Tarih:

Paylaş:

Alaska Fairbanks Üniversitesi Arktik Güvenliği ve Dayanışma Merkezi (CASR) Direktörü Troy J. Bouffard: “Rusya, Karadeniz’deki Saldırganlığını Arttıracaktır.”

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

31 Temmuz 2022 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin ulusal denizcilik faaliyetlerini ve politikalarını yansıtan stratejik bir belge niteliğindeki Deniz Doktrini’ni yayınlamıştır. Yeni doktrini tanıtırken St. Petersburg’da yaptığı konuşmada Putin, şehrin kurucusu Çar I. Petro’yu anmış ve onun kurduğu deniz gücünden övgüyle bahsetmiştir. Moskova’nın yeni deniz doktrini, değişen küresel jeopolitikte Rusya’nın yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’yle (ABD) değil, Çin de dahil olmak üzere deniz komşularıyla artan rekabetinin bir yansıması olarak görülmektedir. Rusya’nın ana hedefinin küresel bir deniz gücü statüsüne erişmek ve bu statükoyu korumak olduğuna inanılmaktadır.

Buradan hareketle Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Rusya’nın yeni deniz doktrinini ve bunun küresel jeopolitiğe etkilerini değerlendirmek üzere Alaska Fairbanks Üniversitesi Arktik Güvenliği ve Dayanışma Merkezi (CASR) Direktörü Troy J. Bouffard’dan almış olduğu görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

1. ABD-Çin gerilimi tırmanırken Rusya’nın yayımladığı yeni deniz doktrinini nasıl yorumluyorsunuz?

Rusya’nın yeni deniz doktrini, söz konusu ülkenin denizcilik alanındaki nüfuzunu ve küresel çıkarlarının artan önemini yansıtmaktadır. ABD’nin “en büyük tehdit” olarak nitelendirilmesi, biraz yeni olsa da doktrinde geçenlerin çoğu güncel değildir. Çoğunlukla önceliği arttırılan konuların özetidir. Ayrıca yeni doktrin, Rusya’nın ağır bir baskı ve izolasyonla karşı karşıya olduğunu ve aynı zamanda yurtiçinde ve yurtdışında çıkarlarını güvence altına alma ihtiyacı hissettiğini göstermektedir. Örneğin Çin’in ABD Donanması’nın inşa ettiklerinden çok da farklı olmayan, ileri üsler de dahil olmak üzere önemli küresel denizcilik emelleri vardır. Rusya’nın “en iyi dostu gibi görünen ancak düşmanı” olan Çin bile, Kremlin’in deniz müttefiki olmaktan ziyade; bir deniz rakibini temsil etmektedir. ABD açısından Batılı müttefikler ve ittifaklar, denizcilik normlarını ve faaliyetlerini yönetirken üstünlük kurma konusunda yeteneğe sahiptir. Bununla birlikte gelişen rekabetçi koşullar, gerilimi tırmandırmaktadır. Yanlış anlaşılmaların olabileceği böylesi istikrarsız bir ortamda, kötü niyetli eylemlerden kaçınılması acil bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

2. Bu doktrin, Rusya’nın deniz komşularıyla olan ilişkilerini nasıl etkiler?

Yeni denizcilik doktrini, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliği peşindeki İsveç ve Finlandiya’ya yönelik bir tepkiyi temsil etmektedir. Baltıklar ve Doğu Avrupa, Rusya’nın yakın çevresine erişebilmesi ve burada nüfuz kurabilmesi bakımından en büyük jeopolitik önceliği olmaya devam etmektedir. Yeni doktrin, Rusya’nın siyasi ve askeri gelişmelerini de içeren ulusal güvenlikle ilgili tezlerini öne çıkarmakta ve desteklemektedir. Rusya’nın çevresinde egemen deniz alanlarına sahip olan hemen hemen her devlet, Kremlin’in denizcilikle ilgili artan eylemlerinin ve provokasyonlarının devam edeceğini önceden tahmin edebilmektedir. Elbette bu komşu devletler, Rusya’nın tutumunun, çözüm çabalarına karşı bir meydan okuma niteliği taşıdığını bilmektedir.

3. Sizce bu yeni doktrinle birlikte Rusya’nın Baltık Denizi ve Arktik üzerindeki tehdidi daha da artacak mıdır?

Rusya, kara ve deniz çevrelerini Baltık ülkeleri de dahil olmak üzere ulusal güvenlikle ilgili uydurma meselelerle ilişkilendirmeyi sürdürmektedir. Yakın tarihli bir örnek olarak, doktrinin yayınlanmasından hemen önce Rusya, Kaliningrad merkezli kapasitesini güçlendirmek ve aynı zamanda Finlandiya’nın iç kısımlarını hedef alabilmek maksadıyla bir Bastion Kıyı Savunma Füze Sistemi’ni St. Petersburg’a taşımıştır. Arktik açısından doktrin, Rusya’nın stratejik kalkınma çabalarını ve Kuzey Filosu’nun sert güç bileşenini pekiştirmektedir. Mevzubahis filo, Arktik doğal kaynaklarının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra denizcilik işletme güvenliğini sağlayacak ve deniz savunmasını güvence altına alacak şekilde konumlandırılmaktadır. Buna ek olarak doktrin, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin ve denetim komitesinin tavsiyelerinden ayrılmaya hazır olduğunun ilk belirtileri olabilir. Dahası bu doktrin, Arktik’teki dış kıta sahanlıklarının genişletilmesinin yakından takip edilmesinin önemini de bir kez daha ortaya koymuştur.

4. Bu doktrinden hareketle Rusya’nın gelecekteki hedeflerinin neler olduğunu düşünüyorsunuz? 

Halihazırda Rusya’nın deniz gücü projeksiyonlarını yürütme yetenekleri, büyük ölçüde stratejik yeraltı kabiliyeti ve Kuzey Atlantik yüzey sularıyla sınırlıdır. Dolayısıyla artık NATO/Batı’nın faaliyet gösterdiği Baltık ve Kuzey sularında bile daha fazla Rus varlığı görülebilir. Moskova, rekabetçi uluslararası normları kırabilmek adına kendi teamüllerini oluşturmaya devam edecektir. Bunu da yüzey sularının kapsamlı kontrolünü güvence altına almayı umduğu Kuzey Denizi Rotası’yla yapmayı planlamaktadır. Ayrıca Rusya, ulusal güvenliği açısından kritik olarak tanımladığı; diğer güçlerin uluslararası sulara erişimini engellemek ve bu sularda daha fazla kontrol sağlamak için bir kampanya yürüterek Karadeniz’deki saldırganlığını arttıracaktır.Genel olarak Rusya, “savunma tampon bölgesi” şeklinde hizmet edebilecek suların genişlemesini ve kontrolünü sürdürecektir.

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.