güvenliği ve uluslararası ticaret ilişkileri, ülkelerin dış politikasının şekillenmesinde önemli faktörler arasında sayılmaktadır. Doğal olarak devletler, dış politikalarında enerji arzını güvence altına alacak şekilde çeşitlendirme stratejisine yönelmektedirler. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve Cezayir ile sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alanında enerji işbirliklerinin artırılması, bu bağlamda değerlendirilebilir.

Hürmüz bölgesindeki gerilim, ABD ile İran arasındaki rekabetten kaynaklanmaktadır. Hindistan açısından bakıldığında, bir yandan ABD’yle stratejik ortaklık (özellikle Hint-Pasifik bağlamında) derinleşirken; diğer yandan İran’la ekonomik ve jeopolitik ilişkiler söz konusudur. Özellikle Çabahar Limanı projesi, Hindistan’ın Orta Asya’ya ulaşabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu proje, Pakistan’ı baypas geçerek ticaret yollarını çeşitlendirme imkanı sunabilirdi. Ancak Amerikan yaptırımları, Hindistan’ın İran’la ilişkilerini sınırlamak zorunda kalmasına neden olmuştur. Üstelik ABD yaptırımları olasılığı nedeniyle Rusya’dan petrol ithalatının düşürülmesi, Moskova ve Tahran gibi ülkelerin Yeni Delhi’yle işbirliklerinin sınırlarını ortaya koymuştur. Diğer taraftan Hindistan’ın Avrupa Birliği ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması, dış politikayı çeşitlendirme çabalarının bir parçası olarak görülebilir.

Denge politikası veya çok taraflı diplomasinin sunduğu en önemli yarar, stratejik otonomi faktörü olmaktadır. Hürmüz Krizi, bu yaklaşımın test edildiği alanlardan biridir. Hindistan’ın önemli iki kilit komşu olan Çin ve Pakistan’la sağlam köprüler kuramaması, dış politikada güçlü bir yalnızlaşmaya yol açmakta ve jeopolitik bir boşluk ya da gerilemeye neden olmaktadır.

Orta Doğu’da ortaya çıkan ve küresel ölçekte etkisi bulunan kriz, Yeni Delhi’nin geç de olsa dış politikada bazı düzenlemeler yapma çabasını yansıtmaktadır. Hindistan, üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi kuruluşlarda Çin’le diyaloğa artık daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, aslında ABD’nin Hindistan’a uyguladığı yüksek tarifelerden sonra daha belirgin hale gelmiş ve bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. 

Son jeopolitik gelişmeler çerçevesinde devam eden görüşmelere, Hindistan’ın ŞİÖ Ulusal Koordinatörü Alok Amitabh Dimri ile Çin adına Yan Wenbin liderlik etmiştir. Bu gelişme, 2024 yılında iki ülke askerlerinin, yaklaşık 3.500 kilometrelik tartışmalı Himalaya sınırında yer alan Depsang ve Demchok gibi hassas bölgelerden geri çekilmesiyle başlayan daha kapsamlı diplomatik yumuşamanın son resmi adımı olarak yorumlanmaktadır.[i] Hindistan Dışişleri Bakanlığı’na göre taraflar, ŞİÖ liderlerinin kararlarının uygulanması ve örgütün gelecekteki yönü hakkında görüş alışverişinde bulunmuştur. Ayrıca güvenlik, ticaret, bağlantısallık ve halklar arası ilişkiler alanlarındaki işbirliğini gözden geçirerek istişareleri sürdürme konusunda mutabık kalmışlardır.[ii]

Diplomatik kapıların sınırlı ölçüde bile olsa açık tutulması, savaş durumlarında da istisna değildir. Ancak tarihte zaman zaman sıcak çatışmalara giren ve hibrit savaş türünü yakından tecrübe eden Hindistan’ın Pakistan ve Çin’e daha mesafeli yaklaşması neredeyse anlaşılabilir bir durumdur. Bahsetmeye değer bir diğer husus, benzer deneyimlerin Pakistan ve Çin tarafından da yaşanmış olmasıdır. 2025 yılındaki Hindistan-Pakistan çatışması, ikili ilişkiler açısından bir gerileme noktası oluşturmuştur. Çin açısından ise Hindistan büyük bir pazar niteliğindedir. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nde Hindistan’ın aktif olarak yer almaması, ikili ilişkilerin mesafeli kalmasına katkı sunmaktadır.

Pakistan’la karşılaştırıldığında durum farklılık göstermektedir. Dış politikada çok boyutluluk ilkesini takip eden İslamabad, önemli girişimler gerçekleştirmekte ve Orta Asya devletleriyle ŞİÖ, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) ve diğer bazı platformlar üzerinden ilişkilerini geliştirmektedir. Karşılıklı yatırımlar ve artan ticaret, yeni nakliye rotalarının oluşmasına katkı sağlamaktadır. Örneğin Pakistan, İran koridoru üzerinden Özbekistan’a ilk transit sevkiyatını gerçekleştirmiştir. İlk sevkiyat, soğutuculu kamyonlarla taşınan dondurulmuş et ürünlerinden oluşmuştur. Bu rota, Pakistan’dan yola çıkarak Gvadar üzerinden İran topraklarına girmekte ve oradan Orta Asya’ya ulaştırılmaktadır. Yetkililer, bu koridorun kara yolu ticaretini kolaylaştırmayı ve deniz taşımacılığına alternatif bir güzergah oluşturmayı amaçladığını belirtmektedir. 2025 yılında iki ülke arasındaki ikili ticaret yaklaşık 500 milyon dolara ulaşmıştır ve Özbekistan’da Pakistan sermayeli yaklaşık 230 şirket faaliyet göstermektedir. İşbirliği; tekstil, ilaç, tarım ve kimya gibi çeşitli sektörleri kapsamaktadır.[iii] Taraflar, kısa vadede ticaret hacmini 2 milyar dolara çıkarmayı hedefleme konusunda mutabık kalmıştır. Bu adımlar arasında Tercihli Ticaret Anlaşması kapsamındaki ürün listesinin genişletilmesi, bitki sağlığına ilişkin gerekliliklerin kolaylaştırılması ve Özbekistan’ın Lahor ile Karaçi’deki ticaret ofisleri dahil olmak üzere ticaret altyapısının güçlendirilmesi yer almaktadır.[iv]

Gvadar Limanı, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun (CPEC) önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla yükselen bölgesel ticaret dinamikleri ve stratejik konumu sayesinde Gvadar Projesi, Çabahar Limanı’na ciddi bir rakip olarak öne çıkmaktadır. Ancak burada dikkate alınması gereken bir diğer husus, Gvadar şehrinin Pakistan’ın gerilimli Belucistan eyaletinde yer almasıdır. Bu yüzden komşu İran’la ilişkilerin karşılıklı faydaya dayalı şekilde sürdürülmesi vazgeçilmez bir seçenek olarak görülmektedir. 

Daha önce Pakistan, yaptığı açıklamayla ihracatçıların İran, Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerine sınırlı bir süre için banka teminatı veya akreditif olmadan mal göndermesine izin vereceğini duyurmuştur. 24 Mart-21 Haziran tarihleri arasında geçerli olacak bu üç aylık uygulama, kara yoluyla yapılan ihracatta maliyetleri ve gecikmeleri azaltmayı amaçlamaktadır. Düzenleme, özellikle İran’la resmi bankacılık ilişkilerinin sınırlı olması nedeniyle getirilmiştir. Ancak ihracat gelirlerinin belirlenen süre içinde ülkeye geri getirilmesi zorunluluğu devam etmektedir.[v]

Pakistan’ın İran ve ABD arasında ateşkesi sağlama yönündeki arabuluculuk rolü ise kayda değer olup kendi ulusal uzun vadeli istikrarına yönelik hesaplanmış bir strateji olarak değerlendirilebilir. İkinci tur müzakerelerin yapılması yalnızca taraflar için değil, Pakistan için de yeni bir fırsat oluşturmaktadır.

İran etrafındaki kriz ve sürekli uygulanan yaptırımlar ile Afganistan’daki istikrarsızlık, Güney Asya ve Orta Asya için planlanan enerji projelerinin hayata geçirilmesinde engeller yaratmaktadır. İran-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı ile Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan Doğalgaz Boru Hattı, bunun bariz örnekleri arasında sayılmaktadır.

Jeopolitik açıdan ise Hindistan’ın Orta Doğu’da daha görünür ve dengeli bir aktör olma yönünde adımlar atması kaçınılmazdır. Yakın komşuları olan Çin ve Pakistan ile Körfez ülkeleri ve İran arasında kurmaya çalıştığı çok yönlü ilişkiler, bu stratejinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimler, Hindistan için yalnızca bir dış politika meselesi değil; aynı zamanda ekonomik istikrar, enerji güvenliği ve küresel rol arayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Hürmüz’deki her tırmanış, Hindistan’ın ekonomik planlamasını doğrudan etkilemektedir. Petrol fiyatlarındaki artış, büyüme hedeflerini azaltabilir. Bunun yanı sıra sigorta maliyetleri ve deniz taşımacılığı riskleri de artar. Hindistan’ın bu süreçte izlediği çok yönlü ve dengeli diplomasi, gelecekteki küresel konumunu belirleyecek önemli faktörlerden biri olmaya devam edecektir.


[i] Junaid Kathju, “India and China wall off border rows to focus on trade and security”, South China Morning Post, https://www.scmp.com/week-asia/politics/article/3350732/india-and-china-wall-border-rows-focus-trade-and-security?module=top_story&pgtype=section, (Erişim Tarihi: 21.04.2026).

[ii] Ibid.

[iii] Sadokat Jalolova, “Pakistan Sends First Transit Shipment to Uzbekistan via Iran Corridor”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/pakistan-sends-first-transit-shipment-to-uzbekistan-via-iran-corridor/, (Erişim Tarihi: 21.04.2026).

[iv] Ibid.

[v] “Pakistan grants temporary exemption for exports to Iran”, The News Pakistan, https://www.thenews.pk/print/1406890-pakistan-grants-temporary-exemption-for-exports-to-iran, (Erişim Tarihi: 21.04.2026).

Toghrul VALIKHANLI
Toghrul VALIKHANLI
Toğrul Velihanlı, 2012 yılında Bakü Slavyan Üniversitesi Filoloji Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. 2020 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ikinci lisans eğitimini tamamlamıştır. 2022 yılında Berlin Teknik Üniversitesi İşletme Hukuku Yüksek Lisansı (MBL), Avrupa ve Uluslararası Enerji Hukuku programını “Enerji Dönüşümü ve Enerji Güvenliği Zorlukları Zamanlarında AB-Azerbaycan Enerji İşbirliği” adlı teziyle master eğitimini tamamlamıştır. 2025 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Anadili Azerbaycan Türkçesi olan Toğrul Velihanlı, ileri seviyede İngilizce, Rusça ve Arapça bilmektedir. Araştırma alanları arasında Yatırımcı-Devlet Tahkimi, Enerji Hukuku ve Politikası, Rusya’nın Dış Politikası, Ortadoğu Çalışmaları, Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkilerdir yer almaktadır.

Benzer İçerikler