Tarih:

Paylaş:

İsrail Ana Muhalefet Lideri Lapid’in Knesset Konuşmasının Şifreleri 

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

İsrail ana muhalefet lideri Yair Lapid’in Başbakan Binyamin Netanyahu’yu hedef alan 20 Haziran 2026 tarihli; “Netanyahu, öngörülebilir Türk tepkisini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington’daki etkisini hesaba katmadan ‘Kürt Planı’nı dayattı. Ankara’nın bölgesel gücünü ve Washington’daki karar alıcılar üzerindeki nüfuzunu tamamen küçümsedi. Sonuç ne oldu? Erdoğan ona adeta bir ders verdi, onu terbiye etti.” şeklindeki konuşması, sadece İsrail iç politikası değil, dış politikası bağlamında da önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkmakta ve daha derinlemesine bir analizi hak etmektedir.  

Bu bağlamda, Lapid’in Knesset kürsüsünden yaptığı bu açıklama, her şeyden önce İsrail, hatta derin Siyonist yapı içindeki çatışmanın bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Zira Lapid, bu hamleyle hem ordu ve istihbarat içindeki Netanyahu karşıtı rahatsızlığı meclis tutanaklarına geçirmiş hem de hükümetin bölgesel öngörüsüzlüğünü, İsrail’in bölgesel güvenlik politikalarındaki yapısal hataları üzerinden halk nezdinde açıkça ifşa etmiştir.  

Lapid, Siyonist yapı ve İsrail iç siyasetindeki derin çatlağın yanında Netanyahu hükümetinin stratejik öngörüsüzlüğünü, bölgesel dengeleri okuyamadığını, Türkiye’nin bölgesel ve küresel diplomasideki ağırlığını/diplomatik gücünü ve hatta Ankara’nın Washington üzerindeki karar alıcı etkisini hesaba katamayacak derecede bir körlük içerisinde olduğunu, bundan ötürü de İsrail’i diplomatik ve stratejik anlamda bir yenilgiye uğrattığını da bu konuşmasında net bir şekilde gözler önüne sermiştir. 

Lapid konuşmasında ayrıca Türkiye’nin ve bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı diplomasisiyle çökertilen Netanyahu’nun planına da (“Kürt Planı”) dikkatleri çekmiş ve Tel Aviv’in maşalar aracılığıyla bölgesel statükoyu değiştirme ve rakiplerini içeriden çökertme kabiliyetinin ağır bir darbe aldığını da itiraf etmiştir. 

Dolayısıyla Lapid’in konuşmasının temel hedefinin Netanyahu’nun karizmasını ve “güvenlik mimarı” imajını sarsmak suretiyle onu “siyaseten bir ceset” haline dönüştürmek olduğu anlaşılmaktadır. “Erdoğan ona adeta bir ders verdi, onu terbiye etti” ifadesi, tam da bu noktada Netanyahu’yu aciz ve zayıf gösterme amacını taşıyan, özenle seçilmiş ifadeler olarak kendisini göstermektedir.  

Bu kapsamda Lapid’in ifadeleri İsrail’in dış politikasındaki kibir ve öngörüsüzlüğün, Türkiye’nin bölgesel reelpolitik gücü ve Washington’daki diplomatik ağırlığı duvarına çarparak nasıl çöktüğünün itirafı olarak kendisini göstermektedir. Daha da önemlisi, Ankara ile ilişkileri tamamen koparmanın ve Türkiye’nin hassasiyetlerini hiçe saymanın bedelinin stratejik başarısızlık olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. 

Bir Taşla İki Kuş: Netanyahu’yu Bitirme, Türkiye ile Yeni Bir Yol Haritası İnşa Etme 

Açıkçası, Trump ve Netanyahu arasındaki son polemikler de göz önünde bulundurulduğunda, Netanyahu açısından geri sayımın başlatıldığı ve Lapid’in burada butona bastığı da söylenebilir. Nitekim Lapid, Trump’ın bölgesel bir savaş riskine karşı Netanyahu’nun maceraları yerine Erdoğan’ın realist gücünü tercih ettiğini ifade etmek suretiyle bu tabloyu netleştirmektedir. 

Lapid, söz konusu konuşmasında ABD’nin yeni Ortadoğu’da “maliyetli vekiller” yerine, istikrarı sağlama ve İran’ı dengeleme kapasitesine sahip olan Türkiye’yi vazgeçilmez bir “müzakere ortağı” ve “merkezi aktör” olarak daha fazla ön plana çıkartacağı mesajını da vermekte ve ABD’nin Türkiye ile İsrail arasında bir tercihe zorlanmasının doğru olmayacağı tespitinde bulunmaktadır.  

Dolayısıyla Lapid, radikal ve kontrolsüz hamlelerinden ötürü Netanyahu’yu Amerikan çıkarlarına bir yük olarak gören Trump yönetimine, ABD-İsrail ilişkilerinin normalleşmesinde yeni bir “koordinatör” ihtiyacına vurgu yaparken, Türkiye ile daha uyumlu bir işbirliğinin kaçınılmaz olduğu mesajını vermekte ve adeta “ben buradayım” demektedir. 

Lapid’in İtirafları ve Devlet Teröründe Kürsü Bağlayıcılığı 

Diğer taraftan Lapid Netanyahu’yu hedef alırken, İsrail devletinin kötü sicilini de deşifre etmiş görünmektedir. Zira bu ifadelerin meclis kürsüsünde söylenmesi, İsrail dış politikasındaki fiyaskonun yanında, bölgesel istikrarsızlıklar noktasında İsrail devletinin oynadığı rolü de çok net bir şekilde ifşa etmektedir. Lapid’in bu ifadeleri, İsrail’in bölgedeki Kürt grupları ve terör faaliyetlerini Türkiye, Suriye ve Irak ile İran’a karşı vekil güç olarak kullanma stratejisinin resmî itirafı niteliğindedir. Bu sözler, İsrail’in bölgesel istikrarsızlaştırma operasyonlarında doğrudan rol aldığını ve terör kartını jeopolitik bir araç olarak benimsediğini tescillemektedir. Güvenlik arayışında olduğunu iddia eden İsrail’in bölge açısından bir güvenlik sorunu olduğu ortaya konulmaktadır. 

İsrail’in Vekil Aktör Stratejisi Büyük Bir Darbe Almıştır! 

Lapid’in bu sözleri, İsrail’in “vekil güç/aktörler” bazlı stratejisinin de büyük ölçüde darbe aldığına da işaret etmektedir. Nitekim Lapid, Netanyahu’nun “Büyük İsrail Projesi”nde bölgedeki terör örgütleri ve Kürt grupları üzerinden yürüttüğü vekil güç stratejisinin adeta “Türkiye duvarına” çarptığına dikkatleri çekmekte, Netanyahu ve ekibi “öngörülebilir Türk tepkisi”ni hesaba katmadıkları, küçümsedikleri için eleştirilmektedir. 

“Kürt Planı” ve Stratejik Çöküş 

Hiç kuşkusuz bu planın çöküşü, İsrail’in koruyucu şemsiyesine güvenen vekil güçlerde derin bir hayal kırıklığı ve güvensizlik yaratmıştır. İran ve bölge Kürtlerinin İran’da bir iç savaş oyununa gelmemesi bunun en somut göstergesidir. Tel Aviv’in, Ankara’nın diplomatik baskısı karşısında geri adım atması, bölgesel taşeronların büyük güçlerin pazarlık masasında her an feda edilebileceğini ve İsrail’in taahhütlerinin operasyonel sahada yetersiz kaldığını bir kez daha tescil etmesi boyutlarıyla Lapid’in bu itirafları fazlasıyla kayda değerdir. 

İsrail’in “Vekil Aktör” Arayışları 

Vekil güç stratejisi çöken İsrail, eskileriyle güven tazelemeye yönelik birtakım hamlelerde bulunurken; diğer taraftan bölgede doğrudan askeri/istihbarı maliyeti paylaşacağı yeni devlet ve devlet dışı aktörlere olan yönelimine ağrılık vereceğe benzemektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’nin nüfuzunu dengelemek adına Doğu Akdeniz’deki mevcut ittifaklarını (Yunanistan-GKRY) derinleştirmek için Fransa ve Hindistan ile ilişkilerini geliştirme yollarına bakarken, başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, bazı Körfez ülkeleriyle ve Kuzey-Doğu Afrika’daki ülkelerle de (özellikle de Kızıl Deniz hattında) güvenlik işbirliklerini güçlendirmeye hız verecektir. Devlet dışı aktörler olarak bölgedeki etnik ve mezhepsel fay hatlarını yeniden canlandırmaya çalışacağı, bu bağlamda Kürt kartını yeniden ele alacağı ve Suriye-Lübnan bağlamında kendisini hissettiren Nusayri ve Dürzi kartlarını da daha yoğun bir şekilde gündeme getireceği öngörülmektedir. 

Lapid’in Konuşması Faturanın Kimlere Kesileceğine de İşaret Etmektedir! 

Lapid’in bu ağır ithamı, istihbarat fiyaskolarından zaten bunalmış olan Netanyahu hükümetini meclis zemininde meşruiyet krizine sürüklemektedir. Başarısızlığın ifşası, sahadaki askeri planlamaları siyasilerin hatası yüzünden çöken ordu (IDF) ile hükümet arasındaki güvensizliği ve karşılıklı suçlamaları derinleştirerek kurumsal bir çatışmayı tetikleme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla fiyaskonun mecliste ifşası, Netanyahu hükümetine yönelik erken seçim baskısını zirveye taşıyarak koalisyonda kopmaları tetikleyebilir. Güvenlik bürokrasisinde ise askeri planları sabote edilen istihbarat başkanlarının, sorumluluğu siyasi iradeye yıkmak ve kurumsal saygınlığı korumak adına toplu istifa resti çekmesi güçlü bir olasılıktır. 

Netanyahu Boş Durmayacaktır! 

Netanyahu, “kürsü darbesinin” ardından Türkiye’ye karşı doğrudan saha çatışması yerine örtülü ve asimetrik hamlelere yönelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uluslararası alanda yalnızlaştırmak için Batı medyasında dezenformasyon kampanyalarını artırabilir. Özellikle Doğu Akdeniz ve Kızıl Deniz’de (hatta Balkanlar’da) Ankara karşıtı ittifakları fonlayabilir ve siber istihbarat operasyonlarıyla Türkiye’nin bölgesel diplomatik ağlarını sabote etmeyi deneyebilir. Bu noktada Türkiye’nin Batı ile bağlarını koparmak ve Arap dünyasındaki yükselen pozisyonunu, bir Netanyahu klasiği haline gelmiş olan “Yeni Osmanlıcılık” söylemleri vb. çıkışlarıyla sabote etmek için bölgesel-küresel çapta medya uzantılarını, düşünce merkezlerini ve elbette ABD bazında Yahudi lobisi ile birlikte Kongre’deki nüfuzunu seferber etmeye çalışabilir. Ankara’yı “güvenilmez ortak” ve özellikle Rusya ile ilişkilerinden ötürü “NATO ekseninden kayan aktör” olarak gündeme getirmek suretiyle, Türk-Amerikan savunma sanayii projelerini sabote etmeye, yaptırım baskılarını kışkırtmaya ve Avrupa merkezli finansal kıskaçları derinleştirmeye de çalışabilir. Fakat Netanhayu ne yaparsa yapsın, görünen o ki kürsü üzerinden onun hakkında hüküm verilmiştir.  

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.